·392 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Haziran 2025 09:51 Ve bir karanlık kitabı daha böylelikle geride bıraktım. Bu ay nedense bunlardan fazlasıyla okuyorum; Gizem, gerilim hatta korku, manyak karakterler, ölüm, vahşet, cesetler, dram, zeki katiller falan filan. Hepsi de okuyanın akıl sağlığına ve psikolojisine zararlı şeyler. Hani şu kabuslarınıza musallat olacak cinsten kitaplardan bahsediyorum.
Neyse elimizdekine dönecek olursak Göz Koleksiyoncusu da yukarıda bahsettiğim tüm unsurları içeriyor fakat aksiyonu bol bir hikaye değil yavaş bir tempoda seyrediyor özellikle de büyük bir kısmı yinede sürükleyiciliği yerinde yani kolaylıkla kendisini elinizden bıraktırmıyor.
Katilimiz olacak itin çalışma prensibi ise şu : Önce anneyi aradan çıkarıyor - yani öldürüyor - , çocuğu kaçırıyor ve annenin eline zaman ayarlı bir kronometre bırakarak oyunu başlatıyor. Süre sınırıysa 45 saat. Dünyanın en eski oyunu olan saklambaçtan feyz alınan bu hastalıklı oyunun amacı ise babanın zaman dolmadan önce evladını bulup kurtarması yoksa hiç acımadan çocuğu öldürüyor hem de yine hastalıklı bir şekilde. Bugüne kadar bulunan çocuk cesetleri suyla boğulmuş ve sol gözleri oyulmuş vaziyetteydiler.
Yeni oyun başladığında olaya eski bir polis şimdiyse muhabir olan Alexander Zorbach'ta dahil oluyor. Her nedense katil tüm suçu onun üstüne atacak bir takım şeyler yapıyor ve bizim ana karakterde artık arandığı şu vaziyette bir kaçak olarak hem adını temizlemeye hem de süre dolmadan kayıp çocuğu bulmaya çalışıyor. Ona bu mücadelesinde doğaüstü bir güce sahip olduğunu iddia eden kör bir fizyoterapist ve köpeği TomTom yardım ediyor. Merak edenler için kör kızımız Alina dokunduğu insanların geçmişlerini görebiliyor tabi belli koşullar altında herkeste çalışmıyor yani gücü ve ilerde kendi ile ilgili bazı gerçeklerde ortaya çıkıyor ki çok ters köşe olsa da spoiler bunlar o yüzden susacağım.
Hikayeyi her bölüm başka insanların bakış açısından okuyoruz bu bazen ana karakter Zorbach oluyor bazen Alina bazen kayıp çocuk Toby bazense diğer yan karakterler. Bunun en iyi tarafıysa kimi okusak onun hakkında daha çok bilgi sahibi olmamız ve bana kalırsa tutsak olan bir kişinin an be an yaşadıklarını öğrenmek çok ilginç bir deneyimdi. Özellikle de aç, susuz ve havasız, daracık bir yerde hapisken insanın o çaresizliğini yazar çok iyi aktardı bize.
Onun dışında Alexander ve Alina'nın katilin bungalovun kilerine sakladığı kadın kurbanı felaket korkunç bir şeydi yani o kadının durumunu anlatmaya kelimeler yetmez. Yazarın burdan bir insanın manyakça, sadistçe ve iğrenç motivasyonlarla başka birinin hayatını nasıl karartabileceğini ve kendisinin de bu tarz sahneleri yazmak konusunda ne kadar başarılı olduğunu görüyoruz. Ufakta olsa bir ayrıntı vermem gerekirse Göz Koleksiyoncusu kadını öyle bir düzeneğe hapsedip işkence etmiş ki kadın yaşamaya devam ediyor fakat diğer taraftan da canlı canlı çürüyor, tabi vücudunu kesip biçtiği de cabası.
Olumsuz olarak gördüğüm bazı yerleri de vardı kitabın. Mesela karakter sayısı çok az bu da katilin kimliği konusunda bize fazla seçenek bırakmıyor ve şans eseri de olsa doğru kişiyi tutturmak çok olası. Yani demem o ki motivasyonunu ya da hayat hikayesini belki tahmin edemeyiz fakat öyle ya da böyle insan en az bir kere asıl katil için "Katil bu olabilir." diyor. Seçenekler az olsa bile yinede arka planını öğrenince hala şaşırtıcı oldu benim için ona lafım yok ama keşke daha zor bulabileceğimiz biri olsaydı katil.
Bu arada yine animelerden örnek vereceğim fakat katilin şuan olduğu manyak kişi olmasına sebep olan o olay Noragami'deki Yukine'nin sonuna çok benziyordu o zaman bu olay beni çok etkilemişti şimdi de yine ona benzer şeyler hissettim. Bu arada Noragami'yi de öneririm güzel bir manga gerçi ana karakter başlarda size fazla ciddiyetsiz biri gibi gelebilir ama aslında öyle biri değil ileride çok daha derin şeyler yaşanıyor.
Yavaş yavaş incelemeyi bitireyim basitçe okuyucunun bu tarz cinayet kurgularından beklediği şeyi sunduğunu söyleyebilirim. Katilin hikayesi ve motivasyonu da iyi düşünülmüş. Kitapta ki ters köşeler de oldukça şaşırtıcıydı. Dediğim gibi temposu biraz yavaş her bölümde yeni cesetlerle karşılaşmıyoruz yani mevcut bir oyun var 45 saatlik ve hikaye onun üzerinden ilerliyor ona ek olarak gördüğümüz tek kurban daha önce bahsettiğim kilerdeki kadındı. Ana karakter fena değildi zira Alina ona kıyasla okuması daha ilginç bir kişilikti diyebilirim tabi bu tamamiyle şahsi bir görüş ama ben kendisi sayesinde kör olmak hakkında daha önce hiç bilmediğim şeyler öğrenebildim. TomTom tatlış bir köpekti kesinlikle işe yarar bir pet, polislerse bir tık sinir bozucu özellikle de adını çikolataya benzer şekilde okuduğum o adam. Kitabın sonundaki olay üzücüydü bayağı ama olacakla öleceğe çare yok bir bakıma Alexander Zorbach Midyat'ta ki (ya da Dimyat ) pirince giderken elindeki bulgurdan oldu anlayan anladı daha ne diyebilirim ki.
Neyse güzel kitap katilimiz de manyak ama misyonu sağlam sonuçta şu dünyada aileden daha önemli birşey yok öyle değil mi? O yüzden demem o ki okuyun bu tarz kitaplara ilgisi alakası bulunan herkes için yeterince tatmin edici bir kitap ama yinede keşke daha çok vahşet olsaydı... Gerçi ben de en az katil kadar manyağım hatta itiraf etmem gerekirse gözlere karşı bir takıntım da var ve bu yüzden bu kitabı okuma kararı almıştım gerçi biraz hayal kırıklığı yaşadım çünkü katilimizin asıl olayı o değilmiş ama bunlar kişisel mevzular yani siz beni kafanıza takmayın bay bay.