·140 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mayıs 2025 23:03 Yeraltı Adamı, insanlığın kırılmış, yıkılmış, öylece bir kenara itilmiş öksüz yavrusu. Evet insanlığın yavrusu ama insanlık onun için hiç orada olmamış, o ise kitap boyunca diğer insanları bırak kendisinin bile aşağıladığı bir mahlukata dönüşmüş zamanla.
Bu kitapta aslında iki bölüm görüyoruz. İlk bölümde bu talihsiz adamın fikirlerini, felsefesini dinlerken ikinci bölümde ise içler acısı hikayesine şahit oluyoruz. İlk ilgimi çeken kısım bu kitaptaki adamın bir ismi olmaması. İş yerindeki şefinin bile ismini öğrenirken onun ismini hiç öğrenemiyoruz hatta Yeraltı Adamı ismini bile ona biz okurlar vermişiz. Burada verilen mesaj bariz: Evet o bir adam ama ismi olan adamlardan değil. İsimler ne için vardır? Bir şeylerin yerine geçmek, bir anlamı içinde barındırmak için! Peki bu adamın ne anlamı ne değeri var ki bir isme ihtiyaç duyulsun içine konulmak için. Onun arzuları, özellikleri, hayalleri, bir geçmişi, bir geleceği, hisleri var elbet ama bunları kim umursar bu dünyada. O bunları ifade etmiyor bu insanlar için. Bu insanlar için o sadece Yeraltı adını verdiği kendi çarpıklaşmış zihninde yaşayan, bir haşarat kadar bile olmayı başaramamış bir adam.
Bunu açıkça görüyoruz kitapta. Kendinden bahsederken ¨Bir haşarat bile değilim,¨ diyor. Haklı da aslında. Haşarat mide bulandırır, rahatsızlık ya da korku hissi verir. Sevilmez, nefret edilir ama yine de bir aksiyon ihtiyacı doğurur. Yeraltı Adamı'nın tüm var olma çabasına, tüm o adamları sinir etme çabasına karşın onlar tarafından bir kenara atılıp terk edilmesi de bunu gösteriyor aslında. O ne ailesinin sevdiği, ne yaşıtlarının arasına kabul ettiği, ne de kendisinin kucaklayabildiği bir tip. O hantal, çirkin, aptal, değersiz, ağır, anlamsız, bayağı, yetersiz, sefil ve diğer birçok şey ama bu diğer şeylerden bahsetmeye değmez. Sonuçta o bir ¨Hiç kimse¨ değil mi?
Kitapta dikkatimi çeken bir diğer unsur ise Yeraltı Adamı'nın kendi hayatını yönetme biçimi oldu. Kendini ilk başta tüm insanlıktan bilge ilan edercesine fikirlerini sıralıyor, insanlıkla alay ediyor bol keseden. Ancak hikayesine gelince bunun ne kadar da büyük bir çelişki olduğunu görüyoruz. Tıpkı diğer tüm insanlar gibi o da aslında yaptıklarını son anda yıkıyor hep. Peki burada onun kendi sorusunu ona uygulayalım: Acaba o bunu gerçekten de hedefe ulaşmaktan korktuğu için mi yapıyor?
Yeraltı Adamı, dünyadan pek fazla bir şey görmemiş bir adam. En basitinden var olduğu şekil yüzünden bile alaya alınmış, aşağılanmış. Ne bir annenin, ne bir babanın, ne de bir arkadaşın sevgisini hissetmiş. Bana kalırsa insan hayatında önemli yapı taşlarından biri olan aşkın ihtimalinin sözünü etmekten bil çekinmiş. Dünyaya genç yaşından beri bir öteki olarak bakmak zorunda kalmıştır. O kadar uzun süre ¨Öteki¨ olunca da bir yerden sonra bu dünyada yeri olmadığını anlayıp kendi dünyasına kurulmuştur: Yeraltına. Yeraltı onun hayal dünyasıdır. Bol keseden hayal ettiği, yazdığı çizdiği, kendini yüksek, insanları alçak, kendini erdemli, insanları ahlaksız, kendini yüce, insanları sefil ilan ettiği yer Yeraltı. O bu dünyadayken, sefil evinde otururken, hatta işteyken bile Yeraltı'na kayıyor çünkü onu bu dünyaya davet eden, çapalayan bir şeyler yok. Yeraltı onun için bir sığınakken yavaş yavaş konfor alanına dönüyor. Günün küçük olaylarında hissettiği eziklik duygusunu Yeraltı'nda bir kahraman olarak; gün içinde hissettiği aptal olma korkusunu Yeraltı'nda insanları aşağılayarak def ediyor ve kendini değerli hissedebiliyordur. Onu o yapan değerler, ona sığınak olan dünya Yeraltındadır. Bence onun tüm bu çatışmaları da Yeraltı'yla arasındaki bu bağlantıdan kaynaklanıyor. Liza, ona aşk hissettiren, duygularla coşturan bir karakter. Yeraltında olan her şeyi Liza'ylayken dışarıya söyleyebiliyor. Yeraltı dışında da kendisi oluyor kim bilir ne kadar sonra ilk kez. Ve alay beklerken Liza'nın duygularıyla karşılaşıyor. Burada Yeraltı'ndan bir çıkış kapısı oluyor ona Liza ama o bu kapıdan korkuyor, insan olmayı hiç öğrenmemiş bir adam insanların arasında ne yapabilir ki? Kaçıyor, Lİza'nın tekrar belirmesi korkusuyla hastalanıyor ama yine de bir yandan onu bekliyor. Çünkü her şeye rağmen bir insan olmayı arzuluyor. Yine de bu onu tüm çabasını, Liza'nın tüm duygularını yıkmaktan alıkoyamıyor ve Yeraltı Adamı bize hikayesinin bu kadarını anlattığından bile utanarak Yeraltı'na geri dönüyor.
Bu hikaye çok hüzünlüydü ve ağır bir depresyon, yalnızlık taşıyordu içerisinde. Yeraltı Adamı aslında sadece biri değil; bir ismi olmamasının bir başka sebebi de bu olmalı. O bir yerde herkes aslında. Bir yerde herkes Yeraltı Adamı oluyor ama o zaman ismin bir anlamı kalmıyor. Çünkü bir kere Yeraltı'na kapandıysan ve kendini kilitlediğin dünyada aynı düşüncelerle şekli bozulana kadar oynuyorsan artık dünyada bir isminin olmasına yetecek kadar önemin kalmaz; sen kendi dünyanın tanrısısındır. Yeraltı Adamı, kurtarılabilir mi, sorusuna cevap vermek istiyorum son olarak. Yeraltı Adamı ancak kendi tarafından kurtarılabilir ki onu bu zindana kilitleyen de yine kendisidir. Bazen dışarıdan bir etken ona bir el olabilir bu pis çukurdan kurtulmak için ama kendi bacaklarıyla çıkabilir ancak bu çukurdan Yeraltu Adamı. O yüzden siz siz olun Yeraltı Adamı'nı kurtarmak için bir an bile heba etmeyin, sadece onun zihnine bu açıklığı vermesi için inandığınız enerji formuna dua edip kenara çekilin, ha bir de fırsat bulursanız bu şaheseri mutlaka okuyun!