Adı:
Yüksek Topuklar
Baskı tarihi:
30 Mart 2017
Sayfa sayısı:
528
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423618
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Bundan birkaç yıl önce yazmaya karar vermiştim bu öyküyü.

Güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. Her zamanki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlar da geçit vermedi... Sonunda, "Bir gün yazarım, nasıl olsa bir gün yazarım," diye beklettiklerimden biri olup çıktı bu da... Kimi zaman, yazdığımda, kim bilir nasıl müthiş bir kitap olacağını düşleyip, heyecanlandıklarımdan biri olarak geliyordu aklıma; kimi zaman da yazamadıklarımın yüreğimi daraltan ağır çeki taşlarından biri olarak... Bu tür "muhasebeler" içinde bulunduğum ruh haline göre değişiyordu; belki yazacağı onca şeyi üst üste yığıp yıllar boyu onlarla birlikte gezen bütün yazarlarda böyle oluyordur. Artık onları bilemem. Ama her zaman söylerim, yazıp da, düşlediklerinizin ne kadarını yazabildiğinizi görmektense, "bir gün yazdığımda nasıl müthiş bir şey olacak kim bilir!" diyerek kendinizi geleceğe ertelemeniz daha heyecan vericidir.

Bilirsiniz, insanları heyecanları yaşatır.

Buraya kadar söylediklerimden benim bir yazar olduğumu düşünmüş olmalısınız; hayır, değilim, ama öyle zannedilmek hoşuma gidiyor. Aslında yazıya gönül vermiş olduğumu, boş zamanlarımda, nasıl derler, "kendi çapımda" öyküler, öykücükler, çeşitli denemeler yazdığımı, ne yazık ki, ancak birkaç yakınım biliyor. Onların da pek ciddiye aldığını sanmıyorum. Başarılı bir grafikerim, işime çok asılmamakla birlikte fena para kazanmıyorum; bunların bana yettiğini düşünüyor olmalılar. Yazdıklarımdan, yazmaya çalıştıklarımdan kimselere pek söz etmem; hem kendimi sahiden bir yazar olarak görmeyişimden kaynaklanıyor bu -insan kendini bir yazar gibi hissetmezse, başkaları için nasıl ikna edici olabilir?-; hem de heyecanlarıma kapılıp birkaç kez anlatacak gibi olduğumda, karşılaştığım genel bir kayıtsızlık, umursamaz tavırlar ya da anlattıklarımın başkaları tarafından inançsız gözlerle dinlenmesi, beni bu konuda iyice ürkek yaptı. Ben de bu arzumu kendime saklamaya karar verdim. Eğer günün birinde iyi bir kitap yazabilirsem, hepsinden öcümü almış olacağım.
527 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Önyargılarımızı kazanmak için farkında olmaksızın uzun zaman çalışırız ama hayatta bazı şeylere de önyargılarımız yüzünden geç kalırız. Murathan Mungan benim önyargılarım sebebiyle geç kaldığım bir yazar. Mungan kafamda nedense aşk şiirleri yazan, nazik, çıtkırıldım bir Bey profili çiziyordu ta ki bu romanını okuyana dek. Kafamdaki putları tek tek yıktım! Mungan müthiş bir kalem.

Bir erkek yazarın, anlatıcıyı bir kadın kahraman seçip, kadın kahramanın ağzından roman yazmasını başlı başına büyük bir heyecanla okuyorum, çünkü bir kadın olarak bana anlatıcının kadın olduğunu hissettirmesini bekliyorum. Bu kitabı yazarını bilmeden okusaydım, %70 kadın bir yazarın kaleminden çıkmış derdim. Öyle ustaca bir kurgu söz konusu.

Kitap bana nedense lahanayı çağrıştırıyor, şimdi gönül isterdi ki sosyoloji ya da psikoloji bilip kitabı terminolojik sözcüklerle anlatmak ama maalesef ki sıradan bir okur olarak anlatacağım.

Evet nerde kalmıştık, lahana.. Size bu kitabın konusu şudur diyemem, çünkü her bölüm birbirinden farklı olarak çok katmanlı bir halde, bir çok konuya değiniyor. Lahana derken bahsettiğim şey şöyleki, misal anlatıcı kurgunun içinde kadınların ve erkeklerin toplumsal sınıf rollerini anlattığı bir olaydan sonra konunun bütünlüğü hiç bozmadan, Madımak katliamından bahsediyor. Türkiye’nin yakın tarihinde şahitlik edilen infial yaratmış, tarihe kötü birer anı olarak çentik atılmış olaylara çok ince dokunuşlarla değinmiş Mungan. Sanki bir roman okur gibi değilde yakın tarihin belleğini seyreder gibi hissettim bazı bölümlerde.

Kitap çok oyunculu bir tiyatro sahnesi gibi, sahnede sürekli, farklı bir kadının yaşamı, onun dünyası, bakış açısı, kaygıları, ihtirası, yalanları, egosu, kibri, saflığı, aslında bir kadından yola çıkarak insanın karmaşık matematiği binlerce kadın hikayesiyle birleşip ortaya bu roman çıkarılmış gibi sahnelenişi anlatılıyor. Yazarın dili öylesine şiirselki, ben ilk kez bu kadar iç monologu bir kitabı sıkılmadan okudum. Kitabın yarısından çoğu anlatıcının iç konuşmalarıyla, iç dünyasındaki hayatına dokunmuş, kadınlarla, erkeklerle, anılarla, kuşkularla, saplantılarla çekişme halinde geçiyor. Sürekli bir muhakeme var kitapta, geçmişin hayaletleri sırasınca tek tek intikam almak istercesine dönüp duruyor anlatıcının belleğinde. Belki de yazarın dünyayla olan muhakemesi bilemiyorum.

Bu kitabın bana hissettirdiği bir diğer duygu “yabancılaşma” yazarın anlatıcı üzerinden verdiği bu hissi nedense son bir yıldır kendimde de hissettiğimi farkediyorum. İnsanların bitmek bilmeyen lüzumsuz telaşları, ortalığı velveleye veren süper-egoları, dünyada biricik olduklarını düşünüp kendilerini sırça sarayların üstünde görmeleri, bir ağacın, bir bulutun güzelliğinden yoksun öylece dünyayı görmeyen gözlerle seyretmeleri yazarın bana hissettirdiği yabancılaşmanın bir kısmı. Hayatlarımızdaki eşya doluluğunun anlamsız boşluğu.. Tüketim toplumunun pençesine düşmüş biz zavallıların dünyasında, içine düştüğümüz boşluğun her geçen gün daha da derinleşip, daha ruhsuz, daha robot, bir halde bizi nasıl yuttuğunu, sonra nasıl kustuğunu bir bir öykülemiş sevgili Mungan.

Okuduğum ilk Mungan romanıydı ve tek kelimeyle müthiş bir gözlem yeteneğine sahip bir yazar, kelimeleri sihirli bir şekilde kullanmayı da iyi biliyor. Okuyanı kesinlikle pişman etmez :)

Keyifli okumalarınız olsun.
528 syf.
·8 günde·8/10
Kafalarındaki soruları, sorgulamaları ve ifade edememekten birikilmiş öfkeleri ile hayatı kendilerine zindan eden kadınları yazar erkek olmasına rağmen o kadar güzel analiz etmiş ki, erkek olduğunu bilmezseniz tek satırında anlayamazsınız.
Bir çok kadın karakterinin zihnini işleyerek onların gözleriyle görmemizi çok iyi bir şekilde sağlamış.
Okunup unutulacak kitaplardan değil. Çünkü kitapta geçen kadınlardan çok var etrafımızda. Tehlikeli,
yarım kalmış ve
çelişkili...
İnce bir zeka ve müthiş gözlemlerle dolu bir kitap. Tavsiye edilir
527 syf.
·11 günde·8/10
Sen o gün o mesajı atmasaydın, ben bugün bu cümleleri kurmazdım. İçimin kıyılmasına da aldırma, yaşı geçmiş kadınlarda olur böyle şeyler. Bunu da en iyi sen bilirsin?

“Kadınların ortak ittifakı bir başka kadın söz konusu olunca mümkün olur,” der yazar. Hep bir çekişme halleri, birbirinin üzerine basıp yükselme halleri, ağız burun büküp beğenmeme halleri ve hiçbir zaman bitmeyecek, tükenmeyecek yarış halleri. Peki, ne için, kimin için? Umarım sadece kendileri içindir.

