8/10
·756 syf.··
2025 46. kitabı
Türkiye'de toplumsal hareketin alttan gelen (köylü) hareketin etkisiz olması Osmanlı Devleti döneminde veya Türkiye Cumhuriyeti döneminde devleti yöneten etki(iktidarı) siyasi olarak takip bir hale gelememesidir. Osmanlı Devleti zamanında köylü hareketleri daha çok yeniçerilerin bölgesel güç olarak şehrin emini de alaşağı ettiği durumlarda ya da din bezirganları tarafından yapılan başkaldırı ile olagelmiştir. Bunlardan en önemlisi Osmanlı Devleti'ni sarsacak derecede tarihimize kara leke olarak iz düşen Celali İsyanları ve Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin'in başkaldırıları olmuştur. 1930'lu yıllara gelindiği zaman ise, köylü hareketlerinden söz etmek mümkün görülmüyor. Köylü temalı bir hareketlilik aydın eliyle oluşturmak için kampanya edebiyat aleminde yeni bir akımın müjdesi durumuna geldi. Yakup Kadri'nin "Yaban" romanı bu konuda önemli bir yer tutması ve Osmanlı Döneminden Yunus Emre'yi, yine Osmanlı döneminde doğmuş Cumhuriyet dönemini de görmüş Aşık Veysel harekete geçirilmesi devamında da Köy Enstitüleri eliyle köylü insanının dünyasını anlamak, anlatmak, üretime katkısını arttırmak, köylü bilincini yukarıya çekmek istenilmesi bir proje kapsamında düşünülmektedir. Köylü hareketinde yardımlaşmanın üst seviyede olması, toplumun yiyeceğini ürettiği için dikkatli olması gerektiği, bilimsel tekniklerden azami derecede faydalanması, üretimin üst seviye çıkması, ekonomiye katkısı gibi değişik etkenleri içinde barındıran bir ekolojidir. Bilinçli hareket bir nicelik kadar niteliğinde olması gerektiğini anlatır. Kâmâlist Devrim köylü hareketini anlamak istemiştir ama anlamamak için çaba göstermiştir. M. Kâmâl'in ülkeyi yenileme için mücadele verdği yıllarda müziği çok seven birisi olarak Türk Halk Müziği tınısının insanı miskinliğe, uyuşukluğa ittiği kanısı meydana getirdiğini düşünmüş olmalı ki, halkın ne istediğinin bir önemi yoktur kâvlince, halk önemlidir sözünü hiç beyan etmemiş gibi bir gecede Türk Halk Müziğini yasaklamıştır. Demokrasi ile yönetilen bir ülkede halk görmezden gelinmiştir. Sözde demokrasi mefhumu bu usulsüzlük karşısında ne halktan ne de dördüncü güç denilen "basın'dan" bir tepki gelmemiştir. Basın hür fikirlerini rahatça beyan eden, araştırmacı yönü yüksek, doğrunun ve hakkın peşinde mücadele veren bir yapıda olması gerekirken sözde demokrasi ile yönetilen ülkede bir tepki ortaya koyamamıştır. Osmanlı Devleti yıkıldı zulüm bitti hikayesi ile kafa ütüleyen kâmâlist tarihçiler bu dönem için herhalde kafasını kuma gömmekten başka bir seçenekleri yok idi. Tek adam diktatöryası dönemi istiklal mahkemelerinin hızlı karar ve hızlı neticelenen infaz sistemi halkın gözünü yeteri derecede korkutmuştur. Cumhuriyet aydını modernleşme için ülkenin gereksinimi olan teknolojik atılım için baraj, yol, köprü, fabrikaya ihtiyaç duyuyorsa, sanatın gereksinimi olan edebiyatın gelişmesi için öze dönüş fikrinin önemli olduğunu idrak etmişlerdir. Öz, bilinmeden kabuk ile uğraşmak yüzeyselliktir. Kabuk için Avrupa'dan ithal edilen akımlar bir yere kadar kimlik yerelin anlamlandırılması için bir nebze edilebilir olması özün ortaya çıkarılmasının önemini belirtir. Türk Halk Edebiyatı için Halk dilinin, Halk özdeyişlerinin, halk türkülerinin, halk