Minicik Bir Ümit Dahi Olsa -İçinde- Korku Barınamaz!
10/10
·202 syf.··
2025 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2025 22:53
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir. (Spoiler içerir!) Oğuz Atay'ın kalemi ile ilk tanışma kitabım oldu. Öncesinde 'Ben Buradayım'ı okumanın verimini almış olsamda Atay'ı anlamak oldukça meşakkatli bir iş. Yazarı özümseyen belli bir okur kitlesinin olması şaşırtıcı değil. Korkuyu Beklerken'deki 8 öykü üzerine bir çok araştırma yapılmış lâkin benimde uyanan düşüncelerden seçemeler dizisinde; 1) Beyaz Mantolu Adam : Bir adamın toplumsal normların dışında varolabilme savaşı... Toplumun dışladığı, dışlanmanın dayanılmaz olduğu dorukta, insanın kendini ölümle, varlığından soyutlaması en acı son tercih olsa gerek. Normların dışında -kitle tarafından normal nitelenen özellikleri barındırmayan- farklı olanı gördüğü zaman insanoğlu, onu anlamak yerine kendi dünyasında anlamlandırmaya çalışır. Öyküde Beyaz Mantolu Adam'ı, kimi sadaka verip vicdanını rahatlatarak, kimi onu kazanç kapısı görüp meta olarak kullanarak, kimi de eğlence kaynağında hazzı için sömürür. Her dönem yaşanılmış ve zamanla evrilmiş olsa da bu durum mevcudiyetini korumaktadır. Toplum tarafından dışlanan, dışlanmaya direnip uyum sağlama çabaları içerisine girer, lâkin çabalar başarısız olursa, tek çözüm varlığında yok olma arzusu içeren intihar bir çözüm olarak görülür. 2) Unutulan Hayat maratonunda hiç mola vermeden koştururken, insanın kendi duygularından kaçışı... Peki kaçış ne kadar sürecek? Çözülmek istenmeyen ya da yüzleşmekten korkup bilinçaltına atılanların, bir gün hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkışı ile hezeyanlı bir yüzleşme yaşamak kim ister? Kimse istemez ama herkes yapar çelişkisinde, işe yararlığı deli gibi söylenen ama etkisinin bir mum alevi olan telkin cümleleri ise: Dur! Nefes al! Sakinleş! Dinle kalbini! Anla Duygularını! Adım At Cesaretle! Vakit Bitmeden, Pişman Olmadan! 3) Korkuyu Beklerken Etkileşim hâlinde olduğu çevrece anlaşılamayan, yalnızlığa itilmiş bir hayat... Zamanla kendi yalnızlığına öyle hapsoluyor ki düşen bir yaprağın bile farkına varamıyor. Sosyal normlarda üst düzey düşünsel becerisine sahip kişilerin -söz konusu din ise- hayata tutunmak için nasıl bir yol izlediklerini ne kadar araştırsa da, okusa da bulamıyor. O yolda yürüyenleri okumadıkları için eleştiriyor. Aslında çevrenin bir parçası olmak içindir bütün uğraşı. Yaşamaya/varolmaya her işini yarım bırakarak direniyor. Ama olumsuz sonuçlanınca uğraş, kendi kabuğunda -evinde- varolma savaşını vermeye çalışıyor. Yarımları tamamlama çabasına girip ölüm süresini geciktirebileceğini düşünüyor. Direniyor ama tamamen ümitsizliğe de düşemiyor. Kötü de olsa bir olasılığı beklemek hayata bağlıyor, hayat anlam kazanıyor. Olasılık ortadan kalkınca, olabilecek kötü olasılık dahi kalmayınca, herşey anlamsızlaşıyor. Korkuyor, korkudan beslenerek varlığını sürdürürken intikam alma istediği uyanıyor. Girişimlerde bulunsa da yine başarılı olamıyor. 4) Bir Mektup Yok sayılan, hor görülen, yalnızlaştırılmış bir adamın değer arayışında, en küçük söz ve davranışın peşinden koşması... Yoksulun meta üzerinden burjuva özentisini, güvenin kaybediş nedeni olmasını, ahlaki yargılarda bulunanların o yargıların kurbanı olmadığını, insanın kendini başkalarından ayıracak üstün bir davranışta bulunabileceğini ironik bir dille eleştiriyor. 