Bir Kibritin Gölgesinde Kaldım…
8/10
·432 syf.··
2025 11. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2025 00:19
Kutay’ın Hikâyesi, Benim Sessizliğim. Cemal Latifoğlu’nun Kibrit’i benim için sadece bir roman olmadı. Bu kitapla birlikte ben de içimde susturup durduğum bazı şeylerle yüzleştim. Kutay’ın hikâyesi boyunca okuduklarım, bazı yerlerde kendi cümlelerim gibi geldi. Çünkü bazı kitaplar okurun hikâyesine karışıyor, senin yerine konuşuyor, senin yerine susuyor. Kibrit tam olarak böyle bir kitaptı benim için. Kutay bir karakterdi, evet. Ama aynı zamanda ait olamayan herkesin sesi gibiydi. Sevdiği hâlde susanların, yanında olduğu hâlde sarılamayanların, göz göre göre kaybedenlerin hikâyesiydi bu. Ben de o sessizliğin içinden geçtim. Ben de sevdiğim birini ardımda bırakıp gitmek zorunda kaldım. Gitmek istemedim. Ama bazen hayat, istemediğimiz şeyleri önümüze “zorunluluk” gibi koyuyor. Bu kitabı tam da böyle bir anda okudum. Kitapta bazı satırlar var ki, içime düğüm gibi oturdu. Mesela şu cümlede sadece bir ayrılığı değil, bir ölüm sessizliğini duydum: “Senden gitmek ölümün ta kendisiydi, sevgilim.” Ve şu satırda, evine dönemeyen insanların sessizliğine tanıklık ettim: “Ev en nihayetinde kalbidir insanın.” Ama en çok da şu cümlede zaman durdu benim için: “Bugün benim doğum günüm. Ve ben az önce öleceğimi öğrendim.” Kelimeler kısa ama keskin, duygular ise göğsümde biriken duman gibi. Kutay’ın hikâyesinde yalnızca aşk yoktu. Aynı zamanda bir annenin sevgiye tutunamayan geçmişi vardı. Kutay’ın annesi, genç yaşta kocasını kaybetmişti. Onu unutamamıştı. Bu kayıp, içinde bir sevgi donmasına yol açmıştı. Kutay sevgiye hasret büyüdü. Annesinin içindeki o eksik parçayı fark etti ama dolduramadı. Bu da onu sevgiye, ama her zaman en uçta, en tehlikeli yerde aramaya itti. Belki de o yüzden bir kayıpta hemen sönmeye hazırdı. Kutay’ın hikâyesi sadece bir aşk hikâyesi değildi. Onu anlatan kişi—Kutay’ın sevgilisi oda kendi içinde eksikti. Gerçek annesini yıllar sonra bulduğunda, içinde en büyük boşlukla karşılaştı. Karşısına geçti ama hiçbir şey söyleyemedi… “Ben senin kızınım,” diyemedi. Çünkü biliyordu, artık fazla zamanı kalmamıştı. Sessiz bir veda gibi yürüdü o kadının hayatına, iz bırakmadan. Belki bir sarılma, belki bir kelime… ama hiçbiri olmadı. Kutay’a bu kadar tutunmasının bir nedeni de belki buydu. Bir yere ait olamayan, hep biraz eksik büyüyen birinin son umuduydu Kutay. Herkes bir parçayı arıyordu. Ama hiçbirimizin elleri tam birbirine denk gelmedi. Bir de şu cümle var ki, kalbimin orta yerine oturdu: “Karşısına geçip benim diyemediğim aşkıma sahip çıkamadığım, sevgimi gösteremediğim, susmak zorunda olduğum için kendimden nefret ediyordum… Onun gözünden damlayan tek bir damla yaşa sebep olduğumda dünyanın en zavallı insanı gibi hissediyordum.” Bu sadece romandaki kızın değil, belki de hepimizin içinden bir an. Çünkü bazen hayatta kalmak değil, hayatta kalamamak anlatıyor en çok ne kadar sevdiğimizi. Romanın dili sade ama çok güçlü. Latifoğlu’nun anlatımı süslü değil ama etkileyici. Okurken cümleler sizi yormuyor, ama bazı kelimeler günlerce içinizde kalıyor. Boşluklarla, susuşlarla anlatıyor bazen. Ve o susuşların arasında kendi sessizliğiniz yankılanıyor. Özellikle şu cümle, kitabın ruhunu özetler gibi: “Bir izmarit, bir kibrit. Sarılsalar yanarlar. Yansalar kaybolurlar. Kaybolsalar yok olurlar.” Okurken içimden bir ses şöyle dedi: