Kadından Kentler

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.491
Gösterim
Adı:
Kadından Kentler
Baskı tarihi:
Kasım 2008
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426657
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Kadından Kentler, Murathan Mungan'ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı. 
(Tanıtım Yazısından)

izmir
Sabahın bu erken saatinde İzmir bambaşka görünüyordu gözüne. Nurhayat, Ömer Çavuş Kahvesi'nde oturduğu masada birdenbire her şeyi yeniden gözden geçirmesi gerektiğini hissetti. Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Cuma günü onu istemeye geleceklerdi ve Nurhayat şimdi bu evliliği isteyip istemediğinden emin değildi.
adana
Havalandırma serinliğinin dışarıyı unutturduğu otelin kapısına çıktıklarında vahşi Adana sıcağı yüzlerine olanca acımasızlığıyla çarparken, Emine için gün çoktan bitmişti aslında. Bir başkasının filminde konuk oyuncu olduğunu bilmenin ısmarlama adımlarıyla Gülsüm'ün ardı sıra basamakları indi. Kapıda onları bekleyen son model Mercedes'in içinden fırlayan şoför, gösterişli bir saygıyla eğilip kapıları açtı. Üniformalı değildi ama hareketleri üniformalı gibiydi. Beyaz gömleği son düğmesine kadar iliklenmiş, koyu renk boyunbağı bağlamıştı; gömleğinin kısa kollu olmasından başka havayı hafifletecek bir şey yoktu üstünde.
trabzon
Trabzon burması bu! Bunun ne demeye geldiğini en çok anasından biliyor. Trabzon burması demek, gelecek demek. Umut demek. Bütün bir hayat demek. Şimdi karşısında bir ölünün bileğinde ışıldıyor. Birdenbire bunca yoksulluğun ortasında ışıyan bilezik, bu ölümü başka türlü anlamlandırıyor gözünde. İçi kamaşıyor...
bursa
Esme, Bursa'daki ilk kışlarında, yerli melodramların Uludağ sahnelerinde üzeri çok motifli rengârenk kazaklar giyen Yeşilçam jönlerine nazire, Engin'e doğum gününde böyle bir kazak almayı düşünmüştü. Sonra vazgeçmişti ama düşüncesi bile onları eğlendirmeye yetmişti. Hayal işte! Şimdi yakası beyaz kürklü taba rengi kabanıyla getiriyordu Engin'i gözünün önüne... 
samsun
Bazı hikâyeler parça parça gün ışığına çıktıkça özel bir güç, gerçeküstü bir nitelik kazanır. Songül'ün kayınvaldesinin hikâyesi de biraz böyle. Bazen hiç tanımadığınız bir ölü, ansızın hayatınızda yer kaplamaya başlar. Şengül, sanki bilinmez bir yazgının yönlendirmesiyle Samsun'a kadar bu kadının hikâyesini dinlemek için gelmişti....
amasya
Yeşilırmak kıyısındaki çay bahçelerinden birinde buluşacaklar. Sakin akan ırmağın yeşiline dalmış olan Güzel, evlendikten sonra Cem'le birlikte Edirne'ye Nihal Abla'yı ziyarete gidişlerini düşünüyor. Zamanla herşey unutulmuştu. Akıp giden bu ırmak gibi her şey akıp gitmez mi?
ankara
Ertesi gün cebimde sahte bir kimlikle Kızılay'da, bilirsiniz, Kocabeyoğlu Çarşısı'nın yanı başındaki Tansel Plak'a gittim. Yeniyetmeliğimin, gençliğimin Ankara'sının önemli uğrak yerlerinden biriydi. Aranıyor olmak, "biri olmak" demekti ve ben kısa bir süre için de olsa, şu bulanık kalabalığın içinde amaçsız dolaşan rasgele biri olmak istemiştim. Zafer Çarşısı'nın kitapçıları da burnumda tütüyordu ama şansımı zorlamamalıydım. Bilmeyen yoktu. Gizli polisler orada cirit atıyordu...
sinop
"Sinop'a geldiğinizde mutlaka beklerim. Evimizin penceresinden Sinop Kalesi görünüyor bir görseniz! Dalgalar, deniz! Nasıl anlatsam! Yağmurlu havada başka, güneşli havada bir başka." Gülümsüyorum. Bayramda anne-babasının eline öpmeye gelmiş Seher. Bu, evlendikten sonraki ilk bayramları...
afyon
"Afyon İkbal Tesisleri'ne hoş geldiniz" diyen anons çınlıyor kulaklarda: "Denizli istikametinden gelip, İstanbul istikametine gitmekte olan Kanat Turizm'in değerli yolcuları, otobüsünüz yarım saat çay molası vermiştir." Gözleri Mecnun'u arıyor. Bugün niye yok ortalarda? Yoksa? Onu göremediği her seferinde yüreğini sinsice yoklayan bu korku...
kırşehir
Hayat Hanım her haliyle adının hakkını veren "hayat dolu" bir kadındı. Hiçbir şehirde iki üç yıldan fazla yaşamaz, her seferinde yeniden taşınırdı. "Oturmadığın vilayet kaldı mı?" diye soranlara, "Olmaz mı canım? Var elbette. Ben doğduğumda memleketimizin 67 vilayeti vardı. Biz böyle bildik, böyle öğrendik. Her kasaba irisini böyle kolayından il yapmaya devam ederlerse, hepsine yetişemeden ölüp gideceğim," diye hayıflanıyormuş gibi yapar, arkasından o ünlü kahkahalarından birini patlatırdı.
erzurum
Suna'nın bavullardaki fotoğrafları ilk görüşü değildi. Erzurum'a geliş gidişlerinde birkaç kez el atıp bakmışlığı vardı. Şimdi onları her eline aldığında kafasını kurcalayan, zihnine üşüşen olguların bir teki bile o zaman aklına gelmemiş, hatta üzerinde durulmaya değer bile bulmamıştı. Değişen neydi öyleyse? Bu fotoğrafların içini ancak şimdi görmesini sağlayan neydi?
diyarbakır
Başkomiserin kendisini içeri çağırmasını beklerken Aslı'nın gözleri oturduğu bankta. Yer yer boyaları soyulmuş. Hani nasıl adlandıracağını bilemediğin ara renkler vardır ya, öyle. Şimdi içeri çekip polis zoruyla sorsalar, "Söyle bakalım kızım, ne renktir bu," söyleyemezsin. İnsan zihni ne tuhaf! Neler düşünüyor? Polisin burada, Diyarbakır'da sorduğu, sorabileceği sorular düşünüldüğünde ne kadar saçma şu aklından geçenler! Yoksa o kadar da saçma değil mi? 
kayseri
Lüks Terzi'nin Kızları derlerdi o zamanlar üçüne birden. Laf aramızda kalsın en alımlıları ortancası Sofya! Sofya dediğime bakma, asıl adı Mualla tabii. Peki adı niye Sofya kaldı diyeceksin? Bir düşün: Değil Kayseri'de, değil Türkiye'de, dünyada kaç kadın vardır Sophie Loren'e bu kadar benzeyen? Onu görsen. O zamanların Kayserisi de başkaydı. Şimdiki gibi on dördüne varmadan mantoya girmiyordu kızlar...
gümüşhane
Kapıyı açan kadına, "Sen Asiye misin?" diye sordu. Birbirlerini tartan bakışlarla baktılar kısa bir süre. Kapıyı çalan genç kadın kimi aradığını çok iyi biliyor, kapıyı açansa diğerini tanımıyordu. Başından azıcık kaymış tülbentini sıkılarken "Evet Asiye benim," dedi kadın, "ne vardı?"
mersin
Karısı ölmüş yakın zaman önce, çocukları evlenmişler zati, kimi Mersin'den gitmiş, kimi ayrı eve çıkmış. Pozcu Mahallesi'nde yeni bir ev aldım, koca evde tek başına yalnızlık çekilmiyor, dedi, gel evlen benimle. Önce alay ediyor sandım. On dört - on beş yaşın hevesi kalır mı bunca sene? Kalırmış meğer. Kaderim Mersin'deymiş, bilememişim. 
istanbul, esenler otogarı
Az sonra daha sakin sayılabilecek bir sesle, "Vardığımızda bana haber eder misin kızım," diyor. "Ben yol iz bilmem. Geçmeyeyim Elazığ'ı." "Merak etme teyze," diyor Zozan. "Uyusan bile, ben uyandırırım seni." "Gözümün uyku tutacağını sanmam," diyor kadın. Zozan en azından bu sefer çok daha neşeli bir yolculuk hayal etmişken kendisi için, yanına oturan şu mahzun görünüşlü, kederli kadının varlığıyla içinin bulutlandığını, yüreğinin çatallanıp ağırlaştığını hissediyor.

