Allah (cc), Vehbi Vakkasoğlu'ndan razı olsun. Hayatı boyunca insanına gerçek mümtaz kişiliklerini anlattı, durdu. Bu kitapta da Mehmet Akif Ersoy'u anlatmış.
Mehmet Akif Ersoy hakkında hiç bir şey bilmesek; kendisinin İstiklal Marşı'nın şairi olduğunu bilmek sonsuz hürmet göstermemiz için yeterli olsa gerek. Lakin unutulmaması gereken nokta şudur: İstiklal Marşı'nı yazabilen birinin hayatında ne güzel örneklikler mevcuttur. Bunları teker teker burada sıralamaya çalışmak bu yazının haddini aşacağı için bu işi yapan kitapları okumaya devam etmek gerekliliğini ifade edip devam edelim.
Mehmet Akif, 1873 yılında doğmuştur ve ilk müderrisi babası Temiz Tahir beydir.Üniversite yıllarına kadar kendi çabaları sonucunda Arapça ve Fransızca'yı çok yüksek seviyede öğrenmiştir. Ayrıca babası Kuran'ı Kerim ve ilmihal konusunda Mehmet Akif'i oldukça geliştirmiştir; en azından bakış açısı olacak temeli sağlamak açısından. Üniversitede ise her ne kadar mülkiye okumak istese de; o dönem karşılaştığı ekonomik sıkıntılar karşısında veterinerlik tercihinin ilerisi için daha doğru bir seçim olacağını düşünerek Halkalı Ziraat ve Veterinerlik Fakültesi'ne gitmiştir. Buradan da okul birinciliği ile mezun olmuştur. Gençlik yıllarında güreş ile ilgilenmiştir. Sonrasında da ulvi meselelere olan devam isteğinden güreş meşgalesini terk etmiştir.
Bu döneme ait bir anıyı burada kaydetmek kıymetli olacaktır: Mehmet Akif, parasızlıktan dolayı Fatih'teki evinden Halkalı'ya yürüyerek gidip gelmektedir. Arkadaşları bu durumu tespit ettiklerinde meseleyi çözmek için aralarında para toplayarak Mehmet Akif'e sunarlar. Mehmet Akif'de buna mahçup olduğu için yalan söyler. "Ben güreş yapıyorum; bu yürüyüşler de sporumun gereğidir". Bu yalanla yaşamak kendisine zull geldiği için hemen ertesi gün daha sonra Kırkpınar başpehlivanı olacak bir zattan güreş öğrenmek ve kendini bu konuda geliştirmek için izin ister. İş o dereceye varır ki; Mehmet Akif artık okuldaki en güçlü güreşçi olan bir Ermeni'yi yenebilecek seviyeye gelmiştir.
Burada ikinci bir anekdot daha paylaşılmalıdır. Mehmet Akif, veterinerlik fakültesinde Hasan adlı biriyle bir antlaşma yapar. Der ki bizim durumlarımız ileride çok yüksek bir refaha ulaşamayacaktır; kim geç ölürse erken ölenin geride kalanları emaneti olarak sahiplenecektir. Bu kapsamda Mehmet Akif, verdiği söze sadık kalarak arkadaşının çocuklarına ve eşine ömrünün sonuna kadar bakmıştır.
Üniversite hayatından sonra açıkçası aktif olarak bir veterinerlik yapmamıştır; ama bir Osmanlı münevveri olarak değerlendirildiği için İmparatorluk ve sonrasında da bebeklik çağını yaşayan Türkiye devleti kendisinden istifade etmeye çalışmışlardır. Bunların başında Berlin seyahatlari gelmektedir. Almanlar tarafından kurtarılan Müslüman esirlerinin durumunu gözlemlemek, olanları rapor etmek ve oradaki Müslümanları da güncel durumlardan haberdar etmek için İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından görevlendirilmiştir. ( her ne kadar o sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti, Mehmet Akif'in yayıncılık hayatına ciddi sıkıntı verip sansür uygulasa da). Bu kapsamdaki ziyaretlerinde Garbı daha iyi anlayıp; bizdeki noksanlıkları daha iyi tarif eder hale gelmiştir diyebiliriz. Osmanlı'nın kurtuluşu için önerilen fikirlerden milliyetçilik taassubuna siz Türkler derseniz, bir başkası Kürtler, Çerkezler der ve bu ayrışmaya yol açar diyerek karşı çıkıp ümmetçiliği/ İslamcılığı savunmuştur.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında memleketi gezerek burada çok etkili konuşmalar yaparak halkta bir şuur oluşturmuştur; aynı zamanda bunları da Sebîlürreşâd yayınlayarak daha toplumsal etkilere yol açmasını sağlamıştır. Biraz sonrasında mebus olarak, I. mecliste faaliyetlerde bulunmuştur. Bu dönem İstiklal Marşı'nı da yazdığı zamana denk gelir. Sonrasında Mehmet Akif Ersoy, siyaseten istenmez bir adam olur ve Mısır'a göçer. Ömrünün sonuna kadar ağırlıklı olarak orada yaşayacaktır.
Mısır'da Kuran'ı Kerim meali konusunda çalışmalar yaptığını ama sonrasında içine düşen bir şüphe ile (Türkçe ibadet yapılmaya zorlanacak ve kendi mealini bunda kullanılacak) bu çalışmalarından vazgeçer. Damadına ve arkadaşlarına bunların yakılması konusunda vasiyyette bulunur. Şiirinde Mısır dönemi biraz daha hüzün ve içe dönüklüktür. Son olarak kendisi 1936 yılında İstanbul'da Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.
Kendisini anlatabileceğine inandığım, bize direkt olarak örneklik teşkil etmesi gerektiğini düşündüğüm bir anısı ile tamamlayalım.
Mehmet Akif Ersoy söz'e çok önem veren birisiydi ( Allah hepimize bu anlayışı nasip etsin).
Bir gün arkadaşı ile buluşmak için sözleşirler; lakin hava muhalefeti nedeniyle arkadaşı vapurun kalkmayacağını ve Mehmet Akif'in gelemeyeceğini gelse de geç geleceğini düşünür ve araya kısa bir iş alır. Mehmet Akif zamanında ve ıpıslak olarak arkadaşının evine varır. Kendisinin evde olmadığını hizmetliden öğrendikten sonra hiç soluk almadan gerisin geriye döner. Bu arkadaşına da 6 ay kadar dargın kalır. Kendini açıkladığı şu sözleri önemlidir. "Ölüm ya da benzeri bir şey olmadığı sürece söz tutulmalıdır".
Sonuç olarak, Hz. Peygamber (sav) dışında kimseyi tam olarak örnek alamayacağımız aşikardır. Lakin bizim sokaklarımızda kahramanlar mevcuttur ve onların hayatından bize düşen şeyler vardır. Rabbim bunları anlamayı ve istifade etmeyi nasip etsin inşallah.