Realizm akımına bağlı ve Emile Zola'ya büyük bir hayranlığı olan Selahattin Enis, "Bataklık Çiçeği" adlı hikaye kitabıyla karşımızda... Yazarımız, bu eserinde on üç öyküyü topluyor. Yaşama karşı keskin gözlemleri olanSelahattin Enis, öyküdeki kahramanları hangi durumda olursa olsun, realiteyi ve realizmi elden bırakmıyor. Dönemin edebiyat çevrelerince gözlemci ve çözümleyici bir yazar olarak niteleniyor. Bu eserindeki öykülerinde hayatın en kirli yanlarına, insanın en büyük acılarına, geçim kaygısına yer veriyor. Ahlak kavramıyla çok uğraştığını görüyorum. Yazar kimliğiyle dönemin toplumsal ahlak kurallarına karşı bir tavır çiziyor. Ahlakın kaldıramayacağı konular üzerinde net ve gözlemci öyküler yazmanın onu mutlu ettiği de hissediliyor. Selahattin Enis, edebiyatla bilimin kardeş olduğuna inanıyor. Ona göre iyi bir yazar, en azından bilimin çeşitli türlerinin temel jargonuna hakim olmalıdır; ancak bu şekilde başarılı eserler verebilir. Bu kitanında yalın bir üslup kullansa da öyküler sürükleyicilikten uzak bir yapıda gelişiyor.
"Bataklık Çiçeği"nde, güzel başlayıp çöküşe geçmiş bir evlilik ve ilişkinin toksik tarafı olan kadın Semra resmediliyor. "Bir Kadının Son Mektubu"nda küçük yaşta kimsesiz kalan, toplumsal ahlakla mücadele eden, fahişeliğe başlayan, toplumsal kuralların onu değiştirdiği bir kadının ölmeden önce yazdığı mektubunu okuyoruz. "İmam'ın Fatma Hanım"da, kedilerinden başka kimsesi kalmayan Fatma Hanım'ın dört ayaklı evlatlarıyla geçen hayatı anlatılıyor. "Lambo Usta"da köyden İstanbul'a geçen ve bakkal işleten, kurnazlığıyla mahallenin tek bakkalı olan, sonrasında aşka düşen Lambo Usta'nın hikayesi ifade ediliyor. "Çingeneler"de bir köye göç eden çingeneleri ve çingenelerin hayatını yakından keşfetmek isteyen bir grup köylünün hikayesini okuyoruz. "İsyan"da, karısı hasta bir ressamın yoksulluk girdabında yaşadığı çaresizlik aktarılıyor. "Bağırsak"ta, kahramanımız İstanbul'un net bilinmeyen iki sokağını ve o sokaklarda yaşananları gözler önüne seriyor.
"Şaheser"de, edebi özelliğiyle ön plana çıkan bir suçlu ifadesi baş rolde yer alıyor. "Bütün Bir Hayat"ta, zenginlikten yoksul bir hayata düşen ve bir eve uşak olarak yerleşen Ahmet Mualla'nın imkansız sevdası anlatılıyor. "Teşrihhanede"de, cesetlerin durduğu yerde öyküdeki kahramanımız farelerin açlıktan geliştirdikleri davranışlarını gözlemliyor. "Kurtlar"da, köyde yeni evliyken kocası askere alınan ve köye inen kurtlarla kabus dolu bir gün geçiren Fatma'nın hikayesi anlatılıyor. "Avdet"te, dört sene cephede savaştıktan sonra İstanbul'a dönen ve bıraktıklarını bulamayan bir adam portresi çiziliyor. "Hufre"de, ana kahramanımız hoşlandığı kadın üzerinden genel bir kadın güzellemesi yapıyor.