 
Murathan Mungan, yakın zamanda tanıştığım ve hayli etkilendiğim bir yazar. Olaylardan ziyade anlattıklarıyla ön plana çıkan usta birisi. Edebiyatımızda sayıları günden güne azalan cinsten yani...

Bu kitabında ise yazar, kadınları anlatmış. Kadınları anlatmış derken, hemen hemen hayatta karşılaşabileceğimiz bütün kadınları anlatmış. Birçok erkeğin ilişkilerindeki temel sorunu, kadınları anlayamamaktır. Bir erkek olarak bunu pekala biliyorum. Kadın ve erkek gerçekten birçok konuda birbirinden ayrılıyor ve her iki taraf da diğerinin hal ve hareketlerine yeri geliyor anlam veremiyor. Hepimiz böyle bir şeyi hayatımızda en az bir kere mutlaka yaşamış ve hissetmişizdir. Hatta birçok kadının yakındığı konu da erkeklerin onları anlamamasıdır. Nerede nasıl davranması gerektiğini bilmeyen; ilgi göstermesi gerekirken gerekli ilgiyi göstermeyen; ilgiden boğmaması gereken yerde ise kadınları ilgiden boğan yine biz erkekleriz.

Yazar bir erkeğin hayatında karşılaşabileceği bütün kadınlara yer vermiş kitabın içerisinde. Gerçekten de bu kitapta olmayan bir kadını hayatta bulmak çok zor. Bu sebeple, kitabı okurken karşılaşılan kadınları, hayatımızda karşılaştığımız kadınlarla özdeşleştirerek okunmasını tavsiye ediyorum. Esere ayrı bir tat veriyor bu okuyuş...

Türlü türlü kadınların, karşılaştıkları farklı olaylar karşısında verdikleri tepkiler, iç dünyalarında nelerin yaşanıp bittiği, neye üzülüp neye sevindikleri ayrı ayrı işlenmiş. Kitapta onlarca, yüzlerce, hatta belki milyonlarca kadın var. Bambaşka kadınların bambaşka hikayeleri var. En güzelinden en çirkinine, en huysuzundan en tatlısına birçok kadın var. Sahiden de yazar kadınlardan bir kent kurmuş kitabın içerisinde. Hayret edici harika hikayeler var. Duygularınızı yerinden oynatan, yüzünüzde acı gülümsemeler oluşmasına sebebiyet veren, şaşırtıcı, sevindirici ve üzücü hikayeler...

Ben kitabı 5-6 gün gibi bir süreye yayarak keyifle okudum. Kendisini ve hemcinslerini tanımak isteyen kadınların; kadınları tanımak ya da karşılaşacağı kadınlara karşı nasıl davranacağını bilmek isteyen erkeklerin mutlaka okuması gereken bir eser.
1K TURİZMİN SAYIN YOLCULARI...
Otobüsümüz 10 dakika sonra hareket edecektir. Otobüsteki yerlerinizi almanız önemle rica olunur.... -Spoiler içerir-

Burası Esenler otogarı, yazarın deyimiyle Türkiye.
İnsan, İstanbul’un dışına Esenler’ de çıkıyor...
Gelenler kentin içine, gidenler bütün Türkiye’ye hayalleri, ümitleri, serüvenleri, hayatlarıyla dağılıyorlar.
Kader yol ağızlarında oturuyor sanki, ağlarını burda örüyor.
Memleketine gezmeye gidenler, tayin olanlar, büyüklerin elini öpmeye giden yeni evliler,tatile çıkanlar, baba ocağını bırakıp büyük şehirlerde bir umut arayanlar, büyük kentlerde tutunamayıp baba ocağına geri dönenler, sürgün edilenler, boşanıp ailesinin yanına gönderilenler, bir şeyden kaçanlar, birilerini kovalayanlar, evden kaçanlar, izne çıkanlar, sadece seyahat edenler, öylesine seyahat edenler...
Yollar kadın...
Yolcular kadın...
Her yer kadın...

