Puan vermedi·176 syf.··
2025 12. kitabı
Kitabı hep heh işte bu yüzden diye okudum. Sanki kitapta hep içimde düşündüğüm ama bi türlü dillendirmediğim şeyleri dillendiriyor gibi hissettim. Sürekli hak verdim ve sürekli kendimle bağdaştırdım. Size kitapta neler anlatıldığını ve nasıl bağladığımı anlatacağım. Ben bir hemşireyim ve ona yönelik bağlayacağım. Başka meslek gruplarına yazdıklarım ulaşsın çok isterim. Her meslekte işler nasıl yürüyor gerçekten merak ediyorum. Network: Kitapta hayatımızda 100 120 kişilik bir sosyal grubumuz olabileceğini bunların 20 30u akraba 20 30u çocukluk arkadaşı 20 30u üniversite ve sosyal çevre olacağını geriye sadece 10 20 kişilik bi kontenjan kalacağını ve sonuçta bu kısıtlı çevrede anlamlı bi network kurmanın komagenede anlamlı bi network kurma şansından daha düşük olacağını anlatıyor. Ben işçi bi ailenin çocuğu olarak geldim. Babam genelde memur maaşına yakın bi maaş aldı ortalama bi memur çocuğu gibi büyüdüm. Gittiğim tüm okullar devlet okuluydu. İyi bi lisede okudum ama aşırı köklü ve bana network katacak bi okul değildi. Üniversitede de gülhanede hemşirelik okudum. Herhangi kırsalda hemşirelik okuyan birine göre daha geniş ve donanımlı bi çevrem vardı ama okuduğum bölümün de getirisiyle bu çevrenin bana katacağı etki tartışılırdı. Bana yaptığı etki oradaki hocalardan birkaçını cvme ekleyebilmemin de etkisiyle hiç tecrübem olmadığı halde ankaradaki en iyi bir iki özel hastaneden birinde işe başlayabildim. Başka pek çok arkadaşımın çektiği rezilliği çekmedim başka hastanelerde. Ama sonuç olarak bu minik network beni muazzam bi yere de getirmedi. Stafftım günün sonunda. Benden çok daha çevresi olan bi kız başladı benden sonra hastaneye. Bu kitapta da okuyacağımız kendini satmayı bilen yöneticilerine gerekli yalakalığı yapan biriydi. Mesleğinin 1.5 yılında sorumlu hemşire yaptılar kızı. O sırada bi türlü bunları beceremeyen ben sürekli beğenilmediğim sevilmediğim bi ekip içinde kaldım. Çünkü ben profesyonel kalmak isteyen buna çabalayan biriyim. Sınırlarım var. Herkese her şeyi demem herkes bana her şeyi desin de istemem. Ama iş hayatı bundan çok uzak. Adeta bir lise gibi. Gruplaşmalar dedikodular iftiralar. Sınırı olmayan, rahatlıkla kavga edebilen, ağzına geleni söyleyebilen, kendini savunan, daha çok bağıran, daha çok konuşan, yanına adam toplayan insanların ilerlediği daha üst görüldüğü bir düzen içindeyim. Bulunduğum ortamdaki insanların kültürel düzeylerini beğenmiyorum. Oturup konuşabileceğim noktalar bulamıyorum. Hayata bakış açıları çok dar ve sonuçta çevremizdeki beş insanın ortalaması olduğumuz için onları çevreme alıp da kendimi daraltmak da istemiyorum. Bu insanlar hayatımda olsa hayatım sadece kim kiminle nerede ne zaman circle ı içinde gider bunu da istemiyorum. Ama şuan bulunduğum ortam bunu konuşan ve buradan kendini yücelten insanların üst olduğu bi düzen. Üniversitedeyken bundan çok daha farklıydım. Oradaki bazı hocalarım gerçekten kaliteli insanlardı ve onların gözüne girmek isterdim onlar beni sevsin isterdim. Ama iş hayatımda bu hissi yakalayamadım ve sonuç olarak network de yapmamış oldum. Herkesle iletişimim vardır ama bir işim düşse bana yardım edecek ya da benim yardım isteyeceğim bi yönetici yok. Kendi staff arkadaşlarımdan belki bir iki kişiye diyebilirim. Bu hastaneye bir gün atanıp gideceğim diye başladım ve bir b planım olduğu için buraya %100ümü vermedim. Ama verseydim bile bu karakter özelliklerimle kimse beni bi yere getirmezdi. Burayı sevsem bile daha çok sevilsem bile yolun sonu hep aynı: staff Hemşirelikte zaten zengin olamazsınız, 10 20bin fazla alır yönetici olursunuz anca. Ona da bunca enerji değer mi tartışılır. Özellikle özel sektör gibi bi sömürü düzeninde. Geçenlerde bi kongreye katıldım çalıştığım alana yönelik. Çok bilgili insanlar vardı ve bilgilerimin tazelenmesini mesleğimi profesyonel bi açıyla ele alabiliyor olmayı çok özlemişim güzel bi kongre geçirdim. Ama söz alma sırası bana geldiğinde kalkıp söz alıp da onları etkileyecek cümleler kuramadım. Kongre bitiyor gidiyorsun kendini tanıtıyorsun: ben böyle ben şöyle kendini kanıtlamaya çalışıyorsun. Bu bana çok acizce