Olsun. Sarılalım. Yanalım. Kaybolalım. Çünkü bazı sevgiler için yok olmak bile bir anlam taşıyor. Ve en çok da şu satırda durdum: “Gidiyorum, gitmek istemiyorum ama gitmek zorundayım.” İşte tam da buradayım. Bu satırın içinde yaşıyorum. Sevdiğim kişiden ayrılıp başka bir ülkeye taşındım. O yüzden bu kitabı, o gidişin ağırlığıyla okudum. Ve sanki Kutay’ın ellerinde tuttuğu o son kibrit, benim içimdeki ışığa da dokundu. Kitabı bitirdiğimde uzun süre gözlerimi kapatıp öylece kaldım. Kutay’ın yaşadıkları, onunla birlikte büyüyen yalnızlığı, aşkını kaybettikten sonra içinde oluşan boşluk… Bunlar sadece bir karakterin değil, bazen bizim içimizde susturduğumuz duyguların yankısı gibi. Mutsuz sonlar gerçek hayata daha çok benziyor belki, ama yine de bu son beni çok üzdü. Keşke Kutay kurtulabilseydi, keşke bir kibrit daha kalmış olsaydı avucunda… Ama bazen avuçlarımızda kalan sadece küllerdir. Ve biz, o küllerle yaşamayı öğrenmek zorunda kalırız. Bu incelemeyi uzun zamandır bekleyen, bu kitabı en az benim kadar hissederek merak eden bir dostuma sözüm vardı. Bu yazının onur konuğu sensin. Seninle aynı sayfalarda aynı duygulara dokunmak güzeldi. @papatyalarbanaait Ve unutmayalım: Bazı vedalar insanı büyütür, bazı kitaplar da seni hiç yalnız bırakmaz. Bu yazıyı bitirirken, kitabın son satırı beni öyle derinden etkiledi ki, onu burada paylaşmadan geçemedim. Belki de içimdeki sessizliği en iyi anlatan cümle buydu: “O sustu, o da sessiz kaldı ama dünya dönmeye devam etti.” “””O karanlık odanın içinde, güneş sırtıma vururken, hayallerimin ortasında asılı kaldım.”“”#275349390 Bu sadece bir alıntı değil. Aynı zamanda benim içimde yarım kalan, ışığı gölgede kalan duygularımın da sesi oldu.
1000Kitap
KibritCemal Latifoğlu · Ephesus Yayınları · 2023864 okunma
··
1.027 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kibrit'i bitirdim. Ve ben sadece bir kitap okumadım, kendi hayatıma en başından tanıklık ettim. Her kitap bir yaşanmışlıktan oluşur, derler. Ben buna inanırım. Kibrit'in gerçeği nedir bilmiyorum ama ben çoktan o gerçekle birlikteyim. Ondan eminim. Benim için çok özel bir kitap oldu. İyi ki okumuşum
♛ Gυ₳₮Łเђ
Gönderi Sahibi
Eftelya Tam da öyle… İçimizde sessizce attığımız ama kimsenin duymadığı o çığlıkların sesi gibiydi bu kitap. Ve senin de bunu böyle derinden hissetmen, o yankıyı senin cümlelerinde bulmak çok kıymetli… İncelemeni mutlaka okuyacağım. Eminim senin kelimelerinle o çığlık daha da gerçek duyulacak.
İzmarit'i okumuştum ama Kibrit'i okumaya ya korkuyorum ya da beni ondan iten bir şey var. Paylaşımlarında takip ettim kitabı ve cidden dolu dolu bir kitap. En kısa zamanda okumak istiyorum ama biliyorum ki her şey anını bekler, ben de onun için en güzel anı bekliyorumm
♛ Gυ₳₮Łเђ
Gönderi Sahibi
Gerçekten de bazı kitaplar için en doğru anı beklemek gerekiyor. Kibrit de öyle bir kitap bence. Hazır olmadan dokunursan acıtabilir, ama hazır olduğunda da öyle yerlere dokunur ki, belki yıllardır içinde susturduğun cümleleri usulca seslendirir. Benim için tam da öyle bir anda geldi. Belki de bu yüzden bu kadar derin iz bıraktı. Senin de o “an”ın geldiğinde, kitabın seni nasıl sarıp sarmalayacağını, hangi satırda durup iç geçireceğini merak ediyorum. Kendini hazır hissettiğinde, Kutay’ın hikâyesi sadece bir roman olmayacak senin için de. Belki senin de bir şeylerini anlatacak, belki de sustuklarına tercüman olacak. Ve biliyorum… Bazı kitaplar, beklemeye değer.