Nobel ödülü alan kitaplara biraz ön yargılıyım sanırım. Eğer nobel varsa birilerinin ekmeğine yağ sürmüş diye düşünürüm. Bu kitabı da elimde evirip çevirip yerine geri koyacakken -yazarın “Midak Sokağı” kitabını çok beğendiğin için- hele bir bakayım zaten inceymiş düşüncesiyle okudum.
Kitap aktör Tarık, suflör Kerem, Halime ve tiyatro yazarı Abbas karakterlerinin ağzından anlatılıyor. Dört bölümden oluşuyor. Hepsi aslında aynı olayı anlatıyorlar ancak acaba en doğrusunu hangisi anlatmaktadır. Abbas bir tiyatro metni yazar.Bu metin kendi evinde geçmektedir ve yakın bir zamanda ölen karısı Tahiye , karısının eski sevgilisi Tarık, yozlaşmış anne ve babası Kerem’le Halime de tüm günahlarıyla gözler önündedir. Herkes metinde geçenlerin gerçek hayatla birebir uyuştuğunu fark etmektedir ancak itiraf etme konusunda o kadar yürekli değillerdir. Hele olayı anlattıklarında kime inanacağınızı şaşırırsınız. Burada iş okura düşüyor. Artık okurun bilinçaltı yargıya varacak.
İyiki de okumuşum! Beğendiğim bir kitap oldu. Bir eseri sanata dönüştüren gerçek hayattan alınmış olması mıdır, yoksa kurgu mu onu muhteşem kılar?Gerçeklikle kurgu arasında kalmak romanın konusudur. Fakat roman öyle güzel kurgulanmış ki sayfaların arasında acaba hangisi gerçek yaşam hangisi kurgu diye düşünerek kayboluyorsunuz.
Yazarın hayata, sanata, tiyatroya bakış açısını ustalıklı bir şekilde aktarmasına tanık oluyorsunuz.