şiirinin bilinmesi için köye( öze) dönülmesi gerektiği öne çıkmıştır. Köylünün yaşayışı, düşünceleri, duyguları doğaya yakındır doğanın ayrılmaz bir nüvesidir. Halk şiirinde, halk sanatında samimilik vardır. Üretilen değerler farklı bölgelerde söylenmiş olması doğanın belli başlı öğelerini içerdiği için ortaya çıkarılan ürünlerde (türkü, şiir, koşuk, sözler) birbirine yakın olması bu alanın genişce olmasına rağmen dar olduğunu gösterir. Anadolu'da saz şairi denilen bir söyleyen vardır. Pir Sultan Abdal, Hatai, Kul Himmet, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Aşık Veysel, Aşık İzzet gibi sözlü edebiyatın önemli şahsiyetlerini bu topraklar barındırır. Hacı Bektaş-ı Veli tarafından " Pir Sultan " mahlasını alan Abdal şöhreti etrafa yayılmssına rağmen hakkında yeteri kadar bilgi ve belge yoktur. Ayrıca Pîr Sultan Abdal, Şahkulu’nun Anadolu’da başlattığı yoğun Safevî-Şiî propagandasının etkisinde kalarak bu görüşleri benimser. Caferi- Alevi etkisi şiirlerine de yansır. İran şahının İstanbul’a hâkim olmasını istemesi ve bu doğrultudaki çabalarının onun idamına sebep olduğu söylenebilir. Aşık Veysel'de ise başkaldırıdan ziyade baş eğmenin, uyumun bütünlüğü vardır. Aşık Ali İzzet'de yalnızca iki yüzlülük ve " köylü kurnazlığı " var. İsmet İnönü için övücü şiirler söylerken, Demokrat Parti iktidara gelince bu kez yönünü bu tarafa çevirdi. Bu saz söyleme hevesi sol cenahta özellikle Türkiye İşçi Partisi'nin önemli bir argümanı oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin sanat dünyası ile yakınlık kurduğu biliniyor. CHP'nin kendisinden bir önceki dönem ile beraber yaşamış olması İttihat ve Terakki'nin yaptıklarının bir benzerini yapması memleketin sanat camiası için önemli eser vermesi güzel bir örnek olarak verilebilir. San'at'ın farklı dalları vardır ve bunlardan biri olan resim sanatı gelişmesi adına sarf edilmesi gereken bir alandır. Cumhuriyet Halk Partisi yurt gezileri tertiplemiş olması ressamlar için farklı deneyimler kazanması için fırsat vermiştir. Anadolu gezileri, ressamlara verimlerini arttırması, kendilerini tanımalarına sebebiyet verdi. Bir diğer sanat dalı olan edebiyat alanında cumhuriyet ile özdeşleşmiş olan Sabahattin Ali'nin çalkantılı ve bir o kadar bilinmezliği de içinde barındıran hayat hikayesi vardır. Konya'da öğretmenlik yaptığı zaman kaleme aldığı şiirin onun başını yakacağını bilemezdi. Edebiyatın bir dalı olan şiirde hiciv önemli bir yer tutar. Tarihimiz de önemli hiciv ustaları dönemine damga vurmuştur. Bunlardan en önemlisi 4. Murad Han Hazretlerinin yaşadığı dönemde vuku bulmuş olan bu olay, şair Nef'inin, Vezir Bayram Paşa hakkında yazdığı hicviye kaleme aldı. Bu hicviyesinden dolayı idam edilmiştir. Sabahattin Ali ise M. Kâmâl'i hicveden şiiri ile daha doğrusu arkadaşının ihbarı sonucu mapushaneye atılmıştır. Eleştriye taammülü olmayan insanlar gelişemez. Sanatı özgür, hür iradeli, eleştri sahibi sanatkarlar yapar. Devir tek adam diktatöryası olması dolayısıyla büyük önderden özür dilenirse af olayı gündeme gelir ve hürriyetine kavuşabilirsin uyarısı, Sabahattin Ali için çıkış kapısı olarak görüldü. Sanatçı iki yüzlü ve dalkavuk olmaz, fikirleri için (Nef'i) canını feda edebilir. Cumhuriyet aydını için özgürlük fikirlerinden daha