Suna, Hayat, Meltem, Şengül, Songül, Melek, Sevgi, Asl, Zozan...isimleri
Alttan alan, uyum gösteren, suyuna giden, sivri görünmeyen, ters düşmeyen, öne çıkmayan, kendinden beklenenleri yerine getiren , hep hazır, emre amade çoğu...
Çok azı da kadere inat, elaleme inat yeni hayatını kurma çabasında...

Yalın, gösterişsiz bir dille kolay okunan pek çok kadın hikayesi...
Sona bestelenmiş bir şiirini bırakıyorum.

Son Söz:
Kadınsız ev, ev değildir...
Kadınsız dünya, hayat değildir...
Kadınları üzmeyin...
https://youtu.be/oZVku8_8E5w
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.410 Oy)19.173 beğeni43.741 okunma3.027 alıntı184.410 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.611 Oy)8.892 beğeni28.936 okunma846 alıntı140.691 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.620 Oy)9.123 beğeni25.539 okunma1.545 alıntı128.008 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.780 Oy)13.503 beğeni34.797 okunma3.452 alıntı147.194 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (7.944 Oy)8.914 beğeni26.522 okunma2.697 alıntı115.771 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.754 Oy)11.497 beğeni28.677 okunma1.594 alıntı150.230 gösterim
  • Serenad
    9.0/10 (5.274 Oy)5.926 beğeni15.683 okunma1.769 alıntı67.434 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.521 Oy)7.931 beğeni21.525 okunma4.037 alıntı130.486 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (4.950 Oy)5.629 beğeni18.578 okunma905 alıntı94.349 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.350 Oy)9.312 beğeni25.864 okunma1.853 alıntı119.777 gösterim
Okuduğum ilk Mungan kitabı. Uzun zamandır yazarın kitaplarını okumayı düşünüyordum fakat bir türlü denk gelmemişti okumak nedense. En sonunda yazarın bu kitabını aldım, özellikle neden bu kitap onu da bilmiyorum açıkçası.. Ama iyi ki bu kitabı ile başlamışım yazarı okumaya dedim kitap bittikten sonra.. Bu kitabı okurken bana eşlik eden Hakan Hocam'a da teşekkür ediyorum..

Kitabı okurken yazarın dili resmen beni kitaba çekti. Hani bu da ne demek şimdi derseniz; cümleleri okurken o kadar keyif aldım ki, betimlemelerine, cümlelerin yapısına, yazarın anlatımına gerçekten bayıldım.. Rahatlıkla anlaşılabilir cümleler fakat bu çok yalın bir anlatımı olduğunuzu düşünmeye neden olmasın. İçeriğini tam olarak anlamak için kitabı dikkatli okumak gerekir.

Burdan sonrası spoiler içerir. :))

Birbirinden bağımsız olduğu düşünülen 16 hikayeden oluşuyor kitap. Her bir hikayenin ana kahramanı bir kadın. Kadınların genellikle; geçmişteki iyi ya da kötü yaşantılarını, geçmişe ait duygularını, pişmanlıklarını, geleceğe dönük hayallerini anlatmış.. Her bir hikayede farklı yaşanmışlıklar, pişmanlıklar, hayatı irdelemeler, geleceğe ait beklentiler..

Birbirinden bağımsız olarak görünen kadınların dilinden anlatılan on beş hikaye, kitabın sonunda kadın kahramanların hepsinin Esenler Otogarı'nda bir arada bulunması ile hikayeler tamamlanmış oluyor. Bu hikâyeyi okurken yıllar önce okuduğum Buket Uzuner'in "İstanbullular" kitabını anımsadım. Onda da buna benzer bir durum söz konusu idi. Kitabı okurken çok büyük bir keyif aldım, keşke Mungan'ı daha önce okumaya başlasaydım dediğim anlar oldu. Bundan sonra keyifle okuyacağım bir yazar olacak..
Öncelikle bedensel olarak da zihinsel olarak da bu kadar yoğun olduğum döneme sıkıştırdığım için yazardan da kitaptan da özür dilemek istiyorum. Hatta bu incelemeyi de böyle bir yoğunluğumun arasında yazıp cümleleri tam toparlayamadığım için sizden de özür dilemek istiyorum. Oysaki öyle çok şey vardı ki kitaba dair dile dökmek istediğim. Belki ilerde bir inceleme daha yazarım.

Kitabı okumayı bu kadar uzun zamana yaymak istemezdim. Neyse ki öykülerden oluşuyor, böylece kitaptan kopma söz konusu olmadı benim için. Genel olarak baktığımda sevdim kitabı. Özellikle de Mungan’ın kalemini sevdim. Anlatımında bir içtenlik var gibi geliyor bana. Sıkmıyor sizi cümleleri. Farklı zamanlarda yazılmış öyküler. Her birinin altında yazıldığı tarih belirtilmiş zaten. Anlatım da farklı tabii. Kimisinde birinci tekil şahıs ağzından dinlerken olayları, kimisinde Tanrı bakış açısı hâkim. Böylece tüm karakterlerin iç dünyalarına girebildiğimiz için bu öyküleri ayrıca sevdiğimi söylemeliyim.