5) Ne Evet Ne Hayır Toplumun bir ferdi olmak için bir yandan düşündüğünü/yapmak istediğini değil de ondan bekleneni yaparak o potaya girmek derdinde olan bir adam, diğer yanda reddi/hayırı kabul edemeyen, anlamazlıktan gelip bütünün bir parçası olmaya çabalayan bir adam. (Yazar, çocukken evde ebeveynleri tarafından yanlış kelime kullanmasına izin verilmemesindeki bütün hıncını, belki de bu öyküde imlâ hataları dolu bir mektupla alıyor.) 6) Tahta At Sürekli çevreye uyum çabası sancısında, total için doğru olan fikrin, azınlıkta kalınca, ne kadar tımalarsan tırmala çoğunluk galip gelir. 7) Babaya Mektup Hayatta birbirini hiç anlamadan ama hep seven bir baba-oğul ilişkisi... Babasını kaybeden oğulun vedalaşma sözlerini içeren öykü, içerisinde birçok otobiyografik anı içeriyor. Kimi zaman anlaşılamadığı için üzülse de ne suçlayabiliyor ne de affedebiliyor. Zaman zaman babasına benzediği yanlarını keşfetmiş olsa da tamamen babası gibi olmaktan korkuyor. 8) Demiryolu Hikâyecileri-Bir Rüya Özgün yazılı eser verememek, eserin kıymetinin bilinmemesi, edebiyatın metalaştırılması... Çağında anlaşılamayan bir yazarın bangır bangır ben buradayım çığlığının sessizliği! "Hayır, gerçekten ölmedi; çünkü ben yaşayamazdım ölseydi. Bunu biliyordu. Bu kadar yakınımda olduğunu bilmiyordum ama, sen bir yerde var olursan yaşayabilirim ancak demiştim. Nasıl olursan ol, var olduğunu bilmek bana yeter demiştim." S.31 "Yaşamam için, onun her an var olması gerekliydi. Başka türlü hissetseydim, ölmüştüm şimdi." S.32 "Yalnız kalmaktan korktukça, yalnızlığım artıyor." S.37 "İnsanın, sürekli yaşadığını hissetmesi için, bazı değişmez ölçülere başvurmak iyi oluyordu." S.37 "Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır." S.41 "İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz." S.42 "Her zaman vakti olanlara saygı duyulmaz." S.43 "Ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım: Kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu. Doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı. Bu yüzden insan, duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu. Belki bu zavallılığın, bu yarım yamalaklığın, bu gülünç durumun bile bir aslı, gerçek bir biçimi vardı... Her şeye yeniden başlamak da mümkün değildi. İstesen de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de bir takım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi meselâ. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi." S.62 "Belki de ölmemek için, hiçbir işin sonuna kadar gitmiyordum. Böyle küçük çalışmaların üst üste eklenmesiyle doluyordu zaman. Ben de kelimeleri birbirine yapıştırarak yaratıyordum zamanı." S.62 "Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar? Bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye yeniden başlamak pek kolay sayılmazdı herhalde." S.63 "Mutlak bir ümitsizliğe düşmek istedim. Belki tam düştükten sonra çıkmak kolay olurdu." S.64 "Beni anlamıyorlardı. Zararı yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı." S.73 "Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkûm edildim." S.78 "... bütün mezheplerin, dinlerin öteki dünya ile yetinmediğini, yalnız Allah'a varmak düşüncesiyle tatmin olmadıklarını sezer gibi oldum. Başkalarına üstün olduklarını hissetmek, onlardan farklı yerlere vardıklarını elle tutulur bir biçimde görebilmek için kurbanlar seçtiklerini gördüm. En zavallı insanlardan kurbanlar buluyorlardı; ne dünyanın ne de ahiretin farkında olmayan ve bir ekmek parası için ezilmişliklerini satan insanlardan yararlanıyorlardı, onları kötü ruhlar sayarak cezalandırıyorlardı. Neden kurban edildiklerini bilmeyenleri, kötülüğün yeryüzündeki temsilcileri olarak görüyorlardı." S.85
1000Kitap
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,4bin okunma
·
165 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.