·296 syf.····Okunma: 31 Mayıs 2025 00:36 Kadınlar mutsuz mu, bilmiyorum. Ama Türkiye’de geleneksel toplum modelinin dışına çıkmaya başladığınızda, bu genellikle bir tür yalnızlıkla bedellendiriliyor. Kadına deniyor ki: “Ekonomik özgürlüğünü kazan, birey ol, ayakta dur.” Ama aynı zamanda “anneliği ihmal etme, evine sahip çık, geleneksel rolleri de terk etme.” Bu dengeyi kurmaya çalışırken kadınlar ikiye bölünüyor; birey olmaya başladıkça o çatlak daha da derinleşiyor.
İşte Kadından Kentler, tam da bu yarılmanın kitabı.
Her öykünün sonunda insanın göğüs kafesinin tam orta yerine zonk diye bir darbe iniyor. Bahsi geçen kadınlar o kadar gerçek, o kadar dokunulabilir ki… İki hikayeyi arka arkaya okumaya çalışırsanız, hissettiğiniz şey bir tür duygusal doz aşımı olabilir. Evet, göğüs kafesi demiştim ya — oralar, işte tam orası çok fena yanıyor bu kitapla.
Hiç aklımda yokken gelip beni bulan, sonra da beni mutlu eden bir kitap bu. Her öyküsünde başka bir iç dünyaya, başka bir kadına ve onun eşlikçisi olan bir kente konuk oluyoruz. Ve öyle farklı, öyle tanıdık kadınlar anlatılıyor ki... İnsan birinde olmazsa diğerinde kendine dair bir şeyler buluyor. Hatta en fenası, "ya ileride ben de böyle olursam" korkusuyla yüzleşiyorsunuz. Belki de en çok yalnızlıktan, yalnız ölmekten korktuğumuz için, bu karakterlerin bazıları bizde yankı buluyor.
Yazar, her bir kadının hayatını 20 sayfaya öyle ustaca sığdırmış ki şaşırmamak elde değil. Hikayelerin sonları yok — çünkü o sonları ya biz yaşayacağız ya da çoktan yaşamışız. Mungan bunu biliyor. Çünkü yazdığı kadınlar uçlarda yaşayan karakterler değil; hepsi bizden birileri: evinde yemek pişiren, işe giden, çocuklarına yetişmeye çalışan, bazıları hırslı, bazıları vazgeçmiş, kimi güçlü, kimi yorgun kadınlar…
Murathan Mungan’a bu kitapla hayran olmamak zor. Kadını ve onun iç dünyasını, bir erkek yazar olarak bu denli derin, bu kadar sarsıcı ve gerçek bir şekilde anlatabilmesi başlı başına takdirlik bir başarı. Bazen toplumun aynası olmaktan kendimizi kurtaramıyoruz; Kadından Kentler, bu aynayı hem kırıyor, hem yeniden kuruyor. Hem acı veriyor, hem içimize su serpiyor.