Puan vermedi·656 syf.····Okunma: 06 Haziran 2025 12:32 (İnceleme ve özet) Merhabalaaar, bayramınız kutlu olsun öncelikle. Evet, uzun bir aradan sonra yine geldim. Offf okurken resmen psikolojim bozuldu. Yeter artık bu katili bulun, diye bağırmak istiyordum resmen. Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki yazarım zekasına hayran kaldım. Aşırı sürükleyiciydi, aşırıııı. Daha önce okuduğum birçok kitabı beğenmişimdir ama hiçbir kitabı bu kadar merak ederek okumadım sanırım. Anais, Kubiela ve ben biraz daha katilin kim olduğunu bulamazsak Sherlock Holmes'a dönüşecektik gibi... Yunan mitolojileri, cinayetler ve kobaylar... Bu kitap sayesinde mitolojiye ilgi duymaya başladığımı söyleyebilirim. Başta kitabın devamının da olabileceğini düşündüm çünkü sonu asla tahmin edemeyeceğim bir sondu. Ancak öyle değilmiş. Neyse konumuz dönelim. Şimdi size Kitabın özetini yazacağım ona göre okuyun.
Freire bir psikolog ve hastalarından biri hafızanı kaybetmiş bir adam, bu adam tren raylarında bulunmuş. Fakat orada bulunan biri daha var. Hazır mısınız? Bir ölü... Burnu kırılmış, yüzüne kelle geçirilen bir ölü. Bunu kimin öldürdüğünü bulma serüveni başlayor şimdi. Polisler de bunun peşine düşüyor. Adamın bile kim olduğunu bulamıyorlar çünkü. Patrick hafızasını geri kazanmaya başlıyor. Fakat o ve sevgilisi Sylive, Freire'in karşısında öldürülüyorlar; o tren garında. Freire bir numaralı baş şüpheliye benzetilerek Patrick gibi psişik bir kaçış yaşadığından şüphelenmeye başladı. Artık kim olduğundan bile emin değildi. Parmak izi evsiz, baş şüpheli Victor Janusz'unki ile aynıydı. Anais'e bir not bırakıp kaçtı: Ben Katil Değilim! Freire plan kurarak polisleri başka yöne yönlendirip eski hayatını arayışa çıktı. Sonunda onu tanıyan birine rastladı ve öğrendiğine göre onu öldürmek isteyenler vardı. Bu yüzden bulunduğu yerden kaçmıştı. Anais'in babası suç babası sayılabilecek biri olduğundan kötü bir çocukluk geçirmiş. Olayları derinlemesine inceleyerek bir şirketin olayın içinde olacağı düşüncesine vardı. Ve bu şirketin hissedarlarından biri babası... Janusz ipuçlarının peşine düştü aynı psikopatın işlediği bir cinayet daha vardı aylar öncesinden ve o cinayete tanık olan biri; Teneke. Janusz için her şey yolundaydı taa ki Teneke, o cinayeti sen işledin diyene kadar... Cesedin başında Matruşka diye sayıkladığını da söyledi. Anais, Janusz ile aynı yolu izleyerek onu bulmuştu. Ve sonra yeni bir kişilik daha; Narcisse... Bu bir deli, bir sanatçı. Üstelik her sanatının altında bir mesaj saklı. Katiller hala Narcisse'in peşindeydi. Resimlerini toplayıp röntgen çektirince başka bir cinayete ulaştı. Peşindeki adamlar onu öldürmeye çalıştı. Birini kurşunladı, birini bıçakladı ama ortada bir ceset yoktu. Anais de ordaydı ve hap kullanıp ateş açtığı için tutuklandı. Narcisse kafa filmi çekilince burnunda bir şey olduğunu gördü, bir çip... Patrick'in cesedinin burnunda da muhtemelen bir çip çıkarılmıştı. Belki de