Puan vermedi·182 syf.··
2025 18. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2025 22:55
Kitap hoş sohbet ve eğlenceli diyaloglarla başlayıp insanı hemen konuya dahil ediyor. Kitabın ilk cümlesinden, son cümlesine dek sıkılmayıp Gürpınar'ı zekasına hayran kalıyorsunuz.Hem ilerici bir aydın - hem muhafazakar biri Gürpınar. Kendisinin batılılaşmadan medenileşme arzusu onun zaman zaman muhafazakar addedilmesine sebebiyet verir fakat bana kalırsa kendisinde muhafazakarlıktan ziyade kültürel değerlere bağlılık vardır. Rahatsız olduğu şeyleri hikayeden bağımsız eleştiriyor ama hikayeye bunu da yerleştiriyor.Her kitabında olduğu gibi Gürpınar'ın eşitlikten yana, feminist bir kişiliği olduğu analizine ulaşacaksınız bu kitabı okudugunuzda da. Kadın erkek eşitsizliğini asla sevmiyor ve bunu aleni şekilde romanda karakterleri üzerinden aksediyor. Romanda her yolu seriyor Gürpınar okuyucuya. Ben her yolu, açıklayarak size sundum gerisini siz düşünün diyor adeta. Hayat gibi artısını eksisini beyazını siyahını veriyor bize. Kimse tamamen ne iyidir ne de kötü diyor. İyiliğin içinde kötülük, kötülüğün içinde iyilik vardır diyor. Detaylara gelecek olursak; Konu Şükrüye Hanım, İrfan Kadın ve Nefi Efendinin Binnaz Hanımın mezarına Aşiyan mezarlığına gidene dek oldukça eğlenceli, güldürücü bir dilde.. Bundan sonraki mezarlık kısımda ise biraz daha toplumsal eleştiriler baskın. Muvakkithane isimli yapıları öğrendim kitapta. Vaktin belirlendiği mekanlarmış buralar. Muvakkitler çalışırmış buralarda vakti zamanında.Namaz vaktini ve saati tespit edip, küçük çapta astronomi çalışmaları yaparlarmış. Kendi yaşadığı dönemdeki aksaklıklarıda işlemiş romanda. Mezarlığın orada inşaat çalışması var ve oraya tuvalet yapılmış, kayıklar , vapurlar geliyor geçiyor deniz kenarıda olması sebebiyle roman kahramanı buna çok kızıyor. Aslında gürpınar'ın fikirlerini Nefi efendi dile getiriyor. Bu ülkede yaşamak için Türk olmak dışında farklı bir milliyetten olmanın daha avantajlı olduğunu daha değerli olduğunu Türk olarak cezalandırıldığımızı dile getiriyor. Robert Kolejinin mevkisinin yani bulunduğu arazinin eleştirisini de yapıyor kitapta. Bu tepedeki mektep bir ingiliz değilde Türk mektebi olsaydı mezarlığın önünde iskele inşasına bakanlık itiraz eder, belediye müsade vermezdi diyor. Orada çalışanlar içinde tabi tuvalet inşa edilmiş ve bunu da eleştiriyor. Mezarlığın oraya yapıldığı için Türkler bunu yapsa ne lanetler okunurdu diyor. Bu dönemin osmanlısında ecnebi olsaydık yani ingiliz fransız arap olsaydık daha çok kadir kıymet görürdük diye sitemi var. Bugün de aslında aynı şeyleri farklı gerekçelerle duyuyoruz. Ve Durmuş Dede Hazretlerinin türbesini bilmiyordum, ilk kez bu romanda duydum. Ve hala aşiyan mezarlığına giderken oradaymış türbe. Aşiyan mezarlığı bu türbenin devamında başlıyor. Denizciler kendisine gider zahire ve odun hediye edermiş. Naşit Nefi Efendi mezarlığa giderken ayak kahvecisi görüyor ve bunu da eleştiriyor. Herifin biraz daha sermayesi olsa mezarın üstünde kazan kaynatacak buna da kimse birşey demeyecek diyor. Mezarlığa duyulan saygıdan dolayı bu kısımlarda bol bol eleştiri var. Hatta kitapta; İrfan kadın Binnaz hanım bizi korkutacağına bu mezarlığa saygısızlık yapan gevurları korkutsun diyor... nefi efendide Türk Türke saygı duymuyor ki dirisine saygısı yok ölüsüne saygısı olsun. Gevur ne bilsin? kabirlere hürmetin ne olduğunu bilmeyen cahilleri; bakanlıkta, belediyede çalışan o Türkleri korkutsun gevurlar zaten saygı duymaz diyor. Nefi efendi Avrupa ülkeleri bugün birçok yönden ileri çünkü orada hukuk cebren uygulanıyor diyor. İnsanlar buna alıştırılıyor, kimse birbirinin hakkına giremiyor. Biz ahlaki ilerlemede, bilimsel ilerlemede, dışarıdan hariçten bir baskı beklememeli bunu kendimiz yapabilmeliyiz diyor. Batılıların teşvikiyle modernleşmeye çabalamamalıyız o zaman kendi özümüzü kaybediyoruz aslında. Bugün hala bu var. Ahlaki tekamül hayal değil diye savunuyor gürpınar. İnsanlar kendi kendine doğru düzgün yaşamayı ve hüsnü ahlak sahibi olmayı öğrenir ve isterlerse o zaman herşey düzelir o zamana kadar da insanlık epey sınavlardan geçecek diyor. En sevdiğim kısımlardan biri ; Hayat sahte şahaşalarından tecrit edilse, bi lezzet kalır söner. Aldanmayınca kimsede yaşamak arzu ve cesareti kalmaz. - diyor Binnaz Hanım Nefi Efendiye yazdığı mektupta. Varlığımız böyle anlam kazanıyor bu anlamı hayata biz atfediyoruz bir yerde.Neden insanlar gerçek tarihi bilgiler okumak yerine yarı bilimsel saçmalıklara inanmayı seçiyor… Hakikati bilmek kalbe ferah değil kasvet ve ümitsizlik verir diyor. Ruh çağırma seansından önce bilimsel ve felsefi sohbetler romanı üst seviyeye çıkarıyor. Sonrasında Şükriye ve babasının muhabbeti örnek bir baba kız sohbetiydi. Ve kitabın sonunda yer alan mektup tam bir bilim felsefesi örneğiydi. Kitaba son olarak damga vuran en önemli cümle ise aslında kitabın tüm özetiydi; ''Çünkü merhametinize hak kazanmalarındaki en büyük mazeretleri 'kadın' yaratılmış olmalarıdır.'' Kitapta bir diğer sevdiğim cümle ise şu oldu; Her tür mahkumiyet cehaletten doğduğu gibi her tür hakimiyette bilgiden doğar.
CadıHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,5bin okunma
·
92 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.