Ülkemizde her ne kadar her bireyin bir olduğunu savunsak da bir olmadığının hepimiz farkındayız. Herkesin zevki ve dahi merakı başkadır. Kimisi kendisini kuytu bir köşeye çeker, kitabını alır ve o kitabın içerisinde kaybolur, kimisi ise televizyon karşısına geçer, hayatı full HD takip eder. Bu durumdan ise en çok yayıncılar, reklamcılar ve üreticiler kazanır. Toplum her zaman kaybeder.

“...eşyalar tarafından kuşatılmış hayatların boğuntusunu ancak yeni eşyalarla gidermeye çalışmanın beyhudeliği, sürekli yeniden ve yeniden üretilen bu doyumsuzluk hali, diri tutuyor olmalı tüketim toplumunun hem bunalımını, hem varlık nedenini...”

Kendi milletlerini körelte körelte yaparlar bu ticareti, eze eze ve bile bile yaparlar. Reklamlarda çıkan ürünlerin yüzde yüz doğru olduğuna inanan bir milletin evlatlarıyız. Vodafone’nin her yerde çektiğini, Vestel’in yüzde yüz yerli olduğunu, Beko’nun bir dünya markası ve daha nice markanın gıdısını bıdısını yalanda olsa biliriz.

Bu camekândan en çok etkilenende çocuklarımızdır. Gerçi aile için ne önemi var, aç televizyonu çocuk yeter ki “uzak dursun,” ver tableti çocuk yeter ki “sessiz olsun” diyen aileleriz. Tehlikeli olan her şeyi çok iyi biliriz, ancak bildiğimiz halde uygulamayız. Çünkü babayız yorgunuz, çünkü anneyiz ev işleri bitmek bilmiyor… Aslında neyiz biliyor musunuz? Bütün bu olanlar karşısında Cengiz Aytmatov’un hikâye ettiği birer “mankurt” yetiştiricisiyiz.

Kitap içerisinde beş yaşındaki bir kız çocuğunun – ki ben asla beş yaşında olduğuna inanamadım – beş günlüğüne Nermin adında bir reklamcı/grafikçi olan başkahramanımıza emanet edilmesi ve bu sürede yaşananlar konu edilmektedir. Nermin aynı zamanda romanın birinci tekil ağızdan anlatıcısıdır da…

Her yaşta yeni şeyler öğrenmek hayata farkındalık katar ve monoton olan hayat gidişatındaki heyecanı arttırır. Düşünsenize on beş yaşınızdasınız ve hayatta yapmadığınız hiçbir şey kalmamış. Bundan sonraki hayatınız geçmiş yaşantınızın aynı olacağının garantisidir. O sebeple hayatı basamak basamak ve zamanında yaşamak gerekir.

Beş bölümden oluşan eserimiz; Tuğde adlı beş yaşındaki kızımızın çokbilmiş ve burjuva tavırları ile sayfa sonuna kadar devam etmektedir. Bu bölümler arasında Nermin’in bütün arkadaşlarına taktığı lakaplar ve arkadaşlık, yaşanmışlık hikâyeleri, betimlemelerle, yer mekân gösterilerek, Nermin tarafından sürekli “beğenilmeyerek” anlatılmaktadır.

Beğenilmeyerek dediğim yer ise Nermin’in aslında her birimizin ailesinde, yakın çevresinde olan kadın ile erkek tiplerinin iticiliğinden, çıkar ilişkisinden ve çekişmelerinden bahsetmektedir. Yazım dili çok sade, herkesin anlayabileceği ve kendinden, çevresinden birçok şey bulabileceği bir türdedir.

Kitap içeriğinde yazarın çok iyi gözlemleri bulunmaktadır. Onun dışında kitap gerçekten benim için sıkıcı bir okuma oldu. Lakin gözlem ve çözümlemeleri gerçekten kitabı benim için okunabilir kıldı. Özellikle Nermin’in “çocukluk defteri” ve son bölüm benim için çok ama çok eğlenceliydi. Zaten çoğu yerinde trajikomik bir anlatım tarzı vardı. Nermin’in iç konuşmaları, duygu ve durumları en sevdiğim kısımlardı.

