Jack London deyince aklıma hep mücadele, hayal kırıklığı, sınıf çatışması ve o içten anlatımı gelir. Martin Eden hâlâ aklımdan çıkmaz. Bu yüzden Yol kitabına da büyük bir merakla başladım ama açık söylemek gerekirse, beklediğimi pek bulamadım.
-Kitap, Jack London’ın gençlik döneminde yani henüz 18 yaşındayken Amerika’yı trenlerle kaçak dolaştığı, iş aradığı, bazen aç kaldığı, bazen de hapis yattığı günleri anlatıyor. Otobiyografik bir kitap. O dönem Amerika’da işsizliğin tavan yaptığı, sokakların evsiz insanlarla dolu olduğu zamanlardan bahsediyoruz. Jack de bu kitlenin içinde bir “hobo” yani serseri olarak dolaşıyor.
-Kitabın başında, trenlerin üstüne kaçak binme hikâyeleri, yol üstünde karşılaştığı başka serseriler, polis baskınları ve kısa süreli hapisler derken olaylar merak uyandırıcı başlıyor. Ama bir yerden sonra anlatılanlar birbirine benzemeye başlıyor. Her bölümde ya tren kovalamacası, ya dilenme ya da polisle yaşanan bir sorun var. Ve London her defasında bunu büyük bir keyif ve “bakın ne maceralar yaşadım” havasıyla anlatıyor. Bir noktada bu romantize etme hali beni yordu. Açlık, soğuk, yalnızlık gibi temalar işleniyor ama o derinlik yok gibi – hani gerçekten iliklerine kadar hissettiren bir anlatım bekliyordum, o gelmedi.
-Bir bölümde mesela “kendisini serserilikte eğiten ustaları” anlatıyor; kim daha iyi dilenir, kim daha zeki kandırır tarzında. İlginç ama bir yerden sonra hikâyeler sanki anı defterinden alınmış kısa notlar gibi yüzeysel kalıyor. Bir başka bölümde hapse düşme hikayesini anlatıyor, orası daha sertti. Özellikle “sistemin ezdiği birey” vurgusu dikkat çekiciydi ama keşke daha fazla derinleşseydi. O acı tecrübeleri edebi gücüyle harmanlayarak anlatsa daha etkileyici olurdu diye düşündüm.
-Sonuç olarak, evet Yol, Jack London’ın hayatına ışık tutan önemli bir kitap ama anlatım olarak beni içine alamadı. Bazı yerlerde “keşke bu kısmı daha çok açsaydı” dediğim çok oldu. Bence London’ın yazarlık gücü kurgu eserlerinde çok daha iyi hissediliyor. Burada ise sanki “okuyucudan çok kendine yazmış” gibi.
-Yine de Jack London’ın yaşam tarzını ve yazar olmadan önceki o çalkantılı günlerini merak edenler için ilginç olabilir. Ama sürükleyici bir edebi metin bekleyenler için biraz sıkıcı ve tekrar hissi veren bir okuma olabilir.