Sevgili Murathan Mungan’ı kadın duygularından bu kadar anlayabildiği için tebrik etmek istiyorum. Kadınların iç dünyasını bu kadar iyi yansıtabilen yazar çok sayılıdır. Anlaşıldığı üzere kitapta üzerinde durulan asıl konu kadınlar ve kadınların iç dünyaları. Bu da genelde, şimdiki zamanda karakterin hisleri anlatılıp karşılaştığı minik bir olay ya da kişi sayesinde geçmişini hatırlayıp geçmişte yaşanmış olayları anlatması ile sağlanmış. Böylece, hem karakterlerin psikolojik analizleri çok başarılı bir şekilde yapılmış hem de kurgular yerli yerinde, bazı öykülerde de özellikle şaşkınlık yaratacak unsurlar barındıran cinsten olay öyküleri olmuş.

Ancak kitaba dair hoşuma gitmeyen bir kısım oldu. Genelde karakterlerin –güçlü, yere sağlam basan, kariyer basamaklarını hızla tırmanmış başkarakterlerin özellikle- mutsuz kadınlar olmaları. Aslında kitaptaki kadınların hemen hemen hepsi mutsuz. Belki de özellikle yazmak istediği mutsuz kadınların öyküleri idi yazarın ama bir de olaya ters tarafından bakınca yazarın gözünde kariyer anlamında başarılı olabilmiş tüm kadınların özel hayatlarında başarısız mı olduğunu sorgulatıyor.
Bugün farklı bir yolculuk yapacağız sizlerle Sevgili Okur. On altı kenti gezeceğiz hep birlikte. Kentleri gezeceğiz dediysem tarihi mekânlarını, doğal güzelliklerini sanmayın sakın; bir farklılık yapıp bu kentlerde yaşayan pek çok kadının dünyalarını ziyaret edeceğiz. On altı farklı kent, farklı kadınlar ve bambaşka hayatlar... Hoşgeldiniz Kadından Kentler’e...

İlk durağımız hafif esen rüzgârıyla, Kordon’u, Alsancak İskelesi, vapuru, gevreği ve boyozuyla güzel İzmir. Tüm bu güzelliklerin içinde bir güzelle karşılaşıyoruz: Nurhayat. Yaşadığı on yedi yıl boyunca benliğinin farkında olmayan ve farkında olmadığından dahi bîhaber olan Nurhayat... Ama herbirimizin hayatında bir kırılma noktası vardır hani, hiçbir şey o noktadan sonra eskisi gibi olmaz. İşte Nurhayat da, ‘Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Zaman en çok ne zaman bilinirdi?’ diyerek kendini keşfetme öyküsünü sunuyor bizlere.

Bu uzun yolculukta otobüs ağır ağır ilerlerken cama başımızı yaslamış geçen zamana rağmen bir insanın kendini keşfedememesinin verdiği acıyı düşündüğümüz sırada Adana tabelası çarptı gözümüze. İş seyahati için kısa bir süreliğine İstanbul’dan Adana’ya gelen Emine ve Adana’da yaşayan arkadaşı Gülsüm giriyor kadrajımıza. Geçen zamanın herkesi farklı yöne sürüklediği, farklı insanlar hâline getirdiği ve hiçbir şeyin geçmişteki gibi kalmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz Adana sıcağında. ‘İnsanlar aynı biçimde, aynı yönlere doğru değişmiyorlardı. Çoğu kez mazi ortaklıkları şimdiki zaman arkadaşlıklarını diri tutmaya yetmiyor ama insanlar bu gerçeği kabullenmeyip her şey eskisi gibi sürsün istiyorlardı. Sanki bir şeyler hiç değişmeden olduğu gibi sürerse, hayat daha gerçek, dünya daha inandırıcı bir yer olacaktı.’ diyerek bu gerçeği bir kez daha vurguluyordu Emine.

Adana’dan sonra Trabzon’daydık artık. O sırada umutsuzluğun başkenti olan Trabzon... Kendi memleketinde doktorluk yapan Sevgi’yle tanışıyoruz. Umutsuzluğun, tükenmişliğin, yarı yolda bırakılmanın bir insana neler yaptırabileceğini seyrediyoruz. ‘Umut demek, bir hayat demek...’ diye tekrar ederek Bursa’ya doğru yola koyuluyoruz.

Esme, İrem, Engin ve Tülin var sahnede. Sürekli kendi isteklerini ön plâna alan ve önceliklerini gerektiği gibi ayarlayamayan bir kadının evlilik hayatını kendi elleriyle nasıl sarstığını dinliyoruz. Tüm olumsuz sonuçlara rağmen günün birinde bir eşyanın, bir şarkının, bir kokunun, bir kıyafetin insanı hangi hatıralara götürebileceğine tanık oluyoruz. Kimi zaman güzel, kimi zaman da kötü hatıralar...

Sıra Samsun’a geldi tabii. Samsun’a gelin giden Songül ve onu ziyarete gelen ablası Şengül’le eski bir Rum evindeyiz. Songül’ün eşi Hüseyin ve kayınpederi Eşref Bey’i de unutmayalım. Tüm bu manzara, ne de çok şey çağrıştırdı zihnimizde. İnsan kendinde var olan bir yarayı bir başkasında var olan aynı yarayla onarmaya çalışır dedik kimi zaman. Onarılır mı gerçekten, orası muamma. Kimi zaman da tanıdığımızı düşündüğümüz insanları gerçekten tanıyor muyuz?, diye geçirdik içimizden. Sahi bütünüyle tanıdığımızı sandığımız kaç insan günün birinde beklenmedik şeyler yapan insanlar arasına katıldı? diye düşünürken Amasya’ya gitme vaktinin geldiğini öğrendik.

Güzel, Nihal, Melek ve Zuhal’le kesişiyor yollarımız. Kimi doyumsuzluğun, kıskançlığın, kimi de fedakârlığın simgesi oluyor gözümüzde. Her ne kadar geçmişte de kalsa, bazı olaylar peşimizi, zihnimizi bırakmıyor ne yazık ki. Hatırlamak istemediğimiz pek çok anı gelip yerleşiyor belleğimizin merkezine. İşte bu dört kadın bu anılarla yüzleşiyor bir anlamda.

