·408 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Temmuz 2025 14:01 Patric Gagne’nin “Ben Bir Sosyopatım Kendi Hikayem” adlı eseri bir psikolojik tanının ötesine geçip insan zihninin karanlık kıvrımlarına yapılmış dürüst ve çarpıcı bir yolculuk. Yazar sosyopat kimliğiyle sadece kendini değil bizleri de yüzleşmeye zorlayan bir iç dünya sunuyor.
Kitap, Gagne’nin çocukluk döneminden itibaren hissettiği yabancılığı, empati eksikliğini ve toplumsal normlarla yaşadığı çatışmaları tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Anlatım tarzı yalın ama etkileyici soğukkanlı bir dürüstlükle kaleme alınmış satırlar, okuyucuda tuhaf bir şekilde duygusal bir etki bırakıyor. Özellikle “Ben kötü müyüm, yoksa sadece farklı mı?” sorusu kitabın omurgasını oluşturuyor ve okuyucunun zihninde uzun süre yer ediyor.
Gagne, yalnızca bir teşhisin gölgesinde yaşamıyor; o teşhisi anlamaya, sorgulamaya, hatta dönüştürmeye çalışıyor. Bu sayede kitap bir “rahatsızlık hikâyesi” değil, bir “insan olma çabası” anlatısına dönüşüyor.
Yalnızlık, manipülasyon, içsel boşluk ve aidiyet duygusunun eksikliği gibi temalar, okuyucuyu zaman zaman rahatsız edecek kadar gerçek ve sahici biçimde işlenmiş. Ancak bu rahatsızlık, eserin en güçlü yanlarından biri: Gagne, bizi hem kendi içimizde hem toplumda bastırılmış gerçeklerle yüzleştiriyor. Ben Bir Sosyopatım, yalnızca bir teşhisin hikâyesi değil, aynı zamanda okuyucuya şunu soran bir kitap:
“Empati duymamak seni kötü biri mi yapar, yoksa sadece seni senden mi uzaklaştırır?”
Bu kitap beni zaman zaman rahatsız etti ama o rahatsızlık çok kıymetliydi. Gagne’nin dürüstlüğüyle yüzleşmek, kendi ön yargılarımı sorgulamama sebep oldu. Kitap bittiğinde “O bir canavar mıydı?” sorusundan çok, “Biz insanlar olarak kimi dışlıyoruz, neden?” sorusu aklımda kaldı.