·468 syf.····Okunma: 15 Haziran 2025 09:58 Zweig’ın bu eseri ile birlikte okuma serüvenimde “yazar günlükleri okuma” devrini açmış bulunuyorum. Bu biraz da işin mutfağına girmek demek. Günlükler bir yazarın ortaya koyduğu tüm eserlerin köklerine işaret eder. Yani bir ırmağın doğduğu yer gibidir. Ve en önemlisi yazarın gerçek kimliğini ele veren asıl belgelerdir. Çok az yazar bu yazınsal mirası yayınlama amacı güder. Kimsenin girmeyeceği -en azından onlar yaşadığı sürece- bu kalede sorgusuz sualsiz “kendileri” olurlar. İşte benim günlük okuma merakımın arkasındaki asıl sebep buydu; perdelerin arkasındaki gerçek yazarı görmek. Bir çeşit şifre çözme, keşif yapma arzusu.
Evet, Zweig’ın günlüklerine gelirsek, yazar beni bir sürprizle karşı karşıya bırakmadı. Yani günlükler diğer edebi eserlerinin izdüşümü niteliğinde. Perdenin arkasında naif, hassas, ruhu acılarla yoğrulmuş Zweig’ı buluyoruz, eserlerini okurken zihnimizde çizdiğimiz portrenin aynısını yani. İlk defteri yazmaya Birinci Dünya Savaşı’ndan önce başlamış. Savaş bittikten sonra 1930’lu yıllara kadar günlük tutmamış. Ne zaman ki yeni bir savaşın ayak sesleri duyulmaya başlamış, Zweig yeniden kaleme sarılmış. “Yıllardır günlüğüme yazmıyorum ama bu gerilimi kaleme almalıyım” diye açıklıyor bu girişimini de. Yazarın duygularının yanı sıra zengin bir tarih bilgisi sunuyor eser bize. Her iki dünya savaşının da atmosferi çok derinlikli bir şekilde verilmiş. Yazarın bu çalışması anı türünde olan bir diğer eseri Dünün Dünyası ile paralel nitelikte. Ama tabi ki Dünün Dünyası ile aynı edebi derinliğe kesinlikle sahip değil. Çünkü Dünün Dünyası vitrine konma amacı ile yazılmış bir eser. Günlükler ise yalnızca güncel olayları ve yazarın duygularını içeren, edebilik kaygısından uzak, son derece yalın bir şekilde kaleme alınmış yazınsal ürünler. Kitap boyunca en çok göze çarpan şey yazarın üretme kaygısı. Sık sık şu ibarelere rastlıyoruz; “bugün çalışamadım, bugün çok az çalıştım, zihinsel olarak üretemiyorum…”. Bu anlaşılabilir bir kaygı tabi. Çünkü Zweig arada bir rahatlamak için gelişigüzel kalemi eline alan bir yazar değil. Yazarlık onun temel mesleği, nitekim hayatını böyle kazanıyor. Bu sebeple çalışmalarına bir akademisyen titizliği ile eğiliyor. Araya uzun zaman dilimleri -dünyanın barış içinde olduğu zaman aralıkları- girmekle birlikte bu günlükler yaklaşık bir otuz beş seneyi kapsıyor. Ve benim en net gördüğüm şey şu ki; Zweig hassas bir ruhla doğmuş ve her ne kadar dünyanın ve insanlığın gidişatı ona akıl almaz acılar yaşatsa da, geçen seneler onun ruhundaki naifliği hiçbir zaman eğip bükememiş.
Bu kitabı okumaktaki amacım zamanda yüz yıl geri gidip çok sevdiğim bir yazarın günlük yaşamına tanıklık etmekti. Aradığım zevki eksiksiz aldım. Fakat bu eser yazarın diğer kitabı Dünün Dünyası ile içerik olarak çok benzer bir çalışma ve ikisi de oldukça hacimli kitaplar. Eğer bu iki kitaptan yalnızca birini okumaya vaktiniz olacaksa Dünün Dünyası’nı okumanızı tavsiye ederim. Çünkü Dünün Dünyası’nda günlüklerden eksik kalan bir bilgi olmamakla birlikte edebi olarak daha derin ve daha güçlü bir eser. Günlükler’i okumak işin biraz da fantezi kısmı.
Güzel bir yolculuktu. Bir yalın gibi yüzüme çarpan İkinci Dünya Savaşı trajedisi bir an beni kitabı okumaya başladığıma pişman etmedi değil ama olsun.