Bil ki ölüm, düşündüğünden çok daha yakındır. Öyle ki, bir nefes alışla veriş arasında, bir göz kırpışı kadar mesafede… Ne duvarlar onu durdurabilir ne de ilaçlar onu geciktirebilir. Ölüm, bir kader emridir. Ne bir an ileri alınır, ne bir saniye geri bırakılır.
Nice hastalar vardır ki yatağında yıllarca bekler, ama ruhunu teslim etmez. Çünkü vadesi henüz dolmamıştır. Nice gençler vardır ki dipdiri, sağlıklıdır; ama bir anda can verir, çünkü eceli gelmiştir. Ölüm, hastalığa değil; vakte, yazgıya bakar. Hasta olan ölmez, vadesi dolan ölür. Ve bu, Allah’ın değişmeyen yasasıdır.
Unutma;
"Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman, ne bir an geri kalırlar ne de ileri geçerler."
(Yûnus Sûresi, 49)
Sözde selamet beldelerinde (şehirler, sokaklar ışıklı, sofralar dolu, ev sıcak ama özde fitne beldeleri) her gün binlercesi toprağa giriyor. Oysa “ölüm diyarı” denilen cihad beldelerinde; üzerlerine bombalar yağmur gibi yağan, yıkıntılar arasında ekmek arayan, cihad meydanlarında şehadeti göze alarak yürüyen nice mücahid hâlâ yaşıyor. Çünkü orada vadesi dolmayan ölmez, burada da vadesi gelen kurtulamaz. Ölüm coğrafya seçmez, kalabalıklardan ya da güvenli evlerden kaçmaz. Bombadan değil, gaflet içinde ölmekten korkulur.
Ey gaflete düşen insan!
Sanma ki 80, 90, 100 yaşına kadar yaşamak bir lütuf, 25 yaşında ölmek bir kayıptır. Ölüm, yaşlara göre değil; yazgıya göre gelir. 20, 25 yaşındaki bir gencin eceli ile 80, 90 yaşındaki bir ihtiyarın eceli arasında fark yoktur. Vakit dolmuşsa hüküm tecelli eder. O an geldi mi; gencin enerjisi de, ihtiyarın tecrübesi de bir işe yaramaz. Hayat dediğin bir yolculuksa, ölüm bu yolculuğun varış noktasıdır. Kimi sabah yola çıkar, akşam ulaşır; kimi yıllarca yol alır ama sonunda aynı kapıdadır. Herkesin sonu, Allah’a döndürülmektir.
Ey yolcu! Yolun nereye vardığını unutma. Ahiret seni bekliyor. Ölümü hatırlamak sana karanlık getirmez, bilakis yolunu aydınlatır. Dünya uykusundan uyanmak, hakikate hazırlanmak ancak onunla mümkündür.
Rasûlullah ﷺ buyurur:
"Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayınız." (Tirmizî, Zühd, 4)
Bu hatırlayış; neşeni bozmaz, aksine neyin kıymetli olduğunu sana öğretir. Dünya geçici, ahiret sonsuzdur. Bu yüzden, ölüm sana korku değil, sorumluluk yüklemelidir. Çünkü ölüm, gaflette olan için bir son; hazırlıklı olan için bir kurtuluştur.
Ölüm geldiğinde; ne dağın tepesinde saklanabilirsiniz, ne kalabalık şehirlerde kaybolursinkz. Ölüm; ne gençlikte durur, ne yaşlılıkta bekler. O, sadece emredildiği vakitte gelir ve ruhu alır.
Hazırlıklı olan kurtulur.
Ey insan!
Yakin sana gelmeden tevhidi öğren!
Zamanın tükenmeden, secdeye yaklaş.
Kendini kandırmadan, kalbini Allah’a bağla.
Ve unutma;
Ölüm, seni unutmadan önce sen onu hatırla.