·110 syf.····Okunma: 05 Haziran 2025 11:15 Albert Camus'nun çıkış yaptığı kült olmuş romanı "Yabancı" da aynen Sartre'nin "Bulantı" romanı gibi varoluşcu akımı oluşturan düşüncelerden örülmüştür. Roman, Camus'nun benimsediği absürdlük ve varoluşçuluğun izlerini taşısa da, gayet açık, anlaşılır bir dille yazılmıştır. Yazarın akıcı, sade bir dil kullandığı eser, bir günde okunabilir fakat sıradışı kahramanı ve verdiği mesaj sonrasında unutmayacaklarınız arasında yerini alacaktır.
Eser hakkında, bazı eleştirilerde bahsi geçen birkaç konuya gelecek olursak; yazar " bir arap" demiş maktûl için, isim vermemiş, bana göre isim kullanmak konuyu dağıtacak daha çok isim yan karakterlere önem atfedecek, eserin vermek istediği asıl mesaj (okuyucu kurbanı da tanıyor olup) silikleşecekti. Diğer konular, yok Cezayir Fransa'nın sömürgesi yok mahkeme kendi vatandaşı olan bir Fransız'a ölüm cezası vermez falan. Bütün bunların eserin içeriği, verdikleri, anlatmak istedikleri ve türü düşünüldüğünde hiç bir önemi yok. Bu konulara çok takılan arkadaşlar, Dünya sömürge tarihi ya da Fransa sömürge tarihi ile ilgili eserler okuyabilir. Bu romanla nasıl ilişkilendirebiliyorlar o durumları anlayamıyorum. Bu bakış açısıyla hiçbir eserin değeri kalmaz. Anlaşılmaz. Yani gerek yok. Burda işlediği suçtan dolayı değil, topluma uyum sağlamıyorsun, duyguların neyse onu dürüstçe söylemen suç, annen ölünce ağlamalısın, çıkarların için birini sevmesen de seviyorum demelisin, suç işlediysen af dileyerek yalvarmalısın diye suçlanan biri var asıl konu bu.
Hayata, içinde yaşadığın, maddi manevi kuralları çoktan belirlenmiş topluma yabancı kalmak, uyumsuz olmak ne demek ?, özgürlük nedir esas?, özgürlüğü nasıl yaşamalı? Bireyin kendi kurallarının, yaşam tarzının sınırı nedir? Birey, topluma karşı kendi iç dünyasından yansıyan duyguları ve fikirlerini yansıtma aşamasında, sıkı bir sınanma, yoğun bir düşünüşten sonra, özgürlüğünün kısıntlandığı anlamıyla, yazarın kahramanımıza söylettiği "hayat yaşamaya değmez" tezini ortaya koyar. Artık onun için- yani özgürlüğü iliklerinde hissederek yaşayan ama belki bunun absürdlük sayıldığının farkında olmayan kahramanımız Meursault- için ölmek de yaşamak da değersizdir. Bunların ikisine de kayıtsızdır.
İşte, romanın bize sorgulatmaya çalıştığı, ana konu budur: Özgürlük, bireyin Özgürlük sınırları. Özgürlüğü iliklerine kadar yaşayan bireysen Ya kendine ya da topluma yabancı olacaksın..
İncelememi kapak arkasındaki, ünlü yazar Mario Vargas Llosa'nın eser hakkındaki görüşüyle bitiriyorum:
" Romanı bitirdikten sonra Meursault' ya karşı karışık hisler beslesek de dünyanın iyi bir yer olmadığına ve değişmesi gerektiğine inanırız."
Esen Kalın... Keyifli okumalar..