·430 syf.····Okunma: 15 Haziran 2025 19:47 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Afganistan'da kadın olmanın tam zamanı olan yıllardan, savaş hükmünün verildiği yıllara uzanan: açlık, sefalet, çaresizlik ve koca şiddetinin en uç noktalarında hayatta kalmaya çalışan iki kadın : Meryem ve Leyla'nın yürek burkan hikayesi...
Dolu dolu anlatımda, savaşa -aslında katliama- tanık olurken: parçalara ayrılmış çocuğunun cesetini toplayan bir anneyle; vatanı için çocukları şehit olan, inatla kurtuluşa erecekleri günü bekleyen insanların, savaşın göbeğinde yaşama arzusuna; savaş yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan insanlara; kadının erkek çocuk doğuramamasının en büyük kusur ve kumanın çok doğal olduğuna; burkanın namus için bir kriter oluşuna; kadının erkeksiz sokağa çıkamamasına; kocasından kemerle dayak yemesinin olağan, kız-erkek evlat ayırdında erkeğin üstünlüğüne; sıla hasretine, ait olduğun topraklara savaş sonrası geri dönüşlere; ülkenin yeniden inşasında yer alan yurttaşlara ve daha fazlasına rastlanabilecek bir eser.
Yıllara önce okuduğum, unuttuğum ve arkadaşım için tekrar okuduğum, iyi ki de okudum dediğim dünyamda, tek tek karakterlere bakmak gerekirse;
Nana: 2 yaşında annesini kaybeder. Çocuk denilecek yaşta hizmetçisi olduğu evde Celil tarafından istismara uğrar. Hamile kalır, elalem ne der mantığında köhne bir köşede derme çatma bir kulübe yapılır ve orada yaşar. Hayatta mutluluğu hiç tatmamış, doğumunu tek başına yaparak çaresizliği öğrenmiş, epilepsi hastası bir kadın. Tutunduğu tek dal ise kızı Meryem.
Meryem : İstismar sonucu dünyaya gelen Harami. Haftada sadece bir gün babasını görebilir. Babasının evini merak eder ve bir gün merakına yenik düşer, evine gider. Annesi terk etti sanır, dayanamaz, canına kıyar. Meryem hayatı boyu kendini sorumlu tutar. 15 yaşında 45 yaşındaki Raşit ile evlendirilir. 27 yıl süren zulüm başlar. 7 kez düşük yapar. Bin bir türlü koca eziyeti görür. Korkan bir kadının neleri sineye çekeceğini bilen bir kadın olur.
Celil : Karısı ve çocukları kendine yetmez ve Nana'nın günahına girer. El alem baskısına yenik düşüp izbe bir yere Nana ve çocuğu Meryem'i mahkum eder. Meryem'den utansada günah çıkarmak için haftada bir günde olsa ziyaret eder. Çocuk Meryem'i 45 yaşında bir adamla evlendirir. Yıllar sonra son pişmanlıkta çare ararken zamana yenik düşer.
Molla Feyzullah : merhametin can bulduğu, Meryem'in yoldaşıdır.
Raşit : Çocuğuna sahip çıkamayan ayyaş bir baba. Karısı ve 10 yaşındaki oğlunu kaybettikten sonra kendinden 30 yaş küçük bir çocuğu kendine eş yapar. Toplumsal normlarda ne yaparsa yapsın, karısını kemerle öldüresiye dövse de sırf erkek olduğu için her daim ayrıcaklıdır. Meryem'in hayatını bitirirken 60 yaşına geldiğinde, çocuk gelin Leyla'yı da ikinci eş yapar. Onunda hayatına karabasan gibi çöker. Namusu kadına burka giydirmek ile çözerken, çıplak ayaktan namus bekçiliği yapar.
Leyla : Aşk evliliğinden doğan bir çocuktur. Ahmet ve Nur adında iki ağabeyi savaş sırasında şehit olunca annesi dünyadan elini eteği çeker, Leyla yok gibi yaşar. Annesi vardır ama aslında yoktur hayatında. Şansı babasıdır. Babi, babası kızının eğitimini önemseyen, özverili, yeterli bir babadır. Leyla savaşta bir ayağını kaybeden, çocukluk arkadaşı Tarık'a aşık olur. Tarık ülkeyi terk ederken Leyla kalır, yolları ayrılır. 14 yaşında üzerlerine düşen bir bomba ile anne ve babasını kaybeden Leyla, 60 yaşındaki Raşit ile evlenmek zorunda kalır. Savaşın hüküm sürdüğü açlığın artık katlanılmaz olduğu zamanda çocuğunu yetimhaneye bırakır. Çocuğunu birkaç dakika görebilmek için yollarda katlanacağı eziyetler oldukça zorludur. Meryem ile arasındaki kaderdaşlığı zamanla karındaşlığa evrilir.
Zaman : Merhametin, sevginin, sahip çıkmanın ete kemiğe büründüğü yetimhane hocasıdır.
"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma." S.7
"Aklına Nana'nın bir keresinde söylediği şey geldi; her bir kar tanesinin, dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir Kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu. Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu. Bizim gibi kadınların neler çektiğinin göstergesi, demişti. Başımıza gelen her şeye nasıl sessizce katlandığımızın." S.95
"Bütün sevgilerini, zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen anne-babaların, yeni çocuklar yapmalarına izin verilmemeliydi." S.122
"Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama." S.262
"Yılanın soktuğu adam bile uyuyabilir, ama aç adam, asla." S.313