önemlidir. Şimdi Sabahattin Ali'nin o meşhur hicviyesinden bir alıntı paylaşıyorum; Hey anavatandan ayrılmayanlar Bulanık dereler durulmuş mudur? Dinmiş mi olukla akan o kanlar? Büyük hedeflere varılmış mıdır? Asarlar mı hâlâ hakka tapanı? Mebus yaparlar mı her şaklabanı? Köylünün elinde var mı sabanı? Sıska öküzleri dirilmiş midir? Cümlesi belî der enel hak dese, Hâlâ taparlar mı koca terese? Ulu önder, büyük insan, haşmetli efendimize affedilmesi için yazdığı mektubu sunmak istiyorum; Fakat bütün bunlara lüzum kalmadan işi sizin yüksek kararınıza bırakmayı tercih ettim: ‘Ben böyle bir şey yapmadım’ diyor ve buna inanmanızı rica ediyorum. Benim şimdiye kadar yalan söylediğim görülmemiştir. Ne karakterde bir adam olduğum da Maarif Vekâleti’nden sorulabilir. Herhalde bana inanacağınızı ümit ediyorum. Şimdilik kendi sözlerim ve teminatımdan başka müeyyidesi (yaptırımı) olmayan bu iddiam inanılacak kuvvette görülmediği takdirde yine size müracaat ediyor ve affımı rica ediyorum. Eninde sonunda hakkımı ispat edeceğimi bilmesem böyle bir ricada bulunmazdım. Beni affedecek kadar büyük ve iyi kalpli olduğunuzdan eminim. Ellerinizden öperim efendim. 14 Nisan 1933. Konya Hapishanesi’nde mevkuf, Konya Muhtelit Orta mektep Almanca Muallimi Sabahattin Ali” Sabahattin Ali, Cumhuriyetin Onuncu Yış affından yararlanarak hapisten çıktı, tekrar eski mesleğine dönmek istedi. Milli eğitim bakanlığı ise faşist ülkelerde olacak bir karara vardı bunu da pişmanlığını göstermesi veya sadakat belgesi istenildi. Devir özgürlük dönemidir. Ulu önder için " Benim Aşkım" adlı şiiri varlık dergisinde yayınlanarak hem pişmanlığını belirtti hem de ülke genelinde bu şekilde davranan ya da davranmak isteyenlere örnek teşkil etti. Bir diğer sadakat şiiri için yoksulluktan kurtulmak için yazdığı söylentisi ileri sürüldü. Artık kim neye inanmak isterse bu vakada ona inanabilir. Türkiye'de tek parti sultası karşisinda fikir dermeyan etmek isteyen muhalif kesimler için zor zamanların olduğu aşikardır. Türkiye tek partinin karşısına çıkmak cesaretini duymaktan içtinap ediyordu. Ne şekilde bir muhalefet yapılabilir sorusu uzun müddet düşünüle dursun Türkiye Komünist Partisi kendisini tasfiye etmekten başka çare görmeyerek CHP nin kanallarına akmayı beis görmüyordu. Madem muhalefet yapılamıyor yapılacak tek adres içinde fikirleri beyan etmek tek yol olarak görüldü. İkinci Cihan Harbi sırasında Komünist Rusya, Faşist Almanya'yı Rusya içlerinde ağır bir yenilgiye uğrattı. Ülke içinde faşizmin etkileri bu olaylar karşısında zayıflamaya başladı. Sağ cephe demek faşizm ülkede estirdiği kismi mücadele, üniversitenin içine kadar girmiştir. Türkiye üzerinde Alman etkisi Osmanlı Devleti zamanından beri örtülü olarak görülmesi çökme döneminde dış destek arama politikasının bir yansıması olarak görüldü. Tek parti diktatöryası, Alman etkisinden faydalanmış olması Avrupa'da yükselen sağın bir etkisi olarak yön arama gayretindeki ülkeler için bir yol gösterici olarak kabul görüldü. Almanya Savaşta yenilmeye başladığı zaman Türk- Sovyet ilişkisinde de iyi olmayan durumu yeniden inşa edilmesi için çaba gösterilmesi kanaati oluşturdu. Müttefik cephenin baskısı Abd- İngiltere'nin Türkiye'yi savaşa sokmak istiyorlardı. Devlet başkanı İnönü ise