Kitap genellikle hep bir sosyal mesaj içerikli, okuyucusuna hep bir şeyleri parmağıyla gösterme derdindeydi. Kadın, kadın olmanın zorluğu, toplumda kadın olmak, erkek gözünde kadın olmak, yalnız bir kadın olmak ve kadınların kadınlara bakışı… Kitap 2002 yılında çıkmıştır ve o tarihten bu tarihe ise değişen hiçbir olumlu bir düzenleme yoktur kadınlar için.

Aykırı olduğum yerler ise; beş yaşındaki bir kız çocuğunun aslında çok daha büyük yaşlarda on/on iki yaşlarında bir izlenim vermesi, sanki bütün çevrenin çocuklarının gerçekten çok kötü bir ahlak ile ahlaksızca büyümesi ve on dört yaşında Boğaçhan adında bir çocuğun ise kitapta gay olarak lanse edilmesi benim çok tuhafıma gitti.

Sözün özü; sevmediğim bir tarz olduğu için kimi zaman sıkıldım. Yazarın şiirsel anlatım tarzı ve güzel çözümlemeleri ise dimağımda çok iyi bir tat bıraktı. Erkek bir yazarın kadınları bu kadar yakından, sanki bir kadınmışçasına kaleme alması ise gerçekten takdir ettiğim hususlardandı. Ben kitabı genel olarak beğendim ve okunası, tavsiye edilesi olduğunu düşünmekteyim.

Sevgiyle kalın.
527 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum ikinci Mungan kitabı. Yazarın bu kitabını çok duymuştum, ama okumaya karar vermeden önce sitedeki incelemeleri okuduktan sonra farkettimki; iki kısım var kitap ile ilgili incelemelerde. Bir kısım kitabı çok beğenmiş ve kitabı öneriyor diğer kısım ise kitabı hiç beğenmemiş. Bende okuduktan sonra karar vermek istedim ve bazı kişisel nedenlerden ötürü 10 günde okudum kitabı. Ama bittikten sonra gördüm ki, kitabı beğenmeyen kesim bence kitabı tam olarak anlayamamış ya da anlatıların altında yatan ironiyi, kurguyu, düşünceyi görememiş; kitabın içine girememişler yani.
Kitaba gelirsek. Gerçekten okurken büyük bir keyif aldım, çoğu yerinde kendi hayatımdan, olaylar karşısında hissettiğim duyguların nasıl bir erkek tarafından bu kadar hissedilerek yazıldığına şaşırdım kaldım. Okurken hep aklından geçen düşünce; nasıl bir erkek yazar; kadınları bu kadar iyi anlatabilir. Kitabın konusu kadınlar. Farklı sosyal statüye, eğitim düzeyine, yaşam standardına sahip kadınlar ve onlarla bir şekilde hayatı kesişen erkekler.. Zevkle okudum, kadınların hissettiklerine neler yaşadığını görüp hissetmek isteyen erkeklere farklı bir acıdan bakış açısı kazandıran bir kitap olacağını düşünüyorum.
528 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yaklaşık 5 aydır kitaplığımın okunmamış kitaplar bölmesinde sırasını bekliyordu. Tam sıra bu kitaba gelecekken başka kitapların hediye edilmesi sonucu yine beklemek zorunda kalmıştı.
Kitabı bitirdiğimde anladım nasıl büyük bir hata yaptığımı. Kitabın içeriğinden bahsetmek niyetinde değilim fakat özellikle 30 yaşını geçmiş bekar kadınlara tavsiyemdir. Bu kitapta kendinizden bir şeyler bulacağınıza eminim.
Sadettin TANIK Değerli Can Dost,
Teşekkür ederim...
527 syf.
·24 günde·Beğendi·8/10
Yarım bıraktığınız ve 10 yıl boyunca okumadığınız bir kitabı yeniden ele almak oldukça zordur. Murathan Mungan'ın "Yüksek Topuklar"ı bu şansızlığı yaşadı benim için. Aslında 10 yıl önce de çok keyif veren, sürükleyen, etkileyen bir kitabı sindire sindire okuma çabası içindeyken, şu an hatırlayamadığım bir sebeple yarım kalmıştı bu roman. Kitabı yeni okuyuşumda, daha önceki okumamda oldukça yol aldığımı ve kitabı tahmin ettiğimden daha fazla hatırladığımı fark ettim. Hatta, hayatın birçok kez bana bu kitabı hatırlattığını, ama benim kitabı anımsamama karşın, zihnimde biriktirdiklerini gizli gizli kullandığımı anladım.

