Puan vermedi·304 syf.····Okunma: 04 Haziran 2025 13:55 Yavuz Bülent Bakiler’in şiirleriyle tanışmak, insanın yüreğine dokunan sessiz ama derin bir yolculuğa çıkmak gibi. Kimi zaman bir tren garında ince ince yağan yağmurun altında kalakalıyorsunuz, kimi zaman Aras’ın kıyısında bir hayal gibi dalıp gidiyorsunuz. Bu şiirlerde öyle bir dil var ki; sade, duru ama bir o kadar da derin. Hani herkesin içinden geçen ama dile dökemediği duygular vardır ya… İşte Bakiler, onları öyle zarif, öyle içten bir şekilde mısralara döküyor ki; sanki yıllardır sustuklarınızı sizin yerinize konuşuyor.
"Suçumuz Türk olmak, Müslüman olmak." derken, tarihin ve coğrafyanın yükünü omuzlarında taşıyan bir milletin sesi oluyor. Sonra bir bakıyorsunuz, "Gözlerin gözlerimde erimekteydi" diyerek sizi en saf aşkla, en ince özlemle baş başa bırakıyor. Her şiirinde bir Anadolu kokusu, bir Türk coğrafyası var; Aras var, Hazar var, Kerkük, Bosna var... Kimi zaman bir sevgiliye yazılmış gibi duran dizelerin aslında bir vatana, bir millete, bir kültüre yazıldığını fark ediyorsunuz.
Ve kelimelerin içinden sızan o içtenlik yok mu… Sizi şiirin içine çekiyor, bir bakmışsınız ki "benim de bir yeminim var" deyip yüreğinizden bir şeyler dökülmeye başlamış. Bu şiirleri okumak sadece okumak değil; hissetmek, yaşamak ve belki biraz da kendini bulmak. Duru bir Türkçeyle, yormadan ama derinden, bazen hüzünle bazen de bir dua gibi umutla yoğrulmuş bu dizeler…
Gerçekten de bu topraklarda bu kadar yalın, bu kadar içli ve bu kadar anlam yüklü şiirlerle karşılaşmak çok zor. O yüzden Bakiler’in şiirlerini sadece okumak değil, yudum yudum içmek, satır aralarında dinlenmek, bazen susmak, bazen için için ağlamak gerek. Şiirin insanı incelttiğine, zekâyı zarif bir hale getirdiğine bu dizelerle bir kez daha inanıyor insan. Ve en çok da,
"Beni bırakma diyordun… ağlıyordun…" derken kendini buluyor. Hatta sadece şu iki satır için bile alınır okunur kitapları:
"Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi."