Büyük Bir Hevesle Başlayıp, Eksik Kalan Hikayelerin Gölgesinde Bir Yolculuk: "Bekle Beni" Zülfü Livaneli külliyatına ve özellikle Serenad gibi baş yapıtlara hayran olan her okur gibi, Bekle Beni’ye de inanılmaz büyük bir heves ve beklentiyle başladım. Livaneli’nin o kendine has, insanı hemen içine çeken anlatım tarzını daha ilk sayfalarda hissetmek harikaydı. Ancak kitabı bitirdiğimde içimde ne yazık ki tam anlamıyla doymuş bir okur hissiyatı değil, biraz yarım kalmışlık duygusu vardı.
Kitap kötü mü? Kesinlikle değil. Çok daha muazzam, bir Serenad tadında akıllara kazınacak bir başyapıt olabilecekken, potansiyelinin altında kalmış gibi hissettirdi.
Bunun en büyük sebebi ise anlatımdaki yer yer kopukluklar ve daldan dala atlayan kurgu yapısıydı. Okurken sanki bazı bölümler sansürlenmiş, bazı yerlerin yayınlanmasına müsaade edilmemiş de alelacele geçiştirilmiş gibi bir hava sezdim. Özellikle karakterlerin dönüm noktaları çok boşlukta kalmıştı. Örneğin; Selim ne ara cezaevinden çıktı, yurt dışına nasıl gitti, o süreçte neler yaşandı? Bu geçişlere ve detaylara biraz daha değinilmesini, o karakterlerin derinliğini hissetmeyi çok isterdim. Romanın ritmi bu kopukluklar yüzünden zaman zaman sekteye uğramış.
Özetle; Livaneli’nin kalemi ve değindiği temalar her zaman olduğu gibi yine çok kıymetli. Ancak kurgudaki bu acelecilik ve boşluklar, o çok güzel olabilecek hikayenin büyüsünü biraz gölgelemiş. Eksiklerine rağmen edebiyat yolculuğu için yine de şans verilmesi gereken bir eser, ama beklentiyi bir Serenad seviyesinde tutmamakta fayda var.
Puanım: 7/10
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518bin okunma