ikisi de bir kobaydı. Cesetlerin hepsinin ortak bir özelliği vardı bir mitolojiden esinlenerek işleniyordu. Ve her mitolojinin hikayesi bir baba oğul hikayesiydi. Hastaneden kaçtı. Çipi çıkarmak için burnunu kırdı ve başardı. Bu izin peşindeyken dördüncü kişiliğine ulaştı: Nono. Evrakta sahtecilik işinde olduğunu öğrendi ve Anais'i ziyarete gitti. Farklı biri olmadan önce son mesaj atan kızı arıyordu. Nono flört sitesinde kızlarla konuşan biriydi. Partiler düzenleniyordu. Birine katılıp uygulamadaki kişileri kontrol etti. İçlerinden biri tanıdıktı: Anne Marie Strub, rüyalarında sayıkladığı Feliz. Ulaştığı bilgilere göre o da ölmüştü, onun da yüzü parçalanmıştı. Arkadaşına ulaştı. Bu uygulamadakiler kobayları belirledikleri bir araçtı. Kimsesizleri tuzağa düşürüyorlardı. Kobaylar ve yardım eden kızlar birer birer öldürülüyordu. Feliz'den haber almak için birine daha ulaşmıştı; ablası. Daha önce bir kez daha kaybolmuş, kendini başka biri sanıyordu ve bir hastanede psikolojik tedavi görmüştü. Nono bu hastaneye bilgi toplamak için gidince birinin ona Profösör Kubiele, diye seslenmesiyle asıl kimliğine ulaşmıştı. Profösör'ü görenler şok olmuştu çünkü onu bir kazada öldü sanıyorlardı. Demek ki her şey burada başlamıştı. Bu kendi kişiliğiydi. Babası Anais'i hapishaneden kurtardı. Ona Metis şirketiyle ilgili her şeyi anlattı. Babası bu şirketin üyelerindendi ve bir protokolden bahsetti: Matruşka... hastalardan birinde bu moleküller öldürme isteği açığa çıkarmış ve bu yüzden o kişiyi öldürmeleri gerekiyormuş. Bu kişi de Profesör Kubiele ya da Freire'den başkası değildi. Ama babası katilin o olmadığını söyledi. Kubiela yaşadığı eve gitti, bir ikiz kardeşinin olduğunu öğrendi ve ondan şüphelendi. Annesini doğum sırasında tedavi eden psikoloğa ulaştı Jean Pierre Toin. İkinizin ölmediğini söylese de psikolog inkar ediyordu. Anais bazı ressamları katil olacakları şüphesiyle araştırıyordu. Bulduğu tüm isimler normal birileriydi. Son gittiği hariç. Çünkü ikisi de aynı cümleyi kurmuştu: Siz Jean Pierre Toin misiniz? Bu soruyu sorduğu anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. Orada anladım her şeyi. Kubiela o uyuyunca içindeki kötünün açığa çıkacağını düşündüğünden uyurken kamerasını açık bırakıp uyumuştu. Fakat işler çok farklıydı. Uyandığında kamerayı birinin kapattığını fark etti. Bir telefon sesi duyuldu. Aşağıda onu yaratan kişi onu bekliyordu. Hem de Anais elindeydi. Tüm bu cinayetleri işleyen oydu. Daha Anne karnında onu kobay olarak kullanmıştı. Ve onun gerçek babasıydı. Bu kullandığım mitolojik olaylardaki Baba oğul ilişkisini çok iyi bir şekilde açıklıyordu. Anais ve Kubiela'yı öldürmeye çalıştı fakat deniz dalgası onu daha önce aldı. Anais'in ağzını yapıştırdığından konuşamıyordu. Daha sonraysa Kubiela'yı buldular. İtfaciylerin, adınız ne, sorusuna verdiği cevap beni şoka uğratmıştı: Bilmiyorum. Hiçbir şey bitmemiş, aksine yeniden başlamıştı. Psişik bir kaçış son bulmamıştı.