oyalama taktiği ve Birinci Cihan Harbini görmüş birisi olarak ülkeyi sokacağı maddi ve manevi kötülükleri bildiği için savaşa katılmamak için güttüğü siyasi pozisyon takdir edilmesi gerekir. Her ne kadar savaşa girileceğini fiili olarak belirtilse de savaşa girilmedi. Churchill komünizmin kötü olabileceğini savaş sonrası Rusya, Türkiye'ye saldırsa bile BM teşkilatının gereken tedbirleri alacağını bildirdi. Birinci Cihan Harb-i ve İkinci Cihan Harb-i nde de ülkelere sözler verilmiş lakin bu sözler tutulmamıştır. Türkiye haklı olarak sağlam duruş sergiledi bu durumdan iyi bir şekilde çıktı. Siyaseti iyi okumak doğru zamanda doğru yerde olmak gerekir. İkinci Cihan harbinde ve öncesinde ülkelerin kurduğu birlikler ve ideolojileri ikinci ve üçüncü dünya ülkelerini menfi olarak etkisi altına aldı. İkinci Adam döneminde ülkenin hedefleri belli olmasına rağmen üniversitelerde ve meclis içinde tek parti meclisi dönemi daha doğru bir ifade biçimi olarak kabul görülmesi dünya için eski, Türkiye içinse yeni gibi duran ideolojinin ülkenin kurtuluşu olarak görüldü. Sosyalizmin esintisin dünya etkisi muazzam olmuştur. 1940 yıllarda faşizm ve demokrasi mücadelesi arasında görülen savaş sosyalizmin de bir seçenek olduğunu ciddi bir şekilde gösterdi. Müttefik grubu savaşı kazanmaya doğru pupa yelken giderken faşist görünümlü CHP iktidarı rotayı demokrasi havarilerinin yönüne çevirdi. Ülkenin bu rota değişkenliği siyasi alandan tutun, edebiyat alanına, basın dünyasından, üniversitelere kadar bir çok kesimi hemen olmasa da etkisi altına soktu. Osmanlı Devleti döneminden kalan cumhuriyet dönemine de intikal eden korkuyu münevver takımı iliklerine kadar hisssetti. Sağ cephede yer alan münevver, sol cepheye, liberal cephede yer alanlar, sağ cepheye kaydı. Münevver kişiye korkak ve iki yüzlü denilmesinin bu kadar rahat olduğu bir ortam Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde bile yaşanmamıştır. Bilgi üretmek için çaba gösteren münevver ortaya çıkardığı ile ölçülmesi ona değer atf ederken yönetim tarafından gadre upraması özgür düşünce ikliminin olmadığını bu yüzden de bu kişilerin ülkelerini terk-i diyar etmelerine sebebiyle ülkede münevver eksikliği had safhada yaşamıştır. Bir örnek ile bu olayı derinleştirmeye çalışalım. 1944'li yıllarda Türkiye Komünist Partisi'nin önde gelen bir yöneticisi tutuklanıyor ve hüküm giyiyor. 1930'lu yıllarının iki yakın arkadaşı Nihal Atsız ve Sabahattin Ali uzakta yaşamalarına rağmen bir çatışmaya giriyor. Bu çatışmanın sonucunda adlı bir vaka olarak mahkemeye intikal ediyor. Sağ öğrenci grubu Nihal Atsız'ın tarafında yer almakla birlikte davanın görüldüğü zaman mahkemenin önünde nümayiş sergiliyor. " Yaşasın İnönü, Yaşasın Türk Hâkimleri, Yaşasın Milleti, Kahrolsun n Komünistler" diye bağırmaları ve İstiklal Marşını söylemeleri bir dönemin sağcı görüntüye sahip öğrenci grupları ve yönetim erkinin tuttuğu cephenin içte ve dışta ülkeyi nasıl bir duruma soktuğunu göstermesi sol cephe için uyarı niteliğindedir. Faşist Alman etkisi ve savaşın Almanlar aleyhine dönmesi Batılılar tarafından bir baskı oluşturmasına ithalat ve ihracatın Türkiye aleyhine bir operasyon olarak gayri resmi olarak deklare edildi. Türkiye Devleti yeni kazananların yanında yer almayı ciddi ciddi düşünür oldu bunun içinde birden fazla fikre sahip olması gerektiğini biliyordu. 