"Bu yaptığınız terbiyesizlik!" diye yükseldim.
"Senden mi öğreneceğiz terbiyeyi, güzellik?" dedi az önceki eleman. "Valla sen öğretecek sen sorun yok. Ben bu eğitime razıyım."
Benden önce Aybüke lafa atladı.
"Ağzını topla! Dağıttırma bana o çeneni."
Ekip yine güldü. "Ne diyor lan bu?" dedi başka bir erkek eleman.
"Asıl siz ne diyorsunuz?" diye yükseldim. Aybüke'nın kolundan tutup hızla ileri geri çekmeye çalıştım ama hareket bile etmemişti. Duruşumu bozmadan yükselmeye devam ettim. "Bu kadın var ya, o masayı size yedirir."
Hiçbir şeyden korkmam yanımda Aybüke varken. Teşekkürler.
Aybüke, 𝘯𝘦 𝘴𝘢𝘤̧𝘮𝘢𝘭ı𝘺𝘰𝘳𝘴𝘶𝘯 𝘴𝘦𝘯 bakışı ile baktı yüzüme. "Ben sivil dövmem, Gökçen Hanım." dedi kulağıma.
*************************
Elini saçlarıma doğru uzattı. "Bu güzellikle bir çay içeyim bende. Ne dersin güz-" Ve masanın üstüne savruldu. Evet. Savruldu. Cidden savruldu. Önümde ise tek bir kişi dikiliyordu: Aybüke!
Bunu beklemiyordum. Sanırım bunu kimse beklemiyordu. Adamı çekiştiren garson, yaşlı adam, Duru, biz hatta kafedeki tüm müşteriler şok içinde kalırken en büyük şok, boylu boyunca masalarının üstünde yatan adama bakan arkadaşlarındaydı şüphesiz.Birkaç saniye kafede hiç kimseden ses çıkmadı. Herkes donmuş gibi öylece kaldı. Sonra ise masaya yapışan eleman hafifçe doğrulmayı başarıp baygın bir edayla şöyle dedi:
"O neydi lan?"
"Anlamadıysan bir daha göstereyim," dedi Aybüke ve sert adımlarla masaya ilerleyip adamın yakasına yapıştı. Kaos, mekana ihtişamlı bir giriş yapmıştı. Toz dumana karıştı. Âdeta göz gözü görmedi. Olaylar öyle hızlı gelişti ki kimse ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadı.
Ama bugün öğrendiğim çok net bir gerçek vardı. Aybüke haklıydı, kesinlikle sivil halkı dövmemeliydi.
Halk, buna hazır değildi.
Sayfa 189 - Aybüke Akar, Gökçen Alptekin, Kafedeki grup·Kitabı okudu