Puan vermedi·224 syf.····Okunma: 31 Mayıs 2025 16:49 Romanın ilk bölümlerinde Alexander’ın ağzını burnunu kırmak isteyebilirsiniz. Ama sabreder de devam ederseniz, yazarın karakterler (Alexander, Sonya, Iwona, Antje) üzerinde derin derin düşündüğünü ve romanda bir konuyu dert edindiğini görebilirsiniz.
Alexander’ın, toplumda herkesin hayran olduğu bir eşi (Sonya) vardır. Sonya toplumun dayattığı kalıplara göre yaşamaktadır. Kendi yaşamak istediği hayatı Alexander’a dayatır. Aleksander da bu hayatı kabul eder ve evlenirler. Alexander evliliği kabul eder etmesine ama, bu Avrupa tarzı proje evlilikte kendini bir türlü kendi gibi hissedemez. Aşık olarak evlendiğini sanır ancak bir de bakar ki Avrupa tarzı, toplumun yönlendirmesiyle, adeta bir proje evlilik yapmıştır. Dolayısıyla bu evlilikte kendini bir türlü sıradan ve kendi gibi hissedemez.
Diğer taraftan Alexander, çirkin, şişman ve Polonyalı (Avrupalılara göre doğulu) olan Iwona’nın yanında kendini rahat, iyi ve kendi gibi hissetmektedir.
Sonya romanda “kusursuz bir kişilik”İ temsil ederken, Iwona ise “kusurlu bir kişilik”İ temsil ettiği söylenebilir. Antje ise kendini batı değerlerinden (mahalle baskısından da denebilir) azade hisseden bir kişidir.
Bir başka açıdan, gerek Alexander gerekse Sonya kendilerini hayatın merkezine koymaktadırlar. Bu da Tolstoy’un “kendi hedefinden başka hedefi olmayan insan kötüdür” sözünü hatırlatmaktadır.
Romandan yola çıkarak özetle, Avrupa toplumunda toplumun dayattığı “şöyle yaşayacaksın” kalıbına göre yaşayan insanlar, kendi gibi yaşamak isteyen insanlara pek de huzur vermiyor sonucu çıkarılabilir. Böyle olunca da karşımıza, sevdiğini “yedi yıl” bekleyen bir “Iwona” ile hayat kalıbına uymadığında çekip giden bir “Sonya” çıkmaktadır.
Basit bir dille yazılmış ve karakterlerinin içini dolu dolu olan bu romanı elbette öneriyorum.