1945 yılı İkinci Cihan Harbi'nin sona erdiği bir yıldır. Türkiye'de ise yönetimin rejim ile ilgili kaygı, üzüntü, ürküntüsü vardır. Ülkenin rejimi cumhuriyet olarak görülmesi kağıt üzerinde iyi, demokrasinin işlememesi ise kötü olarak dişardan görülüyor. Türkiye, Batılıları toprakları üzerinde bir sosyalist tehdit olduğuna inandırmak istiyor. Sosyalist akımların ne kadar etkili olduğunu belirtmek isteme çabasında olduğunu da göstermektedir. Demokrasinin gelişmesi için çaba harcamak gerekliliği önem kazanmış bu minvalde adımlar atılması elzemdir. Reçete belli olmaya başlaması devlet başkanı eliyle de mecliste dile getirilmesi demokrasi işletilmesi için muhalefetin olması ülkenin gelişmesi açısından yararlı olduğu belirtildi. İkidar kararını vermiştir bu karara göre muhalefet partilerinin ortaya çıkması için teşvik edici çalışmalar yapıldığını söyledi. Muhalefet o günkü şartlara göre iktidarın içinden çıkması kadar doğal bir süreç olamazdı. CHP'nin içinde zamanla muhalif vekiller ortaya çıktı. Muhalifler kendilerine sonradan verilen isim ile alınan Dörtlü Takrir ile sahneye çıktı. Bu Dörtlü Takrir, 7 Haziran 1945'te CHP'li Celâl Bayar, Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuat Köprülü'nün meclis grubunda açık olarak görüşülmek üzere verdiği önergenin ismidir. Bu dört kişinin CHP'den ayrılması ve sonrasında parti kurması çok partili hayata geçiş için dönüm noktası olmuştur. Demokrat Parti olarak adlandırılan bu parti iyi kötü 1940-1950 yılları arasında ülkeye damga vuracak olması yanında iyi başlayan çok partili deneyiminin hiçte iyi olmadığını acı gerçeklerle ortaya koyacaktır. Demokrasiyi işletmek isteyen Türkiye'nin Potsdam Konferansı ile ABD'nin öncülüğünde aldığı kararları Türkiye'ye uygulatmak istemesi Türkiye'nin gücünü de göstermesi güçsüzlüğümüzün bir örneği olarak ortaya koydu. Chp'nin içinden çıkan muvazaa partisi (demokrat partisi) İsmet İnönü'nün, Celal Bayar ile yaptığı ikili görüşmelerde kurulacak partinin parti programının ne olacağının bilinmesi gerektiği cumhuriyetin kazanımları ile ters düşülmemesini istediği bu doğrultuda güven verilmesini istediğini açıkladı. Celal Bayar farklı bir kişiliğe sahip olması kurtuluş savaşında galip hoca, cumhuriyet döneminde banka müdürü, sonrasında başbakan şimdi ise bir parti başkanı olarak kendisini kanıtladığının göstergesidir. Mason olarak bilinen Celal Bayarın etkisi yıllar sonra Merhûm Adnan Menderes i yalnışa sürüklemesi bakımından değerlendirilmelidir. Denokrat Parti kendisini açıklama gereği duyması basın içinde destek araması gerektiğini biliyordu. Basın sağ cenahın tekelinde olsada, Demokratlar Sol cenahın müntesiplerinden olan Sabiha ve Zekeriya Serteller, Cami Baykurt gibi kişilerle dirsek temasına soktu. Bu yöneliş İkinci Adam İnönü'yü rahatsız etti. Bu yakınlaşmaya bir set çekilmesi gerektiğini açıkça beyan edildi. Demokrasilerde ısmarlama iş yapılmayacağını, demokrasinin 1945'ten sonra yaşandığı bu topraklarda yolun başında iken iktidar partisi tarafından muhalefete akıl ve ayar verilmesi Demokratla cephenin kemikleşmesine yol açıldı. İktidarın görüşlerini bildiren Cumhuriyet gazetesi, Hüseyin Cahit'in Tanin gazetesi bir zamanlar