Kitap, 1951’de Pont-Saint-Esprit kasabasında yaşanan kitlesel halüsinasyon ve zehirlenme vakasından esinlenilmiştir.
Detayları merak ederseniz Google de aynı isimde olayı arastira bilirsiniz.
Kitabın konusuna dönersek...
Öykü, 1950’lerde Fransa’nın küçük ve kasvetli bir kasabasında geçiyor.
Kitabı büyük bir merakla elime aldım; küçük bir Fransız kasabasında yaşanan gizemli bir toplu zehirlenme olayını okuyacağımı sandım.
Ama yanıldım. Gerçek olaya yalnızca son 10-15 sayfada ve oldukça yüzeysel bir şekilde değiniliyor.
Kitapta asıl odak, kasabanın fırıncısının karısı Elodie’nin iç dünyası.
Elodie; bastırılmış duyguları olan yalnız, arzuları olan ve içsel boşluğunu doldurmaya çalışan bir kadındır.
Bir gün anidan kasabaya gelen gizemli bir çift (Büyükelçi ve eşi Violet), tüm kasabanın dikkatini çeker özellikle de Elodie’nin saplantısı haline gelirler.
Ancak Elçi ve Violet oldukça esrarengiz ve ürpertici kişilerdir.
Herkese karşı soğuk, mesafeli ama bir yandan da her şeyin merkezinde gibi duran figürlerdir.
Elodie ise bu çiftin hayatlarına dahil olmaya çalışırken, kendi gerçekliğini adım adım yitirir; arzu, kıskançlık, suçluluk ve bastırılmış duyguları yavaş yavaş gün yüzüne çıkar.
Takip etmesi çok zor olmayan ve anlatımı basit bir kadının içsel çöküşünü ve bu saplantının kasabadaki büyük felakete nasıl bağlandığını anlatıyor kitap..