·367 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Eylül 2024 11:09 Bir gazeteci-yazar olan Guido Knopp hem Almanya’da hem de Avrupa içinde ve dışında ünlüdür. Özellikle iki devlet kanalına yaptığı (ARD ve ZDF) 2. Dünya Savaşı’nı konu edinen çok sayıda belgesel ile kendisine iyi bir isim yapmıştır. Belgesellerini genelde üçleme şeklinde çeker ve bu şekilde kitapları da bir müddet sonra basılır.
Pencere Yayınları bu üçlemelerden, bence en iyisi olan, “Doğu cephesi” hakkındaki “Lanet Savaş” başlıklı olanı seçmiş. Ancak nedense, “Savaş Sonu 1943-1945” başlıklı olan üçüncü kitap basılmamış. Ayrıca, basılan ikisinin yayın sırası yanlış; orijinalde Önce “Barbarossa Harekâtı” sonra “Stalingrad” yayınlanmış iken, biz de tersi olmuş.
Askeri tarih meraklılarına, hele 2. D.S. okurlarına kitabın konusu hakkında herhangi bir bilgi vermek gerekmiyor; diye düşünüyorum. Önemli olan, Knopp’un Barbarossa Harekâtını strateji, taktik, silahların teknik özelliklerinden daha çok, insani yönünü ön planda tuttuğunu vurgulamak olacak. Sadece Alman ve Sovyet askerlerine değil, tüm harekâtın acısını çeken sivillere de ağırlıklı olarak yer vermiş. Bu üçleme serisinin ana başlığından yola çıkarak, “Bu lanet savaşta yenenler, yenilenlerden daha az acı çekmedi.” sözü kadar Doğu cephesinin gerçeğini anlatan cümle az bulunur.
Gazeteci-yazara yöneltilen iki ana eleştiri var. İlki, irdelediği konu ve/veya döneme ait tarihi bağlantıları aktarırken, analiz ederken aşırı basitleştirilmesi. Bence, burada göz ardı edilen nokta, Knopp’un askeri tarihi, popüler bir tarzda ele alma hedefi. Okuyucu ve izleyici kitlesi, akademik tarzda bir eser beklemiyor ondan. Kendisine ün kazandıran televizyon belgesellerinde bunu daha iyi görürsünüz.
Doğal olarak, Almanlar için, utanç dolu ve çok duygusal bir konuyu mümkün olduğu kadar akıcı bir biçimde anlatmaya çalışır. Bu yaklaşımı da kendisine yöneltilen ikinci ana eleştiriyi doğurmuştur. “Çağdaş tanıklarla yaptığı röportajlar çok "duygusal" olarak tanımlanır. Ama, Knopp’un istediği de zaten budur. Bunun arkasında yatan diğer bir neden de, savaş olgusunda “insan” unsurunu ön plana çıkarmaktır. Kendisinin askeri terminoloji ve askeri strateji bilgisi de sınırlı olduğundan, böyle bir çıkış yolu bulduğunu da eklemem gerekir.
“Görüşmelerle” ilgili bir diğer eleştiri de, duyguları fazla ön plana çıkararak, izleyicilerin Almanların İkinci Dünya Savaşı'ndaki rolü konusunda ki algısını yumuşatma çabası içinde olduğudur. Ben buna katılmazken, ortanın sağından aşırı sağa uzanan okuyucu yelpazesinde de, Knopp’a yöneltilen en büyük eleştirinin, “2. D.S. konusunda sadece Almanları suçladığı” şeklinde olduğunu da eklemem gerekir.
Görüldüğü üzere yazar, “Ne İsa'ya ne de Musa'ya da yaranamaz." atasözüne uyan bir gazeteci- yazar konumundadır. Ne olursa olsun, çok üretken olduğu yadsınamaz. (Tabii, bunda ARD ve ZDF gibi devlet kanallarının desteğini arkasına aldığı gerçeği de yatar!)
Knopp’un ustalığı, tercümenin güzelliği, kendi içinde bir “çapraz okuma” olan bu kitabı konuya ilgi duyan herkese tavsiye etmem için yeterlidir. Ancak sahaflarda bulabilirsiniz.