Faşist Almanya'yı desteklediklerini unutup sol cephe ve aydınlara karşı oldukları söylediler. Ahmet Emin Yalman'ın Vatan Gazetesi de muhalefetin yayın organı olmayı sürdürmek istiyor. Basın içerisinde yaşanan bu olaylar ülkenin durumunu az da olsa gösterdi. Cumhuriyet kimindir, kim sahip çıkar veya cumhuriyet bir partinin veya gazetenin sultası altında mıdır gibi sorular kendi aralarında rekabetin ne denli olduğunu gösterir. Basının özgür olması gerektiğini kavrayamamış olanlar basını hem kullanıyor, hem eleştiriyor. Bu ülkede bir haklı binbir haksız vardır. Haklı olan kâmâlist CHP, haksız olan ise halktır. Halk CHP'yi anlamak istiyor ama anlayamıyor, ya da CHP kendisini anlatamıyor ya da anlatmak istemiyor. Bu ideolojinin zararlarını çekmiş olan sağ ve sol cenah hep yaralıdır. İç siyasette çalkantılı bir dönemden geçen Türkiye , Batılı devletler tarafından istenilen isterleri yerine getirmek için çaba göstermesi dış siyasette iyi bir görüntü vermesini sağladı. Dış siyasette Türk- Amerikan ilişkileri Truman Doktrini ile başka bir yola girilmiş olması, Türkiye içinde sol tehlikenin hala devam ettiği gösterme isteği duyuldu. Türkiye, İngiltere yerine ABD'nin hegemonyası şemsiyesi içinde kendine yer almak istediğini yetkili ağızlardan söylenildi. Basın aleminde Truman Doktrini, Ahmet Emin Yalman tarafından devamlı sürette manşetleri süsledi. Türkiye ve Yunanistan, ABD'nin güvencesi altında olduğunu, Sovyet korkusunun dünyayı sarması bu güvenceyi sağlamaktadır. Sovyet emellerini destekleyen gazete ve mecmualar için tehlike çanları çalması " Marko Paşa" adlı mecmuanın sayıları yırtıldı ve yakıldı. Türkiye bu arada göbeğini sıkıca bağlamak için Batı'nın bir çok kurumuna üye yapıldı. Dünya Bankası, IRDA ve IMF'ye katıldı. Siyaset ve koruma için ABD'ye yaklaşan Türkiye, basın tarafından eleştriye uğraması yeni bir kırımın habercisi olarak göründü. CHP'nin uygulamaya soktuğu kararlar halkın memnuniyetsizliği ile birlikte seçimlerde kendini göstermiş olması çok partili düzene geçen Türkiye için müspet adım oldu. Demokrat Parti iktidarı ele geçirdi. CHP ile adım atan Uluslararası Güç Grubu, Demokrat Parti ile yola devam edilmesini kendince faydalı buldu. Kazan kazan politikasını güden Türkiye ve ABD' nin, ABD adına ağırlık kazandığı Türkiye adına ise açık pazar durumuna itilmesine itti. Demokrat Parti ile sanayi çarkları dönmeye başlamış olması, Chpnin kapalı ekonomik modelinin ülkeyi atılım yapamaması ve dış yatırımın gelmeyeceği sonuçlarını doğurmuştu. Açık pazar olan Türkiye'nin dış borçları artması yeni kaynaklar aramasına bu yönü ile kuzeyde yer alan komünist Rusya'ya doğru yöneldi. Ülkede bir çok gelişme yaşanırken, iktidarı kaybetmiş olan chpnin memnuniyetsizliği askeriye tarafından daha çok bilinmesi, bunun yanında basın ve üniversiteler eliyle de kurulan komplonun ortaya konulmasına yol açtı. Demokrat Parti iç ve dış borç, basın dünyasına yapılan baskı ve CHP'nin taşınmazını kamulaştırması hükümeti zora sokması cuntacı askerlerin darbe için istediği ortamı hazırladı. Türk Entelijansiyada sol cenah, sağ cenahı kültür alanında hor görmesi hastalığı cumhuriyet dönemi ve sonrasında belirgin bir hal aldı. Sol cenah sorgulayıcıdır, eleştriye açık, ilim sahibi, mütefekkir, müdekkik gibi sıfatları