·210 syf.····Okunma: 28 Mayıs 2025 17:16 Nedensizce çok düşük bir beklentiyle başladığım ancak elimden düşüremeyip iki günde bitirdiğim kitap. Bu ön yargımın sebebi Çin Edebiyatı ile ilk tanışmam olabilir elbette. Yu Hua'nın yalın, akıcı ve aynı zamanda edebi diline hayran kaldım. Kitabı bitirir bitirmez yazarın birçok kitabını listeme ekledim, en yakın zamanda Yua Hua'nın başka dünyalarına dalmak için sabırsızlanıyorum.
Roman, Zhang Yimou tarafından sinemaya aktarılmış, 1994 yılında Cannes Grand Prix ödülünü almış. Ne tuhaftır ki böylesine ses getiren bir yapıt kendi ülkesinde yasaklanmış. Yasaklanmasının en önemli nedeni tabiki Çin Hükümetinin yaşadığı siyasi buhranları tüm çıplaklığı ile okuyucuya aktarması. Bu kitabı okuduktan sonra Çin tarihine büyük ilgi duyacağınıza eminim. Kapalı kapılar ardında yaşananlar, diktatörlük, zalim yönetim, halkın sefaleti... Kitabı okurken o siyasi atmosferi, halkın çektiği acıları iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Kitap, köy köy dolaşarak halk şarkıları derleyen anlatıcının, Fugui isimli ana karakter ile karşılaşması ile başlıyor. Karşılaşmadan itibaren tüm kitap boyunca Fugui'nin bakış açısından kendi hayat hikayesini okuyoruz.
Fugui gençlik dönemlerinde kumar ve kadınlara düşkün, aileden zengin, sürekli olarak babası ile çatışan avare bir tip. Evli olmasına rağmen sürekli genelevlere gidip bunu gizlemekte bir behis görmüyor, işi arsızlığa vurarak yaptıklarını kayınpederi başta olmak üzere herkesin gözüne sokarak eğleniyor. Zamanla kumarda babasının tüm malvarlığını kaybediyor ve aileyi çok büyük bir sefalete sürüklüyor. Fugui'nin her şeyi kaybetmesinden sonra babasının söylediği şu söz tüm kitap boyunca tekrar ediliyor ve yer yer buraya göndermeler yapılıyor: '' uzun zaman önce Xu ailesinin ataları sadece bir tavuk beslerdi. O tavuk büyünce kaz oldu, kaz kuzuya döndü ve kuzu öküz oldu. Ailemiz böyle zenginleşti. Sıra bana geldiğinde Xu ailesinin öküzü kuzuya döndü, sonra kuzu eridi kaza döndü. Sora sana geldiğinde kaz tavuğa döndü ve şimdi bir tavuğumuz bile yok.'' Bu andan itibaren açlık ve sefaletin yanında ülkenin içinde bulunduğu siyasi buhran, hükümetin halk üzerindeki baskısı, hastalıklar derken Fugui birer birer ailesindeki herkesi kaybediyor. Kitaba adını veren ''yaşamak'' arzusu her seferinde galip çıkıyor ve Fugui bir şekilde yaşamak için bir sebep buluyor, hırslanıyor, tavuğu kaz yapmak için elinden geleni ardına koymuyor. Hayatındaki herkesi kaybedip yalnız torunu ile bir başına kaldığında, bir öküzleri olduğunda yeniden eskisi gibi zengin olacaklarına torununu inandırıyor. Torun her gün ne zaman öküz alacağız diye sorarken öküzü alamadan trajik bir şekilde ölüyor. Nedendir bilmem beni en çok etkileyen torunun ölümü oldu. O da öldükten sonra tavuk kaza, kaz kuzuya, kuzu öküze dönüyor. Sahip olduğu her şeyi ve herkesi kaybeden Fugui'nin bu kez yaşamak için tek sebebi kendi ismini verdiği öküzü Fugui oluyor.
Öldüğünde kendisini gömecek kimsesi dahi kalmayan Fugui'nin arsızlık ve avarelik ile başlayan; acı, pişmanlık ve sefalet içinde sürüp giden hayatını kızarak, üzülerek, yer yer bir iki damla gözyaşı dökerek nihayetinde bir şekilde keyif alarak bir çırpıda okuyacağınıza eminim.