Belki daha doğru bir ifade ile, kitabın baş kahramanı Nermin’in çizdiği kadın profillerini, yaşamda karşılaştığım bir çok kadında yakıştırmaya çalıştığımı, hatta bazen profillerden harman yaparak yeni profiller yarattığımı fark ettim.

“Yüksek Topuklar” isminden başlayarak bir kadın kitabı. Bir kadın gözüyle bakacak olursak, kadınlığın tüm foyasını, açıklarını, zayıflıklarını, hassaslıklarını ortaya koyan bir eser. Bir kadın olsam ve karşımdaki erkeğin de bu kitabı okuduğunu bilsem kendimi fiziksel olarak değil ama ruhsal olarak çıplak hissederdim. Ama diğer yanı ile, kendi bulunduğum noktadan, yani bir erkek gözü ile baktığımda kitabı okudukça kadınlardan daha fazla ürktüğümü söyleyebilirim, 5 yaşında olsalar bile. Zannedersem kitapta kendime en yakın bulduğum kadın karakter, kitabın kahramanı Nermin oldu. Nermin için bir anti-kahraman demek daha doğru olur sanki. Evet, beş yaşındaki Tuğde açısından bakınca tam bir anti-kahraman.

Kitabın kahramanı Nermin'in beş günlüğüne hayatına giren beş yaşındaki Tuğde ile macera olmayan maceralarını içeren bu kitap, aslında Nermin'in hayatına giren tüm kadınların biyografisini içeren eser sayılabilir. Nermin bu beş günde karşılaştığı ya da zihninde hatırladığı tüm kadınları, tüm kadın tipolojilerini, kadın çeşitliliğini önümüze seriyor.

Nişantaşı, Teşvikiye bölgesinde yaşayan burjuva sınıfından bir baba ile hikâyesi açık bir şekilde anlatılmayan ama tahmin edilen bir annenin kızı olan kahramanımızın çocukluk anıları ise kendi içine dönük bir hesaplaşma olarak bir bölüm oluşturuyor.

Hayat deneyimleri kadınlardan nefret etmesine, erkeklerle anlaşamamasına yol açan Nermin'in, çocuklara yönelik duygusunun ise en olumsuz duygularının toplamı olduğunu bu beraberlikte anlıyoruz.

“Yüksek Topuklar”, Nermin’le Tuğde’nin son birlikte oldukları günün yoğunluğundan dolayı, sonlara doğru bir tempo yükselmesi hissi verse de, daha çok bir hikâye dinginliğine sahip bir eser. Olaylar değil, hatıralar, zihinsel çabalar, analizler, gözlemler, tanımlar, tasvirler ve yorumlar kitabın yoğunluğunu belirliyor. Diyaloglar bile, karşılıklı iki karakterin konuşmasından çok, bir iç konuşma şeklinde geçiyor.

Nermin’in mizahi dili, Murathan Mungan’ın ifadesi ile karanlık mizahı, kitabın dilini ve anlatım tarzını belirliyor. Kitabı sürekli gülümser bir yüzle okuyorsunuz. Ta ki, Nermin’in çocukluğu, babası, annesi ve halaları ile hesaplaştığı bölüme kadar. O bölümde, Nişantaşı’nın, kasvetli, loş, burjuva ıssızlığına sahip evinin içinde gezinirken yüreğiniz daralıyor.

Kitabı okurken, kitap hakkında söyleştiğim birkaç arkadaşa, eğer kadın olsaydım Nermin tipli bir kadın olacağımı tahmin ettiğimi söyledim. Büyük ihtimalle ideal erkeğini arayan ama bulamayan, yalnızlığını değerli bulan ve hemen hemen şimdi olduğu gibi insanlardan giderek umudunu kesen bir kadın olurdum. Ama hayatımın birçok noktasında tekrarladığım gibi, erkek olarak doğmak hayatımın en büyük şanslarından birisi oldu. Çünkü kadınların cehennemi bu dünyada yaşadıklarına inanıyorum. Ama tahmin edeceğiniz gibi, bu vicdanımı kanatan bir şans.

