·192 syf.····Okunma: 29 Mayıs 2025 15:29 Simyacı, öyle bir kitap ki, elinize aldığınızda sanki size özel yazılmış gibi hissediyorsunuz. Paulo Coelho, Santiago’nun çöllerden piramitlere uzanan serüveninde aslında hepimize, kendi "kişisel menkıbemizi" hatırlatıyor. Kitap, sade dili, masalsı anlatımı ve derin felsefesiyle bir yandan ruhumuzu okşarken bir yandan da "Ben ne yapıyorum hayatımda?" dedirtiyor.
Coelho’nun kullandığı dil oldukça yalın, hatta zaman zaman çocuksu bile diyebiliriz ama bu sadelik kitabın ruhuna öyle yakışıyor ki, sayfalar akıp gidiyor. Kitabı okurken sanki bir bilgeyle sessizce sohbet ediyormuşsunuz gibi… Özellikle “Bir şeyi gerçekten istersen, bütün evren onu gerçekleştirmek için iş birliği yapar” cümlesi artık sadece kitaba ait değil, bir motto haline gelmiş durumda. Ve kabul edelim, biraz içimizdeki umudu da canlandırıyor bu söz.
Ancak her kitap gibi Simyacı da eleştiriden tamamen muaf değil. Kitap bazı okuyucular için fazla basit veya tekrara düşen bir anlatımda olabilir. Santiago’nun yolculuğu her ne kadar içsel bir derinliğe sahip olsa da, olaylar bazen çok hızlı çözülüyor, karakterler fazla “temsil” gibi kalıyor – yani gerçek hayattaki karmaşıklıktan uzak, simgesel figürler gibi. Bu durum bazı okurlarda “fazla mesaj kaygısı var” hissini uyandırabiliyor.
Bir diğer küçük eleştiri de şu: Kitabın çok güçlü bir mesajı var ama bu mesaj öylesine sık ve doğrudan veriliyor ki, kimi zaman okuyucunun kendi çıkarım yapma zevki biraz gölgeleniyor. Yani "anlatma, göster" kuralı edebiyatta biraz es geçilmiş diyebiliriz.
Ama tüm bunlara rağmen, Simyacı hâlâ ilham arayan herkesin başucu kitaplarından biri olmaya devam ediyor. Bazen yolunu kaybeden, bazen de hayalini unutan kalplere nazikçe dokunuyor. Bu kitabı sevmemek zor; belki de eleştiriler bile onun büyüsünü kıramıyor çünkü Santiago’nun arayışı aslında hepimizin içsel yolculuğuna ayna tutuyor.
Hoşçakalın :)