İnsanız; er ya da geç düşeceğimizi biliriz. Gençken bunu unutabiliriz: Koşarken, oynarken, iştahla yemek yerken unutmak kolaydır. Ama yıllar geçip hücrelerimiz eskisi kadar hızlı yenilenmediğinde, yani düşme zamanının yaklaştığı apaçık ortadayken, Sayın Düşme Korkusu’nu yok saymak ne mümkün. Acımasız bir zorba gibi dikilir insanın tepesine.
Düşme Korkusu’ndaki öyküleri okurken kalbim işte tam da bu korkuyla buruldu. Ama bir yandan da Adalet Ağaoğlu’nun son yıllarında evinden çıkamasa bile kalemiyle hâlâ uçabildiğini görmek içimi rahatlattı. Belki de hayatın anlamı budur, dedim: Son ana kadar uçmanın bir yolunu bulmak. Benim uçuşum, onunki kadar görkemli olmayabilir, belki kimse fark etmez bile... ama yine de insan, yine de uçabilir diye düşündüm.”