Bir yazarın, kahramanının zihnine en köklü şekilde yerleştiği, her beyin elektron akışının takibini yaptığı bir eser "Yüksek Topuklar". Murathan Mungan'ın derin gözlem ve algı dünyasının keyfini çıkarmak için ön plana çıkan eserlerinden birisi. Ben de büyük bir memnuniyet yaratan bir yeniden okuma oldu. Bazı kitaplar ikinci kez okunmayı hak ederler.
528 syf.
·1 günde·10/10
Kadınların bu kadar detaylı ve doğru tespitlerle anlatıldığı başka bir kitap olduğunu zannetmiyorum. Özellikle baş kahramanın çocuk seçilmesi kadının yaşının önemsizliğine dikkat çekmesi bakımından önemli. Yazarın belki de en esprili kitabı.
527 syf.
·Puan vermedi
Küçük tuğdenin adeta büyümüş de küçülmüş tavırları bazen ukalalığa varan söylemleri sizi çok şaşırtacak...bazen sinir olacak bazen tebessüm edeceksiniz okunulası bir roman.
527 syf.
·7/10
Üst-orta tabaka(evet var öyle kat kat)kadınlarının yaşamlarını ana karakterin yaşamına giren kişiler yoluyla anlatmış yazar. Bana biraz abartılı gelen kareler olmadı değil lakin vardır böyle şeyler bilemiyorum. Karakterlerin bazılarını yakın çevresinden seçtiğini düşündürdü bana. Bazı ayrıntılarını da kendi yaşamından eklediğine inanıyorum (yazara karşı bi takıntım var itiraf ediyorum :)).
Kadını, kadına, kadınla anlatmış Mungan ancak çok fazla kadın şöyle, kadın böyle, kadın, kadın, kadın demiş. Tek eleştirim de bu.
527 syf.
·Beğendi·8/10
Tuğde adında 5 yaşında bir kız çocuğunun 5 günlüğüne Nermin adında ( bu kişi romanı 1. Tekil ağızdan anlatan kişi aynı zamanda ) bir grafiker ve reklamcı kadına emanet edilmesi ve bu 5 günde yaşadıklarını, çoğunlukla içsel konuşmalarını, kadının aslında kadın düşmanı olduğunu vs. okuyoruz.
Dili çok sade ve kitap oldukça kalın olmasına rağmen akıcılığı ile kısa sürede okunabilecek güzel bir kitap.
528 syf.
·7 günde
Kadınlar, özellikle erkekler için daima anlaşılmaz kalmıştır. Ama görüyoruz ki kahramanımız Nermin de, kadın olmasına rağmen, tam olarak anlamamış kadınları.
Eşyanın gündeliğinin hatırlattıkları kadınlar üzerinden analizler ve anılarla kadınları anlamaya, anlatmaya çalışmış hep.
Erkek bir yazarın kadın anlatıcı rolündeki başarısını da bence sadece kadın okurlar belirleyebilecektir.
Murathan Mungan kadın kimliğini gayet güzel ifade etmiş benim nazarımda. Nihai onayı da kadınlar versin.
528 syf.
·6/10
Öncelikle bir erkek yazarın, anlatıcının kadın olduğu böyle bir kitap yazması takdir edilmeli.
Kitabı okumaya başlarken böyle ilginç, değişik olaylar beklediğim için hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü kitap öyle bir kitap değil.
Bakmak zorunda kaldigi Tuğde ve onunla geçirdiği zaman boyunca onlarca kişi ve tabi ki kendisi hakkında yaptığı eleştiriler, yorumlar içeren bir kitap.
Ben de bunu fark ettiğimden beri hızlıca olaylara değil de kurduğu cümlelere odaklandım. Gerçekten çok,çok güzel cümleler ve benzetmeler var. Bunu çok sevdim.
Kitabin sonlarına doğru geçmişi ve küçüklüğüne dair anlattığı yerleri fazlasıyla sevdim.
Bana kalırsa 530 sayfalık bu kitabı bir çırpıda bitirme hayalleriyle değil,irdeleyerek okumanız daha doğru olur.
" Araba kullanmak için ehliyet alınıyor, doktorluk, avukatlık yapmak için diploma isteniyor... da, ana baba olabilmek için neden hiçbir yeterlilik belgesine gerek duyulmuyor?
Murathan Mungan
Sayfa 28 - Metis 2017
"Bütün sistem hırsızlık, yalan, düzen, rüşvet ve eşitsizlik üzerine kurulu. Bunları bilmek için solcu olmaya gerek yok."
Murathan Mungan
Sayfa 262 - Metis 2017

