·614 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Haziran 2025 11:16 Selam! Lilith’in Gözyaşları yorumumla geldim. 600 sayfalık bir kitap olduğu için kitap kadar uzun bir yorum oldu maalesef djdjdjdj Çenem düşmüş epey. Bu yüzden klişemle başlayayım,
Bu kitabı kimler sever kimler sevmez?
1)Öncelikle elbette bu kitap dark romance olduğu için bu türü sevmiyorsanız size hitap etmiyor. Ancak ben bunu da detaylandıracağım: Dark Romance anlayışınız çıtır çerez mafya beni kaçırdılar etrafındaysa yine sizi aşabilir. Açıkçası cringe bulmadığım ciddi bir dark romance ile karşılaşmak beni çok mutlu etti ama alınmadan önce kitabın uyarılar kısmına bakmakta fayda var.
2)Önümüzde sağlıklı olmayan karakterlerin sağlıklı olmayan bir ilişkisi var. Herhangi bir durumu meşrulaştırma veya aklama yok. Bu konuda benim kitaba dair fikrim net. Dark romance tür olarak X’te en tartışmalı konulardan biri, çoğu kişi de ayrıma düşüyor. Bu konuda kendinizi tanıyarak hareket edin derim.
3)Klişelerin yeniden yorumlanmasını ve özgün fikirlerle harmanlanmasını seviyorsanız bu kitap aradığınız kan olabilir. Bilinen bazı karanlık romantizm klişelerini alıp çok güzel ve özgün noktalara taşımış.
4)Bence Made serisi ve Devils Night serisinden çok daha iyiydi. Okumasam bile genel hatlarını bildiğim için Rina Kent’ten de iyi olduğunu düşünüyorum. Emily Mcintire’nin Yaralı kitabını sevdiyseniz bu kitabı da seversiniz.
Dil ve Anlatım hakkındaki yorumum:
Öncelikle dil olarak yeni nesil yerli edebiyatta gördüğümüz fazlasıyla popüler çoğu isimden daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Cümleler boş yere kurulmamış, bize anlatılan metnin gerçekten kurgu ile ilgili dertleri var. Yazar size kitabı ve kurgusunu hissettiriyor, kendi müdahalesini değil. Bu kitabı başarılı bulmamdaki sebeplerden biri bu zaten.
Beni devriklikler konusunda çok uyarmışlardı ama vurgu yapılmak istenen yerler dışında öyle bir devriklik görmedim. Bunu siz de duyduysanız basılı halinde öyle bir sıkıntı ile karşılaşmadım.
Ama küçük bir itiraf: Açıkçası ilk 40-50 sayfada biraz zorlandım. Tekrar eden birbiri ile benzer paragraflar ve birkaç tane de uzun bölünmesi gereken cümleler olunca bi’ gözüm korktu. Ama işin ilginç yanı 50. Sayfadan sonra kitap boyu böyle bir sorunla bir daha hiç karşılaşmadım. Yani bu yorumdan sonra başlayıp bana mesaj atan olacak, biliyorum, devamı açısından garanti verebilirim bu yüzden.
Sonrasında dil akıcı ve rahattı. Hatta buraya da alıntı olarak atmıştım. Yazar “anlatm göster” dediğimiz şeyi defalarca uygulamış. En basiti spoilersız bir örnek olarak biz Uygar’ın zenginliğini onu gördüğümüz an uzun uzun marka dolu kelimelerle betimlemiyoruz. (Dark romance okurken bunu hiç sevmezdim, sanırım bu yüzden de burayı tekrar tebrik ettim) Zaman geçirdikten sonra yaşadıklarımız ve gözlemlerimizle çıkarım yapıyoruz. Durduk yere özlü sözler ya da kamu spotu girmiyor, akış kesilmiyor. Bu açıdan rahat bir okuma oldu benim için.
Bir de Uygar’ın povları girene dek hikayenin kendi içinde durağanlaştığını düşünmeye başlamıştım. Çünkü hiçbir şeye, kendine bile, güvenemeyen bir karakter ile ilerlemek uzun vadede yorabiliyor. Bu yorgunluğu aldığı gibi çok doğru bir noktada; heyecan verici, belli açılardan aydınlatıcı bir akış yakalanmış. Bu konuda Esin ile ters düşünmemiz beni her seferinde güldürüyor. İyi ki Uygar povları vardı.
Bir de son olarak, ilk 100 sayfada olan ve devamında pek görmediğim bir şey var. Atıyorum A karakteri “Bana şunu şunu bu şekilde ve o şekilde yapacaksın değil mi?” Diye soruyor ve B karakteri “Evet, sana şunu şunu bu şekilde ve o şekilde yapacağım.” Diye uzun uzun cevap veriyor. Sanırım ileride de varmış bu şekilde, çünkü bir iki kişiye sorunca herkesin kafasında canlandı. Birebir tekrara gerek yok bence ya, zaten vurgusu ve etkisi yüksek cümleler kullanılıyor. Arka arkaya sesli okuyunca da tuhaf duruyor zaten, gerçekçiliği yitiriyor böyle kalıplaşmış tekrarlar. Bu konuda bir tık daha rahat olunabilir diye düşünmekteyim.