İşte yolculuğun en sevdiğim kısmına geldik Sevgili Okur. Ankara’dayız, mütevazı bir evde... İsmini bilmediğimiz her konuda mükemmel bir kadın ev sahipliği yapıyor bize. Hani bazen insanın canı sıkılır, birileriyle dertleşmek, birilerine danışmak ister. Bazen de mutluluktan içi içine sığmaz, biriyle paylaşmalıdır bunu. İşte tüm bu anlarda muhatabınızın sizi anlayacak, sizinle üzülüp sevinecek biri olması çok önemlidir. Hatta sessizliğinizi bile paylaşabilmelidir yeri geldiğinde. Kaçımızın etrafında böyle bir insan vardır ki? İşte isimsiz karakterimiz tam da böyle biri. Kaliteli ve samimi bir insanın dokunduğu bir hayat var satırlarda. Böyle insanlar bulsun hepimizi diyelim ve Sinop’a geçelim.

Pek çok şehirde olduğu gibi Sinop’ta da Seher ile birlikte hatıralar çıkıyor karşımıza. Bir insanı, bir anı anımsatan maddi-manevi hatıralar... Ve bu hatıralara fazlaca bağlanmanın ardından gelen hayal kırıklığı... Bir şeylerin eksilmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğine, her şeyin aynı şekilde sürüp gittiğine inanma isteği...

Pek çok hikayeyle akıp giden yolculukta kısa bir mola: Afyon İkbal Dinlenme Tesisleri’ndeyiz. Kanat Turizm’le yolculuk eden Meltem var masalardan birinde. Bir mola yerinde eski dostu Serap’la buluşturuyor kader Meltem’i. Arzu edilmeyen bir rastlantının hatıra getirdiği kocaman bir geçmiş çıkıyor gün yüzüne. Hiçbir hayatın karşılaştırılmayacağını, yarıştırılamayacağını öğretiyor bizlere Meltem.

Meltem ve Serap’ı o masada bırakıp Neşet Ertaş’ın memleketi Kırşehir’e geçiyoruz. Birbirini hiç tanımayan ama aynı hikâyede buluşan iki kadın: Hayat Hanım ve Tülay. ‘Belki eşyaların da kalbi vardı.’ diyerek, bir insanın bir diğerine eşyaların diliyle bıraktığı hayat dersini okuyoruz.

Eşyaların sözsüz dilini çözmeye çalışırken Erzurum’da bu kez bir yığın fotoğraf yayılıyor önümüze. Yıllarca yakınımızda olan bir insanı tanıyamamış olmanın acısıyla fotoğraflardan medet ummak... Fotoğrafların dili olsa da annemi bana anlatsa, demek... Aslında en başta kendini tanıyamamak... Bir insan kendini tanıyamadan bir başkasını nasıl anlayabilirdi ki? Suna bunu hiç düşünmemişti anlaşılan.

Suna’yı kendiyle başbaşa bırakıp Diyarbakır’a seğirtiyoruz. Diyarbakır deyince şehirde yıllardır bitip tükenmeyen olaylar hücum ediyor zihnimize. Gazetecilik yapan Aslı karakteriyle birlikte şehirde var olan siyasi meselelerin yıllardır değişmediğini ve kimi zaman da birbirini yıllar evvelinden tanıyan insanların arasını açtığını görüyoruz.

Diyarbakır’daki manzara içimize hüzün ekmişken Kayseri’deki insanların sıcaklığı içimizi ısıtıyor. Lüks Terzi’nin kızlarıyla müşerref oluyoruz. Her şeyin, özellikle de duyguların bir kıymetinin olduğu günlere gidiyoruz. Pek çok kadın figürü var karşımızda ama sözünü sakınmayan, şen şakrak Nebahat Abla bir başka. Yine geçmişin değerli günlerine bir özlem havası esiyor derinden. Hani insan bazı anlarda kalmak ister bazen, işte öyle bir zaman dilimi var satırlarda. Sımsıcak, içten ve katıksız...

Bu denli güzel duygular hissederken Gümüşhane’deki nefrete, bencilliğe dahil olmak ağır geliyor. Vicdanı rahatlatmak için yapılan davranışlar, alelade sözler ve hiçbir şey olmamışçasına hayata devam etmeler... Hepsini Füsun bizzat gösteriyor bizlere.

Gümüşhane’de şahit olduğumuz bu olumsuz anların ardından Mersin’e uzanıyoruz, tantunicinin karısıyla tanışmaya. Bir hayal uğruna darmadağın olmuş hayatın insana ne bedeller ödettiğini görmek acı veriyor insana. Tanımadığımız halde çok çabuk yargıladığımız insanların ileride bize neye mal olacağını görmek ise daha da acı verici olsa gerek... Bilmediğimize düşman olmaktansa tanımayı, anlamayı tercih etmek gerek diyoruz bir kez daha.

Yolculuğun sonuna gelmişiz meğer. Son durak İstanbul, Esenler Otogarı Sevgili Okuyucu. Her birimiz şahit olduğumuz hayatların, tanıdığımız kadınların etkisinden henüz çıkamamışken ağır ağır terkediyoruz koltukları. Otobüsten inip zemine adımımızı attığımız anda inanılmaz bir sürprizle karşılaşıyoruz. Yorgunluğun verdiği etkiyle, gözlerimizi ovuşturup diğer yandan karşımızdaki manzarayı idrak etmeye çalışıyoruz. Hepimizin dilinden bir cümle dökülüyor; ‘Ne sürprizdi ama!’ :)

İşte böyle bol sürprizli, akıcı mı akıcı, her satırda düşündüren, duygulandıran enfes bir yolculuktu bizimki. Bu yolculukta bana eşlik eden, kitabı birlikte okuduğum arkadaşım Selman Ç.
ye de yolculuğuma renk kattığı için
teşekkür ediyorum. :)
İlk defa bir kitapta hiç fark etmeden okumayı bırakmış; ne düşündüğümü, ne hissettiğimi bilmeden kitabın bir noktasına takılı kalmış buluyorum kendimi. Sonra tekrar dikkatimi topladığımda bazı paragrafları üç beş kez okuduğumu, içimde oluşturduğu hissiyatı, karmaşayı yenemeyip yine dalıp gittiğimi görüyorum.