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yüksek Topuklar
Baskı tarihi:
30 Mart 2017
Sayfa sayısı:
528
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423618
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Bundan birkaç yıl önce yazmaya karar vermiştim bu öyküyü.

Güzel ve uzun bir öykü olsun istemiştim. Her zamanki gibi onca iş, onca uğraş girdi araya; gündeliğin hayhuyunda başka öyküler, başka öykücükler; yalnızca yazılan, yazılmayı bekleyenler değil, yaşananlar da geçit vermedi... Sonunda, "Bir gün yazarım, nasıl olsa bir gün yazarım," diye beklettiklerimden biri olup çıktı bu da... Kimi zaman, yazdığımda, kim bilir nasıl müthiş bir kitap olacağını düşleyip, heyecanlandıklarımdan biri olarak geliyordu aklıma; kimi zaman da yazamadıklarımın yüreğimi daraltan ağır çeki taşlarından biri olarak... Bu tür "muhasebeler" içinde bulunduğum ruh haline göre değişiyordu; belki yazacağı onca şeyi üst üste yığıp yıllar boyu onlarla birlikte gezen bütün yazarlarda böyle oluyordur. Artık onları bilemem. Ama her zaman söylerim, yazıp da, düşlediklerinizin ne kadarını yazabildiğinizi görmektense, "bir gün yazdığımda nasıl müthiş bir şey olacak kim bilir!" diyerek kendinizi geleceğe ertelemeniz daha heyecan vericidir.

Bilirsiniz, insanları heyecanları yaşatır.

Buraya kadar söylediklerimden benim bir yazar olduğumu düşünmüş olmalısınız; hayır, değilim, ama öyle zannedilmek hoşuma gidiyor. Aslında yazıya gönül vermiş olduğumu, boş zamanlarımda, nasıl derler, "kendi çapımda" öyküler, öykücükler, çeşitli denemeler yazdığımı, ne yazık ki, ancak birkaç yakınım biliyor. Onların da pek ciddiye aldığını sanmıyorum. Başarılı bir grafikerim, işime çok asılmamakla birlikte fena para kazanmıyorum; bunların bana yettiğini düşünüyor olmalılar. Yazdıklarımdan, yazmaya çalıştıklarımdan kimselere pek söz etmem; hem kendimi sahiden bir yazar olarak görmeyişimden kaynaklanıyor bu -insan kendini bir yazar gibi hissetmezse, başkaları için nasıl ikna edici olabilir?-; hem de heyecanlarıma kapılıp birkaç kez anlatacak gibi olduğumda, karşılaştığım genel bir kayıtsızlık, umursamaz tavırlar ya da anlattıklarımın başkaları tarafından inançsız gözlerle dinlenmesi, beni bu konuda iyice ürkek yaptı. Ben de bu arzumu kendime saklamaya karar verdim. Eğer günün birinde iyi bir kitap yazabilirsem, hepsinden öcümü almış olacağım.

Kitabı okuyanlar 1.557 okur

  • pınar olcar
  • Turkmaestro
  • Nursen
  • Yeşil
  • Özlem Ataünal
  • Gökhan kaçar
  • didem
  • Kesira
  • Elif Altunışık
  • Müge Gökçen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2
14-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%9.1
25-34 Yaş
%25.6
35-44 Yaş
%41.5
45-54 Yaş
%17.6
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.2
Erkek
%13.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.9 (129)
9
%22.2 (87)
8
%20.7 (81)
7
%12.5 (49)
6
%5.4 (21)
5
%4.8 (19)
4
%0.3 (1)
3
%1 (4)
2
%0.3 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları