İnsan ile hayvanın arasındaki fark nedir? Kimileri için bu sorunun cevabı fizyolojiktir. Kimileri içinse irade ve dürtülerdir. Yazarımız Anthony Burgess da iyilik ve kötülüğün kaynağı olan iradenin üzerine duruyor bu kitapta.
Ana karakterimiz, Alex adında daha 15 yaşında olan genç bir delikanlı. Lakin Alex'in yaşıtlarından çok daha farklı bir tutkusu var: Kötülük yapmak. Doğru duydunuz, kötülük yapmak!
Alex bir insana zarar verirken; bizlerin yeni yerleri gezerken, belki sevdiğimiz birisiyle konuşurken, hobilerimizle uğraşırken aldığımız zevki alıyor. Onun için yolda yürüyen bir yaşlının kıyafetlerini paramparça etmek, birilerini ölesiye dövmek, yaşıtı kızları kandırıp onlara cinsel saldırıda bulunmak, adam gasp etmek, hırsızlık yapmak ve hayal edebileceğiniz diğer suçları işlemek keyif veren aktivitelerinden sadece bazıları. Lakin hayatın apaçık bir gerçeği vardır. Zira hiçbir kötülük cezasız kalmaz, bundan emin olun.
Aynı bizlerin yaşantısında olacağı gibi Alex, kitabımızda da hapse atılıyor. Fakat onun yakalanmasını sağlayanlar, kitabın geçtiği ülke olan İngiltere polisi vs. değil. Alex'in belki de bütün gününü birlikte geçirdiği suç makinası arkadaşları! Alex'in kendini gruplarının lideri gibi tasvir etmesi ve emirler yağdırmasından sıkılan arkadaşları, bir gece yaşlı bir kadının evine saldırdıkları anda olay yerinden ayrılıyor ve Alex'i polislerle başbaşa bırakıyor. Uzaktan, hatta çok uzaktan baktığımızda 15 yaşında bir çocuk için biraz acımasızca, değil mi? Değil. Alex'in evine gizlice girdiği yaşlı kadını öldürdüğü için, değil.
Bu son işlediği cinayetle de birlikte Alex, geçmişte işlediği bütün kanunsuzluklar için mahkeme salonuna çıkar ve Dev-Tut denilen Devlet Tutukevi'ne yollanır. Burada kendisiyle birlikte birçok suçluyla birlikte yaşayan Alex'in hayatı, bilim insanlarının onu yeni bir "tedavi yöntemi" olacak "Ludovico Tekniği"ne denek olarak seçmesiyle değişecektir. Ludovico Tekniği, aynı zamanda okuyucuyu felsefede büyük tartışmaların ve düşünce ayrılıklarının yaşandığı "irade problemi" ile başbaşa bırakır.
Ludovico Tekniğinin uygulanması için Alex, ona özel olarak hazırlanmış bir binada kalmaya başlar. Burada onu bir tiyatro salonuna aldıktan sonra bütün uzuvlarını bağlarlar ve vücudunun mide bulantısı, baş dönmesi ve daha bir sürü olumsuz tepki vereceği bir sıvı enjekte ederler. Ardından Alex'e yaptığı kötülüklerin bir birleşimi olan filmler izletilir. Filmlerin konusu savaşlar, işkenceler, ö*ümler, t*cavüzler içerir. Aslında bu suçlar, dünyamızda binlerce yıldır var olmuş ve ne yazık ki var olmaya devam edecek türden suçlardır. Vücuduna enjekte edilen sıvının onu kötü hissetirmesiyle birlikte bu filmlere maruz bırakılan Alex'te yeni bir bağışıklık geliştirmek amaçlanır. Böylece her kötü eyleme başvuracağı sırada Alex'in vücudu enjekte edilen sıvı sanki hala vücudundaymış gibi tepki verecek ve kötülüğü yapmaktan vazgeçecektir. Böylece hükümet, suçluları suç işlemekten alıkoyacaktı, mı cidden?
Alex neden kötülük yapmayı bırakmıştı tedavinin sonucunda? Kötülük yapmayı istemediği için mi? Yoksa kötülük yapmaya çalıştığı zaman zihni ve bedeninin ona hissettirdiği fiziksel acıya katlanamadığı için mi? Bireysel çıkarlar ve toplumsal çıkarların çatışmasıyla birlikte bahsettiğim etik sorun ortaya çıkar. Devlet, halkın çoğunluğunun refahı için, bir grup kötülük işlemiş veya kötülük işlediği öne sürülüp hapis cezasına mahkum edilmiş insanların irade gücünü ellerinden almalı mıdır? Ya da alma hakkına sahip midir?
Ludovico tedavisinin işe yaramadığını kitabı okurken açık ve net şekilde anlayabiliriz. Alex'in kötülük yap(a)mamasının sebebi vücudunun verdiği bu tepkiyi istememesidir. Kendisi İngiltere Hükümeti tarafından resmen Pavlov'un Tekniği ile bir köpek haline çevrilmiştir. Artık kendisinin bir kötülük yapmasına gerek kalmadan, başka bir kötülük gördüğünde de aynı tepkileri verir vücudu. Ve bu durumda karşısındakine tek yapabildiği şey daha fazla iyilikte karşılık vermektir. Velev ki siz Alex'e tekme atacak olursanız, ayağınızı öperek size karşılık vermeyi tercih edecektir. Bu senaryoda da devlet, Alex'in elinden nefsi müdafaa hakkını da elinden almış olacak. Bir insanın elinden iradesini almak, o insanı korumasız bir şekilde dünyaya bırakmak gibidir. Aynı bir bebeğin doğduğu andan itibaren bir yerde terk edilip gidilmesi gibi.
Otomatik Portakal 'da sorduğumuz soruların iki cevabını da temsil eden karakterler bulunuyor. Dev-Tut'ta bulunan Rahip, ve İç İşleri Bakanı. Rahip, olaya din felsefesi açısından bakar ve bu tedavinin doğru olmadığını, aynı zamanda artık Alex'in elinden iradesinin de alındığını ve Alex'e artık bir insan bile denemeyeceğini savunur. Fakat İç İşleri Bakanı ise, olayın sadece istatistik açısından bakar. Alex için o sadece ülkesinde kaos çıkartan azılı suçlulardan biridir. Bu yüzden "amaca giden her yol mübahtır" diyerek, sadece Alex ve türevi bireylerin kötülük işleyememesi üzerine odaklı bir sistem yaratmak ister.
İrade, insanı insan yapan unsurdur. İradesi olmayan insan kötü ya da iyi olmayı seçemez. Aynı zamanda iyiye mecbur bırakılmış insan, iyi insan değildir. Bu yüzden Tanrı, insana iyiyi ve kötüyü ayırt etme ve buna göre tercih etme hakkı vermiştir. Yapılması gereken, insanın iyiyi veya kötüyü seçmesine izin vermek; ardından da temel ahlak yasalarını kullanarak toplumsal avantajı hesaplayarak ahlaki ve etik kurallarına uyarak bir ceza sistemi uygulanmasıdır. İnsanın iradesini ortadan kaldıran bir ceza sistemi "dehumanization" yani insanı insan halinden çıkararak onu insan dışı bir varlığa dönüştürür. Kötülüğü seçmiş insana iyilik sadece öğretilmeye çalışılabilir. İyiliğe zorlanan insan, ilk şansını bulduğu anda tekrardan kötülüğe geri döner. Tam da Alex'in iyileştiğini anladığı anda tekrardan kendine bir çete kurup kötülüğe devam ettiği gibi... Bazen kötülük, insanın tercihidir.
10/10