Merhabalar sevgili dostlarım
Bugun size çok severek okuduğum bir yazarın,harika bir kitabıyla geldim .
Oya Akçizmeci nin okuduğum dördüncü kitabı bu ve gerçekten hangisi diye sorsanız seçim yapamam ,hepsi birbirinden güzel.
Ben böyle çift zamanlı ilerleyen hikayeleri çok severim her zaman .Bu kitapta da kah 1800 lerin sonlarına Cunhuriyetin ilk yıllarına tanıklık ettik ,kah günümüze yakın dönemlere.
Ve ana tema kadınlar...
Güçlü kadınlar, ezilen kadınlar, kendilerini ailelerine , eşlerine,çocuklarına adayan ve kendi kararlarını bile sorgulamaktan kaçınan kadınlar..
Özge aileden gelen doktorluk mesleğini istemeyerek Fransızca öğretmenliği okumuş. Eğitim için gittiği Fransa da bir doktor olan Burç la ailesinden habersiz evlenmiş. Türkiye ye tekrar dönmüşler. Sonrasında anlaşamadıkları konular olmuş ve Özge tek yaşamak istemiş. Babası Agah Bey eski bir yalı alıp, Özge yi oraya oturtmuş. Özge de benim gibi eskiye hayran, başlamış evin deposunda ki mobilyaları kullanılır hale getirtip kullanmaya .Her yeri günlerce araştırmış.
Yalının girişinde kafası kopmuş bir aslan Heykeli var .Onu kaldırmak istediklerinde altından mavi bir sandık çıkmış.
Ve sandığı açılınca Buglem Hanımla tanışıyoruz.
1800 lerin ortaları. Buglem Hanım çocukluğunu anlatıyor önce. Bir Paşa yla evlendiriliyor 16 sında. Onun için aşk bu ,çünkü başka görmemiş. İki oğlu oluyor .Bu sırada Devleti Aliyye de olanlara da taniklik ediyoruz .Kocası Jön Türkler akımına katılıyor. Iki oğluyla Paris e kaçıyor ve Buglem Hanım yalnız kalıyor. Sonra yaşadıkları herkesin kaldırabilecegi şeyler degil .Yaşadıklarını sandığa anlatip kapagini kapatmis hep .Bütün bunları yazdığı defteri ve eşyaları sandığa koyup kaldırmış.
İşte Özge bu sandığı bulduktan sonra evde fısıltilar duymaya ve onun hayalini görmeye başlıyor. Bunların hepsini kitap yazıp herkese duyurmak istiyor
Ama ortaya çıkan gerçekler ,hiç birşeyin boş yere olmadığını ortaya çıkarıyor...
Daha da anlatmayim da siz okuyun ..
Kitapla kalın dostlar....
FısıltılarOya Akçizmeci