kendine mal ederken, sağ cenah ideolojinin ( kâmâlizm) savunucusu, müdafii, yılmaz bekçisi, anti komünist olarak sol cenah tarafından kategorize ve karikatürize edilir. Sol cenahın önemli isimlerinden Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı, Rasih Nuri, Şevket Süreyya, Vedat Nedim Tör, Asaf Belge, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve Aziz Nesin gibi isimler damga vurmuştur. Bu beş ciltlik eserde de sağ cenahtan iyi bahsedilmez. Sol cenah ve argümanları özelinde bir çerçeve çizilir. Bu isimlerden birisi olan Aziz Nesin ilginç bir tipolojidir.Aziz Nesin sekiz yaşinda hafız oldu. Çok küçük yaşta cübbe giydi ve bsşıma sarık sardılar. Öğle namazlarindan sonra Kur'an okurdum, beni dinleyenler etkilenirdi. Hafızlık hayatta beni açlıktan kurtardı. Bursa'da adım komünist hafıza çıkmıştı bunun yüzünden iş bulamaz oldum der. Bir insanı toptan yargılama hastalığı bende de mevcuttur. Zamanla kendimi geliştirme çabalarımda bunun yanlış ve hatalı olduğunu gördüm. Aziz Nesin'i sevmeme rağmen bir hasleti beni etkiledi. Babasına duyduğu sevgi takdire şayandır. Ben babamı hiç sevmem ve onunla ilgili ne olursa olsun yüzümün ekşimesine sebep olur. Bir insan düşünün çocukluğunda dini eğitim almış ve hafız olmuş, sonrasında da insanın fikirleri ergenlik ve olgunluk çağında değişiklik gösterebilir. Aziz Nesin'de ise dini yanını geride bırakarak ataist bir kişiliğe bürünmesidir. Münevver denilen kişi fikirler arasında gidip gelmesi olağandır, düşünen insan fikir sahibi olduğu gibi fikirlerinin de arkadında durmasını bilir. Babası Abdülaziz Efendi için güzel sözler söyleyen Aziz Nesin, iyi yürekli, merhametli, kızgın, hiddetli, kıskanç ve gerici ( dinci) idi. Osmanlı Devleti zamanında yaşamış olan Baba Abdülaziz Efendi, sıkı bir Abdülhamid hayranı ve sempatizanıdır. Bu yönüyle babasını ciddi bir şekilde yergiye tutar. Padişahcı olmasına rağmen, Kurtuluş Savaşı'nda görev almıştır. Ailesine arkasında bırakması, savaş esnasında da yaralanmıştır. Abdülaziz Efendi dinini bilen birisi olarak Padişah'ın cihad ilan etmiş olması bu uğurda canını vermeyi bir borç olarak bilmiştir. Aziz Nesin ise bu olaya anlam verememiştir. Bir müslüman göz göre göre niye canını feda eder. Kurtuluş Savaşı sona ermiş, saltanat ve hilafet M. Kâmâl'in düsturuyla kaldırıldı. Aziz Nesin'in babası bu olayı içine sindiremiyor bu olayı yapanları affetmiyordu. Baba Padişahcı, oğul ise kâmâlizmi benimsememesine rağmen lâik bir görüntü verdiği için dışarıdan destek vermiştir. Sol cenahın iki yüzlü politikası için Aziz Nesin güzel bir örnektir. Kâmâlist değilim, Atatürkçü değilim diye açıkca belirtmesi onun açısından veya anti kâmâlist olduğunu belirten kişilere bu saygı gösterilmiyor. Ataist ve Marksist çizgide olan Aziz Nesin bir çok eser vermiştir, eleştirisel bakış açısından hiçbir zaman sıyrılmadan bunu da açık yüreklilikle belirtmiştir. Bu ülkede fikir özgürlüğü sadece bir kesime özgüdür, bu kesim sol cenahtır baskıya, zülme, cinayete kurban veren olarak anılmıştır. Sağ kesim ise, emperyalizm ve gerici unsurlarla iş birliği içinde yol alması ötekileştirilen taraf için bir etikettir.
Aydın Üzerine Tezler 4Yalçın Küçük · Tekin Yayınları · 199029 okunma
·
636 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.