16 kentin üzerine inşa edilmiş 16 öykü. Hikayelerin her birinde farklı kadınlar ve bu kadınların hayatlarından bize sunulan sahneler. Her bir hikayenin özünde ise hayatlarının bir anında birbirleriyle karşılaşan kadınların birbirleri gözünden yaşamları, hisleri ve aydınlanmalarına dair iç sorgulamaları.

Konu kadın olsa da seçilebilecek popüler öğeler şiddet, töre, taciz vb. unsurların hiçbiri bu kitapta ana konu olarak yer almıyor. Yazar kitaba dair röportajında kadını bir obje olarak seçip ülkemizin sosyolojik bir olgusunu irdelemek istemediğini sadece konunun kadınlar olduğunu dile getirmiş. Yazarında dediği gibi konu ''kadın olmak'' ya da sadece ''olmak''.

Ülkemizde en zor kimlik edinimlerinden biridir kadın olmak. Sonra belki ikinci sırayı çocuk olmak alır. Kadından kentler, 16 öyküsünde de kadının kimlik arayışını, birey olma çabasını sorgularken bir çok kadınında bu öykülerden en az birinde muhtemel birçoğunda kendini bulmasını, sorgulamasını sağlıyor.

Bir erkek gözünden mükemmel tasvirlerle kadına dair bir çok duygunun ustalıkla ele alındığı bu kitabı öncelikle kadınların, sonra kadınları yakından tanımak isteyen erkeklerin okumasını tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar...
KADINDAN KENTLER
Murathan Mungan’ın KADINDAN KENTLER kitabını okuyalı çok oldu. Kitabı okuduktan sonra düşündüğüm de TÜRKİYE de kadınların çoğunun önünde iki seçenek olduğunu gördüm. Kadınlar ya kariyerlerini ( kariyer derken burada seçtikleri mesleklerin en tepe noktasına ulaşmalarını kast ediyorum) seçip ilerleyecekler ya da aile kuracaklar. Hem aile kurup hem de kariyerinde zirve yapmış o kadar çok az kadın var ki TÜRKİYE de. Toplum kadınlara hem psikolojik açıdan hem de çalışma koşullarında aşırı baskı uyguluyor. Bu da kadınların ne yazık ki bir müddet sonra kariyer planlarından vazgeçmelerine neden oluyor. Hayallerinden, ideallerinden vazgeçip mutsuz varlıklara dönüşmelerine ve kendilerinin ulaşamadığı tepeye çocuklarının ulaşması için baskıcı ya da iyice umarsız bir anneye dönüşmelerine sebep oluyor. Yazdıklarıma katılır veya katılmazsınız ama ben Türkiye de kadınları her zaman için köşeye sıkıştırılmış varlıklar olarak görüyorum. Kitabı okuduğumuz zaman kahramanlarımız olan kadınların anlatılan hikayelerin de itelenmiş, terk edilmiş, kötü yola düşmüş, savaşan, dik duran, dik durmaya çalışan genç / yaşlı bir çok kadınla tanışıyorsunuz. Yine bu kadınların yaşadıkları olaylar karşısın da verdikleri tepkileri, iç dünyaların da neleri yaşadıkları, neleri sorguladıklarına şahit olup duygularınızın alt üst olmasına, yüzünüz de acı tebessümlerin oluşmasına engel olamıyorsunuz. Kitabın sonunda tüm kahramanları büyük bir tesadüfle bir araya getirip hayatlarını birbirine değdirmesi yazarın gerçekten büyük bir yazar olduğunun kanıtı. Bu kitabı (ayrımcılık gibi algılamayın) kadınları anlamaları için değil, kadınların gerçekten neler yaşadıklarını, ayakta kalmak kalabilme adına ne gibi çaba içersinde olduklarına şahit olmaları için özellikle erkeklerin okumasını tavsiye ederim.
Mungan üretken bir şair,bir romancı, bir öykücü. Mungan devrim ruhlu bir düşünür. Var olanları hayallerle beraber harmanlayan, gerçekleri ve hayalleri anlattıklarında eriten, okuyucuya "Ya evet ben bu karakterleri burada, orada, şurada görmüştüm " dedirtecek bir yazar. Mungan dillinin hakkını veren ender yazarlardan, şairlerden biridir. Kimi zaman dilli yüzünden eleştirildiği de olmuştur.
Kitaba gelecek olursak; bu kitapta entelektüel kadınlar, taşralı kadınlar, vicdanı körelmiş kadınlar, devrim ruhlu kadınlar, saf muzip ruhlu kadınlar, güzel kadınlar ve de çirkin kadınlar bulacaksınız. Her kadının bir hikayesi, her hikayenin bir şehri, her şehrin kültürü, her kültürün güzel ve çirkin yanlarını bir arada bulacaksınız. Bulduklarınızı anlayacak, anlattıklarınıza hak verecek, hak verdiklerinizi de sokakta göreceksiniz. Bazı hikayeler sıkıcı olabilirken, bazılarında zaman kavramının yok oluşuna tanıklık edeceksiniz. Mungan'nın en sevdiğim ve benimsediğim, her hikayenin başında not tutuğum kitabı oldu.
"Her şeyi konuşmak iyidir sanıyorlar şimdilerde. Halbuki insan münasebetlerinin çoğu kelimesiz halledilir.”

