Bugün sizlere beni oldukça sarsan bir kitapla geldim. Son sayfaları okuyup kapattığımda uzun süre derin düşüncelerden sıyrılamadım.
@yazar_solin kaleme aldığı “İfadesiz” adlı eseri, sessiz çığlıkların, içe atılan duyguların ve bastırılmış kimliklerin bir aynası olan Daniyal karakteri üzerinden ilerliyor.
Herkesin acıya karşı kendini koruma yöntemi farklıdır. Bu yöntemleri, belki hayattaki acıların derecesi belki de insanın dayanma gücü belirler.
Daniyel de içinde bulunduğu acı girdabından kendini korumak için istem dışı bir sistem geliştirmişti ve bunun hayatında nelere sebep olabileceğini çok sonra anlayacaktı. Kitap öylesine derin duygularla bezenmiş ki her karakterin hikayesi okuyucuda ayrı bir iz bırakıyor. Romanın iç dünyaların yoğunluğunu kelimelere yükleyen bir atmosferi var.
Aşk, yabancılaşma, yalnızlık gibi temalarla da hikaye derinleştirilmiş.
Beni en çok etkileyen kısımlardan biri; Daniyel ve diğerinin arasındaki mücadele oldu. Çünkü bu durum yalnızca bir bireyin psikolojik bölünmesini değil, aynı zamanda birçoğumuzun iç dünyasında yaşadığı çatışmaları simgeliyor. Okurken gerçek anlamda ürperdiğim kısımlar oldu. İster istemez kendimi sorguladım. Son zamanlarda okuduğum en ilginç kitaptı. Ne diyelim öyleyse yazarımızın kalem yolculuğu uzun olsun. Kitapla kalın efendim.
İnsanın bir de kendi karşısında güçlü olmak zorunda kalması zordu.
Sakındığı gerçeklikleri bende gizlemişti. Bilmediği ve bilmek de istemediği geçmişin ağır kırıntılarını saklayandım.
Dönüm noktaları vardır hayatın. Ne zaman rutin veya alışılagelmiş yaşıyor olsak bir şekilde geçmemiz, geride bırakmamız gereken kararlar, hükümler ve yargılarla karşılaşır, onları nasıl alt edeceğimizi kurgularken bulurduk kendimizi.
Toplumun kendisi değil miydi kötüye ve kötülüklere zemin hazırlayan? Daralan ruhunda hep aynı karanlık dürtüleri savaş açmaz mıydı insan? Çarçabuk sonlandırdığı hayallerinde, hülyalarında serzenişlerinde ve lüzumsuz itiraflarında hep aynı noktalara değinilmez miydi?