Bugün sizi ilk sayfasından kendine çekecek, kısa ama derin, ilker bozdag 'ın kaleminden çıkan bir eser ile geldim.
Kitabımız 1999 Ağustos'un başlarında geçmektedir. İki farklı anda, rüya sanrısı ile gerçeklik arasında geçen eserimizin rüya kısımlarını sonlarına doğru anlıyoruz.
Feruz 25 yaşında, İstanbul'da okuyan psikoloji son sınıf öğrencisidir. Sınav arasında Diyarbakır'a annesini ziyarete gelip, Diyarbakır'ı gezmekte oranın eşsiz güzelliklerine bizi de misafir etmektedir.
Feruz karakterini çok sevdim ben, naif birisi, yazmayı seviyor. Kitapda sevdigi Cahit Sıtkı Tarancı'ı ile olan konuşmaları hoşuma giden kısımlardandı. Konuşmalarından birisinde Cahit abisine, ilk görüşte aşık olduğu ve Zühre yıldızına benzettiği bir kızı anlatıyor ve böylece kitaba adını veren Efsel karakteri ile tanışıyoruz.
Efsel, yeşil gözlü, kıvırcık saçlı, 17 yaşında, yaşına göre bilinçli bir kız. Feruz'un karakterinden etkilenerek onunla birkaç kere görüşüyor. Okulu için Ankara'ya dönmesi gerektiğinde Feruz ile yılda 1 kere de olsa buluşma sözü veriyorlar ve onu Ankara'ya çağırıyor. Sizce Feruz Ankara'ya gidebildi mi? Ya da Efsel ve Feruz 1 yıl sonra buluşabildi mi?
Aradaki yaş farkı rahatsız edici gibi görünse de karakterin verdiği güven hissinden mi bilmiyorum okurken bu fark beni rahatsız etmedi. Kitabı okumasam kesin olumsuz bir yorum yapardım
Diyarbakır'ı çok severim, o sevdiğim yerleri bu güzel karakterlerle birlikte okumak ayrı hoşuma gitti. Ayrıca yazarın kitapta çocuklarına da yer vermesi bana çok tatlı geldi.
17 Ağustos depremine değiniliyor ve hayatın planlandığı gibi gitmeyeceğine verilen kararlardan, sözlerden bağımsız yaşanabileceğini gösteriyor. Kahramanmaraş depremini yaşayan birisi olarak yarım kalan hayatlar ve eksik kalan insanlar tanıdım, o yüzden karakterler beni biraz fazla etkiledi.
Yazarın kalemini çok sevdim, farklı zaman dilimlerini, hisleri ve olayları o iç dünyada yaşanan karmaşaları çok guüel yansıtmış bence. Bir solukta okuyabileceğiniz, hayattan bir eser diyebilirim.