Kitabın içindeki hikayeleri çok beğendim. Özellikle kitabın sonu çok güzel bağlanmıştı.
Kadın karakterlerin korkularını, özlem ve isteklerini satır satır anlatan çok iyi erkek yazarlardan biri Mungan.
Kısacası kadın ruhundan anlayan bir kalem.
Kadınların söyleyemediği duyguları kitaplarına konu eden bir yazar.
Satır aralarında bile uzun uzun yaşanmış duygular saklı.
Şair ruhlu yazarın bu güzel kitabı,
bence çoğu okura hitap edebilecek derecece harika ötesi...
"Kadından Kentler" sıcacık bir "an" kitabı. Sıradan kadınların bir ve/veya birkaç anlarını harmanlamış Murathan Mungan. Sıcak, rahatsız edici, hüzünlü, sarsıcı "an"lardan oluşuyor ve tüm "an"ların ortak bir "an"ı ile bitiyor kitap. Hayatta ufacık bir iz bırakabilmek için ne çok, ne basit, ne tuhaf "an"lar yaşamak zorunda kalıyor kadınlar, kitap boyunca bunu düşündüm. Aslında ne basit şeyler yaşıyoruz ama ne denli etkiliyor bizi ki bir biblo kırılmasıyla yıkılabiliyor dünyamız.
Kalemini hep çok sevdim Mungan’ın...Genelde de hiç hayalkırıklığına uğramamışımdır ( Üç Aynalı Kırk Oda’sı hariç) Kadından Kentler’le haftasonumu renklendirdi 16 ayrı kadın, 16 ayrı kent, 16 ayrı hikaye!.. 17. Kadın gözüyle söyleyebileceğim her kadından bi iz bulabilirsiniz kitapta,keyifle okunanlar listesinde
Birbirinden farklı yaşantıları olan, farklı bakış acıları, farklı umutları ve mutlulukları olan kadınların hikayelerinin yer aldıgı güzel bir kitap. Bir kaç bilgi yanlışı dışında (belkide basım hatasıdır) olumsuz etki oluşmadı bende okunmaya değer :D
“Annesi arada bir “Hayatla romanları ayırt edemeyeceğini bilseydim, zamanında oku kızım oku kızım diye başının etini yemezdim” diye uyarırdı. Ama hayatla karıştırılmayacaksa romanlar niye okunsundu ki?”
Gençken okunan kitaplarda insan zamanı fark etmiyor. Kitaplar senden zamanını bekliyor.
Murathan Mungan
Sayfa 185 - Metis Yayınları
“Her şeyi konuşmak iyidir sanıyorlar şimdilerde. Halbuki insan münasebetlerinin çoğu kelimesiz halledilir.”
Bugünün şakası, yarının gerçeğidir bu memlekette. Bu gazeteler niye hala ayakta sanıyorsunuz?
Murathan Mungan
Sayfa 207 - Metis Yayınları
Yaşamı, geri kalanıyla değil de keşke sadece yeni başlangıçlarla tarif edebilseydi insan!
Murathan Mungan
Sayfa 280 - Metis Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadından Kentler
Baskı tarihi:
Kasım 2008
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426657
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Kadından Kentler, Murathan Mungan'ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı. 
(Tanıtım Yazısından)