Özellikle başarılı bulduğum noktalar:
Bu kitabın kırdığı bir şey var: Normalde bizim wattpadden basılan seri kitaplarda değişmeyen şeyler vardır. Dizi gibi tek yönlü akış düşünüldüğü için kitap kendi içinde değerlendirilmiyor. Bu kitapta öyle değildi. Kitabın son 150 sayfasında ilk 150 sayfasındaki her şeye dokundu. Bu da bana bir seri başlangıcı olsa dahi kendi içinde de serim-düğüm-çözüm olarak ayarlanmış hissini verdi. Bunu özellikle belirtmek istedim, çünkü okurken bunu hissetmek hoşuma gitti.
Gaipten uydurmuyorsam bazı yerlerde örtülü Tevrat/İncil atıfları da vardı. (Okuyalı epey oldu, emin değilim?) Kitabın içindeki Kırmızı Meridyen’i okumadım bu arada ama genel olarak seçilen temaların/eserlerin karakterler/olay akışı ile uyumlu olduğunu düşünüyorum. Okurken siz bunların yazarın kaygısı değil karakterin kaygısı olduğunu hissediyorsunuz.
Benim kafamda kurgu üç kola ayrılıyor okuyucu olarak. İlki kesinlikle en sevdiğim kısım da olan Meira’nın geçmişini okuduğumuz yerlerdi (Burada Uygar’ın povdan okuduklarımız da dahil), ikincisi Uygar ve Meira arasındaki dinamikti (bu da benim sevdiğim, heyecanlandığım bir dinamik oldu), üçüncü ve son olarak da bazı klişe dark romance ögelerdi. (çok fanı değilim ama seveni için iyi tabii)
Meira konusunda kesinlikle bir özgünlük yakalanmış. Bunu çok sevdim. Uygar’a da bayıldım. Karakter tasarımlarını genel olarak başarılı buldum. Ama asıl herkesi ikinci kitapta tanıyacağım belli şimdiden. Bu açıdan heyecanlıyım.
Özellikle 300den sonra politika ve siyaset konusunda altı dolu kaygıları başlıyor kitabın. Politik fantastik, politik bilimkurgu diyoruz ya burada. Politik bir dark romance bulmak şaşırttı ve mutlu etti. Bence harika bir fikir ve ben heyecan verici bulduğum fikirleri desteklerim. Bu açıdan kesinlikle özgün bir kurgu olduğunu düşünüyorum.
Buradan itibaren Spoiler’a girmem lazım:
Şimdi gelelim biraz da mesleğimin de getirdiği amnezi -hafıza kaybı kısmına.
Bu arada birini tekrar tekrar amneziye sokma fikri bana uç noktada gelmiyor kurgularda. Ama şu var, hafızasını kaybeden hastalar hiçbir şey hatırlamıyorum diyerek uyanmaz. Kalkar bakar durumunu sorgularken o an fark eder, yani bilinçli bir uyanış değil fark ediş anıdır hafıza kaybı. Hani zaten bitirdikten sonra tekrar baktım, ilk 40-50 sayfadaki tekrar eden ve uzayan cümlelerin hepsi o sahnenin getirdiklerine ait. Ben bu kitabın sonraki baskıları göreceğine inanıyorum, bunu isterim de. Kolayca düzenlenebilecek bir şey bence eğer yazar isterse
Bunun dışında sevdiğim diğer şey hakkında spesifik olarak sayfa numarası vereceğim: 354-355. Meira’nın ilk yakınlaşma anına öyle bir tepki vermemesi ve tetiklenmemesi absürt olurdu gerçekten.
Uygar’ın Meira’ya olan tutuluşunu görmek, aşkını hissetmek beni gerçekten evrene bağlayan bir faktör oldu. Günümüzde Dördüncü Meiranın Uygar’a ayak uydurabilmeyi aşama aşama öğrenmesi de iyiydi. Uygar’ın hala içinde yaşadığı ikilemler, bazen kendini tutamadığı o içindeki çatlakları gördüğümüz anlar vurucuydu.
Ama benim en sevdiğim ve kaşlarımı havalandıran kısım Meira’nın hatırladığı bazı o kesitler… Bakalım nereye bağlanacak. Bu konuda heyecanlıyım.
Son olarak tereddütlerim:
Burada eski tweetlerim de var, bazı konularda istemsiz önyargılarım oluyor. Yazar ne olur alınmasın ancak ülkemizde çıkan seriler de bu açıdan önyargılarımızı pek güzel noktalara taşımadı. Açıkçası bir dark romance kitabının aynı çift üzerinden dört kitap gitmesi fikri beni endişelendiriyor.
Bu arada ben bu kitapla ilgili şu an kendi kafamda oluşan sorularla üç kitap görebiliyorum. Ama hem küçük punto hem 600 sayfa hem de dört kitap olunca haklı olarak gözüm korkuyor. Anna hanım bakın yanlış anlamayın, kitabı sevdim. Okumayı düşünen herkese öneriyorum da, ne olur beni bu konuda üzmeyin ya ileride dggdgdg