·448 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Haziran 2025 11:02 Polisiye roman denilince ülkemizdeki yazarlardan en önemli isim bence Ahmet Ümit’tir. Ancak "Yırtıcı Kuşlar Zamanı" romanına sadece polisiye roman tarzı olarak bakmakta hem yazara hem de romana büyük haksızlık olur. Ben bu eserde yazarın, karakterleri kurgulanması ve onların iç dünyalarına olan yaklaşımı açısından psikolojik romanları bile aratmadığını düşünüyorum ve bu açıdan da romanı çok başarılı buldum.
Ahmet Ümit ayrıca günümüz Türkiye’sindeki ekonomik bozulmayı, ahlaki çöküşü, madde bağımlılığını, kamudaki liyakatsizliğin yol açtığı toplumsal sıkıntıları gayet güzel ifade etmiş.
Son olarak romanda beni etkileyen bir kaç alıntı yapmak istiyorum;
“…belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkar değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanatı, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltıyordu. Alıştığınız dünya, alıştığınız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikâyetçi olmamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu.”
“İhanetin en kötü yanı, sadık insanlara duyduğumuz güveni de yok etmesidir.”
Sizce de tespitler ne kadar doğru ve yerinde değil mi?
“Bazı insanlar bize iyi gelir; gülüşleri dünyamızı aydınlatır, sesleri içimizi ısıtır, bakışları yaşama sevinci verir. Bazı insanlar şifadır.”
Keyifli okumalar dilerim.