izmir
Sabahın bu erken saatinde İzmir bambaşka görünüyordu gözüne. Nurhayat, Ömer Çavuş Kahvesi'nde oturduğu masada birdenbire her şeyi yeniden gözden geçirmesi gerektiğini hissetti. Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Cuma günü onu istemeye geleceklerdi ve Nurhayat şimdi bu evliliği isteyip istemediğinden emin değildi.
adana
Havalandırma serinliğinin dışarıyı unutturduğu otelin kapısına çıktıklarında vahşi Adana sıcağı yüzlerine olanca acımasızlığıyla çarparken, Emine için gün çoktan bitmişti aslında. Bir başkasının filminde konuk oyuncu olduğunu bilmenin ısmarlama adımlarıyla Gülsüm'ün ardı sıra basamakları indi. Kapıda onları bekleyen son model Mercedes'in içinden fırlayan şoför, gösterişli bir saygıyla eğilip kapıları açtı. Üniformalı değildi ama hareketleri üniformalı gibiydi. Beyaz gömleği son düğmesine kadar iliklenmiş, koyu renk boyunbağı bağlamıştı; gömleğinin kısa kollu olmasından başka havayı hafifletecek bir şey yoktu üstünde.
trabzon
Trabzon burması bu! Bunun ne demeye geldiğini en çok anasından biliyor. Trabzon burması demek, gelecek demek. Umut demek. Bütün bir hayat demek. Şimdi karşısında bir ölünün bileğinde ışıldıyor. Birdenbire bunca yoksulluğun ortasında ışıyan bilezik, bu ölümü başka türlü anlamlandırıyor gözünde. İçi kamaşıyor...
bursa
Esme, Bursa'daki ilk kışlarında, yerli melodramların Uludağ sahnelerinde üzeri çok motifli rengârenk kazaklar giyen Yeşilçam jönlerine nazire, Engin'e doğum gününde böyle bir kazak almayı düşünmüştü. Sonra vazgeçmişti ama düşüncesi bile onları eğlendirmeye yetmişti. Hayal işte! Şimdi yakası beyaz kürklü taba rengi kabanıyla getiriyordu Engin'i gözünün önüne... 
samsun
Bazı hikâyeler parça parça gün ışığına çıktıkça özel bir güç, gerçeküstü bir nitelik kazanır. Songül'ün kayınvaldesinin hikâyesi de biraz böyle. Bazen hiç tanımadığınız bir ölü, ansızın hayatınızda yer kaplamaya başlar. Şengül, sanki bilinmez bir yazgının yönlendirmesiyle Samsun'a kadar bu kadının hikâyesini dinlemek için gelmişti....
amasya
Yeşilırmak kıyısındaki çay bahçelerinden birinde buluşacaklar. Sakin akan ırmağın yeşiline dalmış olan Güzel, evlendikten sonra Cem'le birlikte Edirne'ye Nihal Abla'yı ziyarete gidişlerini düşünüyor. Zamanla herşey unutulmuştu. Akıp giden bu ırmak gibi her şey akıp gitmez mi?
ankara
Ertesi gün cebimde sahte bir kimlikle Kızılay'da, bilirsiniz, Kocabeyoğlu Çarşısı'nın yanı başındaki Tansel Plak'a gittim. Yeniyetmeliğimin, gençliğimin Ankara'sının önemli uğrak yerlerinden biriydi. Aranıyor olmak, "biri olmak" demekti ve ben kısa bir süre için de olsa, şu bulanık kalabalığın içinde amaçsız dolaşan rasgele biri olmak istemiştim. Zafer Çarşısı'nın kitapçıları da burnumda tütüyordu ama şansımı zorlamamalıydım. Bilmeyen yoktu. Gizli polisler orada cirit atıyordu...
sinop
"Sinop'a geldiğinizde mutlaka beklerim. Evimizin penceresinden Sinop Kalesi görünüyor bir görseniz! Dalgalar, deniz! Nasıl anlatsam! Yağmurlu havada başka, güneşli havada bir başka." Gülümsüyorum. Bayramda anne-babasının eline öpmeye gelmiş Seher. Bu, evlendikten sonraki ilk bayramları...
afyon
"Afyon İkbal Tesisleri'ne hoş geldiniz" diyen anons çınlıyor kulaklarda: "Denizli istikametinden gelip, İstanbul istikametine gitmekte olan Kanat Turizm'in değerli yolcuları, otobüsünüz yarım saat çay molası vermiştir." Gözleri Mecnun'u arıyor. Bugün niye yok ortalarda? Yoksa? Onu göremediği her seferinde yüreğini sinsice yoklayan bu korku...
kırşehir
Hayat Hanım her haliyle adının hakkını veren "hayat dolu" bir kadındı. Hiçbir şehirde iki üç yıldan fazla yaşamaz, her seferinde yeniden taşınırdı. "Oturmadığın vilayet kaldı mı?" diye soranlara, "Olmaz mı canım? Var elbette. Ben doğduğumda memleketimizin 67 vilayeti vardı. Biz böyle bildik, böyle öğrendik. Her kasaba irisini böyle kolayından il yapmaya devam ederlerse, hepsine yetişemeden ölüp gideceğim," diye hayıflanıyormuş gibi yapar, arkasından o ünlü kahkahalarından birini patlatırdı.
erzurum
Suna'nın bavullardaki fotoğrafları ilk görüşü değildi. Erzurum'a geliş gidişlerinde birkaç kez el atıp bakmışlığı vardı. Şimdi onları her eline aldığında kafasını kurcalayan, zihnine üşüşen olguların bir teki bile o zaman aklına gelmemiş, hatta üzerinde durulmaya değer bile bulmamıştı. Değişen neydi öyleyse? Bu fotoğrafların içini ancak şimdi görmesini sağlayan neydi?
diyarbakır
Başkomiserin kendisini içeri çağırmasını beklerken Aslı'nın gözleri oturduğu bankta. Yer yer boyaları soyulmuş. Hani nasıl adlandıracağını bilemediğin ara renkler vardır ya, öyle. Şimdi içeri çekip polis zoruyla sorsalar, "Söyle bakalım kızım, ne renktir bu," söyleyemezsin. İnsan zihni ne tuhaf! Neler düşünüyor? Polisin burada, Diyarbakır'da sorduğu, sorabileceği sorular düşünüldüğünde ne kadar saçma şu aklından geçenler! Yoksa o kadar da saçma değil mi? 
kayseri
Lüks Terzi'nin Kızları derlerdi o zamanlar üçüne birden. Laf aramızda kalsın en alımlıları ortancası Sofya! Sofya dediğime bakma, asıl adı Mualla tabii. Peki adı niye Sofya kaldı diyeceksin? Bir düşün: Değil Kayseri'de, değil Türkiye'de, dünyada kaç kadın vardır Sophie Loren'e bu kadar benzeyen? Onu görsen. O zamanların Kayserisi de başkaydı. Şimdiki gibi on dördüne varmadan mantoya girmiyordu kızlar...
gümüşhane
Kapıyı açan kadına, "Sen Asiye misin?" diye sordu. Birbirlerini tartan bakışlarla baktılar kısa bir süre. Kapıyı çalan genç kadın kimi aradığını çok iyi biliyor, kapıyı açansa diğerini tanımıyordu. Başından azıcık kaymış tülbentini sıkılarken "Evet Asiye benim," dedi kadın, "ne vardı?"
mersin
Karısı ölmüş yakın zaman önce, çocukları evlenmişler zati, kimi Mersin'den gitmiş, kimi ayrı eve çıkmış. Pozcu Mahallesi'nde yeni bir ev aldım, koca evde tek başına yalnızlık çekilmiyor, dedi, gel evlen benimle. Önce alay ediyor sandım. On dört - on beş yaşın hevesi kalır mı bunca sene? Kalırmış meğer. Kaderim Mersin'deymiş, bilememişim. 
istanbul, esenler otogarı
Az sonra daha sakin sayılabilecek bir sesle, "Vardığımızda bana haber eder misin kızım," diyor. "Ben yol iz bilmem. Geçmeyeyim Elazığ'ı." "Merak etme teyze," diyor Zozan. "Uyusan bile, ben uyandırırım seni." "Gözümün uyku tutacağını sanmam," diyor kadın. Zozan en azından bu sefer çok daha neşeli bir yolculuk hayal etmişken kendisi için, yanına oturan şu mahzun görünüşlü, kederli kadının varlığıyla içinin bulutlandığını, yüreğinin çatallanıp ağırlaştığını hissediyor.

 

Kitabı okuyanlar 461 okur

  • Bahar Karakaş
  • Mertcan Kara
  • Betül Yılmaz
  • Ne var ne yok
  • D
  • derya
  • Ayça
  • Gulabikita
  • Kitap Paratoneri
  • Frkn Dngr

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%0.5
18-24 Yaş
%15
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%29
45-54 Yaş
%11.2
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%0.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.1
Erkek
%17.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.3 (27)
9
%23.6 (30)
8
%31.5 (40)
7
%11.8 (15)
6
%7.9 (10)
5
%2.4 (3)
4
%0.8 (1)
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0