9/10
·192 syf.··
2025 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2025 19:10
Spoiler içerir!! Zeytindağı, Osmanlı Devleti'nin, devleti ayakta tutmak uğruna kendi evlatlarını fütursuzca oradan oraya sürüklemesini anlatır. Ancak burada Falih Rıfkı, devletin izlediği politikayı suçlamaz. O, sadece vatan evlatlarının çektiği çileyi, Cemal Paşa’nın yaveri olarak gittiği ve gördüğü yerlerdeki gözlemleriyle aktarır. Bu gözlemler, sadece savaşın fiziki boyutunu değil, bir milletin ruhundaki sarsıntıyı da ortaya koyar. Gidenin dönmediği, dönenin tanınmadığı bir dönemdir bu dönem. Bunu kitaptan aldığım şu alıntı çok iyi özetliyor: > "İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: – Benim Ahmet’i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmet’i? Yüz bin Ahmet’in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: – Bu tarafa gitmişti, diyor. O tarafa? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı? Ahmet’ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet’ini görsen, ona da soracaksın: – Ahmet’imi gördün mü? Hayır… Hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü." Bu çarpıcı anlatım, savaşın ne denli insan öğüten bir felakete dönüştüğünü gözler önüne serer. Suriye, Hicaz, Yemen, Filistin, Kudüs... Bu cephelerde yaşanan –eğer buna yaşamak denirse– günler, bir damla suya duyulan özlemle geçmiştir. Ahmet’leri, Mehmet’leri arada yoklayan bu savaş, sonunda umutları çölün tozuna karıştırmıştır. Ancak bu savaş sadece fiziksel yıkım getirmemiş, aynı zamanda geride derin izler de bırakmıştır. Falih Rıfkı’yı en çok etkileyen durumlardan biri de şudur: Çölde şehit olan askerlerin bir mezarı bile olmaz. Çöl nankördür; bir yelle bastığın iz kaybolur gider. Yazar, sadece cepheyi değil, cephe gerisini ve kutsal topraklarda gördüğü çarpıklıkları da açık yüreklilikle kaleme alır. Falih Rıfkı, Mekke ve Medine’ye gittiğinde ise aradığını bulamaz. Çünkü Peygamber’e en yakın olması gereken Araplar, artık paraya tapar hâle gelmiştir; insanlıktan çıkmışlardır. Bunu şu alıntı çok net anlatır: > "Aşiretlerin bulunduğu çöllerin içine henüz paradan büyük Allah girmemiştir. Para uğruna yapılan her şey, Allah uğruna yapılmış gibidir." Bu gözlemler, savaşın yalnızca dış düşmanla değil, içerdeki yozlaşma ile de verildiğini hissettirir. Türkler, bu cephelerde imar çalışmaları yapmış; o bölgeleri bayındır hâle getirmeye başlamış ve bunda başarı da sağlamışlardır. Zira oralara harcanan paranın haddi hesabı yoktur. Ancak ne var ki, bu emeklerin karşılığı alınmamıştır. İşin kaymağını –tabiri caizse– İtilaf Devletleri yemiştir. “Sulh” adı altında Türkler kullanılmış, fakat barış masasında görmezden gelinmişlerdir. Falih Rıfkı bu durumu şu şekilde ifade etmiştir: > Türk, harpte kullanılmış, kıymetlendirilmiş, destanlaştırılmış; sulhte ise bırakılmıştır. En iyi çelikten yapılan, demiri et gibi kesen bu kılıç, sulh kılıfının içinde paslandırılmış; tekrar fırsat çıktığı zaman kanda yıkanmış ve ateşte parlatılmıştır. Tüm bu anlatılanlar, okuyucuyu yalnızca bilgilendirmez; düşündürür, sarsar ve geçmişle yüzleştirir. Bu kitap, hem bir anı, hem bir tarih, hem de dönemin politikasını açıkça yermeden ama düşündürerek eleştiren bir başyapıttır. Her Türk gencine, farkındalık kazandırması açısından mutlaka okunması gereken bir eserdir.
Duygu ve Düşünce
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,8bin okunma
·
204 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.