İnanılmaz varoluşsal kaygıları olan bir kitap. Karakterin duygusuzluğundan hepimiz farkındayız aslında ama aynı zamanda kitaptaki en duygusal karakter oydu aslında. Ölümü kabullenmek isteyişi aynı zamanda yaşama isteği ama bunu reddetmesi, bunların hepsi kendi varoluşuyla ilgili düşünceleri kafamı aşırı karıştırdı. Kitabın sonunun belirtilmemesi: demek istediğim, idamdan kurtulup kurtulmamasının açıklanmaması ama bir nevi ya öyle ya böyle idam ettireliceğinin dolaylı yoldan söylenmesi başta hoşuma gitmedi çünkü bilmek istiyordum ancak karakterin son sayfalardaki kabullenişi bizi bu sona yönlendiriyor. Kafamı karıştıranda bu çünkü hem kaçma planları yapıyor yada kurtuluşunun olasılıklarını düşünüyordu. Rahibe bugünün ilerki hayatında andığı bir gün olmasını istediğini söylüyordu fakat ilerledikçe ne yaşarsa yaşasın ister annesi ölsün ister evlensin her şeyin eşit olduğunu yaşamasının hiç bir şey ifade etmemesini söylemesi, bu dünyayla bir olduğunu, yaşamasının önemsiz olduğunu söylüyordu. Kafamda düşünüyorum bu acaba kendisine ölümü kabullendirme şekli miydi? Çünkü kendisi eğer her şeyin önemsiz olduğunu düşünürse kendini ölüme karşı sakin ve kayıtsız bırakabilir ve rahat ölebileceğini sanıyordu galiba. Küçük detaylarla yaşamı farkediyor ve üzülüyordu, annesinin ölüme yaklaştığı zamanlarda yeni bir aşk bulmasını haklı buluyordu, yaşadığımız sürece ölümü düşünmenin anlamsız olduğunu belirtiyor bir de. Bütün hayatı boyunca mutlu olduğunu hala da mutlu olduğunu hissediyor, bu mutluluğun sebebi başına gelecek her şeye hazırlıklı ve kayıtsız olmak mıydı acaba?
Kitabın diğer detayları hakkında da kurbanın hayatının karakterimiz tarafından değersiz sayılması, dava süresince savcının olaydan daha çok katilin annesinin cenazesine karşı kayıtsız olmasının üzerinde durması gibi şeylerin üzerine de düşünmek gerekiyor bence ama karaktere öyle odaklandım ki bu detayları değerlendiremiyorum.
Onun dışında Camus’un anlatımı ve olayları akışında ilerletmesi ve önemsiz görünen detayları aslında önemli olduğunu açıklamasına bayıldım. Öyle ki gerçekten denildiği gibi hayatınız da ne olacağını bilemiyorsunuz: normal sandığınız, sevgilinizle denize girip sinemaya gittiğiniz bir günün dört duvar arasına girdiğinizde bir nimet olarak görünmesi çok doğru ve gerçekten geçirdiğimiz her keyifli günden şükran duymamız gerekiyor. İnsanı mutlu kılan bu zaten. Cezaevindeyken bile odasının detaylarını ezberleyip bu hisse hayran olan bir adam bu. Bence bize bunu göstermeye çalışıyor Camus kitabında.
Giyotinle ilgili düşünceleri, her insana ikinci şans verilmesi, giyotinin çok gaddar olduğu gibi düşünceler de çok doğruydu. O an kalp atışlarını gerçekten hissediyor ve bunu garip buluyor. Söyleyecek sözüm bile yok bunun hakkında
Uzun zamandır üzerinde bu kadar düşündüğüm bir kitap olmamıştı