Ey diliyle iman edip, kalbine iman girmemiş olan kimseler! Bu sadece bir uyarı değil…
Bu, Resûlullah’ın (s.a.v.) ümmetine attığı bir kalp çığlığıdır! İman sadece dille ‘iman ettim’ demek değildir. İman, sabah ezanına uyanmaktır, gözyaşlarıyla secdeye kapanmaktır.
İman, gece yarısı ümmetin derdiyle uyanmak, Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da ağlayan çocukların gözlerinden utanmaktır!
Kalbiyle iman etmeyen kişi; komşusu açken tok yatan, zalimin zulmüne susan, harama göz yuman kişidir!
Ümmet bu haldeyken, nasıl olur da iman kalptedir diyebiliriz?
İman, kalpteyse; peki neden bu kalpler yetim bir çocuk kadar titremiyor?
Neden ümmetin gözyaşları bizi hâlâ uykumuzdan uyandırmıyor?
Resûlullah (s.a.v.) buyurduğunda titreyen sahabeler vardı...
Şimdi biz, O’nun sözlerini duymayan, kalbi mühürlü bir ümmet haline mi geldik?
Ey kardeşim!
Bu söz sana!
Yüreğini yokla!
İmanın kalbinde mi, yoksa sadece dilinde mi?
Vakit, gafletten uyanma vaktidir!
Vakit, ümmetin dertlerini kendi derdin bilme vaktidir!
Rabbim!
Bizi dille değil, kalple iman eden, imanı secdeyle yaşayan, ümmetiyle dertlenen kullarından eyle…
Gözlerimize ağlayacak bir günah, kalplerimize imanla çarpacak bir titreme ver…
Âmin.