geliyor utanç verici geliyor. Ne desem utanç verici gelmez kendime onu arıyorum bulamıyorum. Bazen çalıştığım yerdeki gibi insanları kendimden aşağı görüyorum ve iletişmiyorum bazen çok yüksek görüyorum bu sefer çekiniyorum yine iletişmiyorum. Hayatın gerçeği bu iletişimler ve bunu yapmak lazım aslında ama o an yapamıyorum. Buna çekingenliğin yanı sıra özgüven eksikliği de diyebiliriz. Özgüven: Kitapta özgüveni yüksek kişilerin düşük olanlara göre daha başarılı olacağını anlatıyor. Örneğin bir doktor hastaya yanlış bilgi vermemek için hastanın önünde kitap karıştırıyorsa başka bir doktor özgüvenli bir şekilde hastalığı hakkında yanlış bir bilgi veriyorsa çoğunluğun yanlış bilgi veren doktora daha çok güvendiği ortaya çıkıyor. Bizim hemşirelikte de olay bu gerçekten. Bazen hasta yakınları soru sorduğunda kafamdan cevap vermek istemiyorum çünkü sorduğu sorunun cevabı bin tane farklı alternatife dayanıyor ve hangisi olduğunu kesin olarak söylemek mümkün olmuyor. Benim açık uçlu bıraktığım bu soruya o an yanımda bulunan diğer hemşire o kadar büyük bir özgüvenle o kadar kesin olmayan bi şeyi kesinmiş gibi diyor ki şaşıyorum. Temel basit tıbbi yorumlamalarını hastanın bizde biliriz yaparız ama tıbbi bilgiyi vermek doktorun işidir ve kompleks bi durumda zaten yorum yapmamaya hastayı yönlendirmemeye dikkat etmemiz gerekir. Ama mesela bunun sonunda yanımdaki kişi benden daha yetkin görünür. Aslında işi doğru yapan da benim. Ben yeni birini eğitirken de bilmediğim şeye bilmiyorum derim unuttum derim gel birlikte bakalım derim. Ama çoğu insan bunu yapamaz. Egoları buna müsaade etmez. Onlar buranın en donanımlı en iyi hemşiresidir. Gerçekten de öyle görünür dışarıdan kandırır da yöneticileri. Doğru yönetimin nasıl bir şey olduğunu biliyorum ve bir gün yönetici olursam iyi yönetebileceğime de inanıyorum. Ama bunca içi boş yalakalık yapan ve kendini satan insanlar arasında yönetici olamayacağımın da farkındayım. Ben üniversite eğitiminde bilginin ağırlığını anlamış bir insanım. O yükün altında ezilmiş bir insanım. Bir kliniğin rutin işleyişini ve temel bilgilerini bilmemin beni en iyi hemşire yapmayacağının da baya farkındayım. Bana bunlar özgüvensizlik veriyor. Hatta hemşirelik özelinde bence doktor kadar tıbbi bilgiyi –doğal olarak- bilemeyecek olmak da özgüvensizlik veriyor. Örneğin geçen gün diyetisyenlerin hastalarımıza verdiği diyet kısıtlamalarını içeren kağıdı gördüm ve hemen onu öğrenmem gerektiğini düşündüm. Aslında bunu bilmesem de bi şey olmaz yetki sorumluluğum değil. Ama hemşire olarak hastanın her şeyine hakim olmak isteyen biri olarak kendimi bunu bilmek isterken buldum. Sürekli yetersizlik hissi içindeyim –mesleğin karakterime uymamasının getirdiği bir şey de var. Bu kadar yetersizlik hissi içindeyken ne kadar özgüvenli olabilirsem o kadar oluyorum. O da zaten çok yeterli olmuyor. Kitapta özgüvenliy –miş gibi davranarak kendimizi kandırarak bu işi çözebileceğimizi söylüyor. O kadar farkındalığı düşük biri olmak çok isterdim. Ailesi tarafından susması istenilen ile ailesi tarafından şımartılan çocuklar arasındaki farka değiniliyor. Bu konuyu anlatmak isterim. Ben muhafazakar bir ailenin kız çocuğuyum. Onlar kendi yetiştikleri ortama kıyasla kendilerini geliştirebilmiş kişiler olmuşlar elbette fakat bu kökten bir değişim olmamış. Annem de babam da sessiz sakin kendi halinde insanlar ve ben de öyle büyüdüm ama okula başlayınca işler değişti. O kadar çok yırtıcı varlıklarla bir aradaydım ki hayatta kalma yarışı gibi. Tek medeni insan benim ve sanki herkes hayvan. Ergenliğe girişimle de hayatımda varolan günah baskısının üzerine oturma kalkmam giyim kuşamım falan eklendi. Erkeklere karşı olan çekingenliğimi anlatmıyorum bile arkadaş bile olamazdım erkeklerle. Yeni ortama girmekten zorlanan içine kapanık çekingen bi kızdım. Hatta büyük şehirde büyümüş ve küçük şehirde büyümüş çocuk farkını ben ekleyebilirim bu kitaba ek. Ben minik bi çevrede büyüdüm çok bi zorluğu olmadı hayatımın çekingen olduğum için yeni ortamlara da girmedim. Ama kuzenlerim hep büyük şehirlerde yaşıyordu benden çok daha yırtıcılardı kendilerini çok daha geliştirmişlerdi. Lise sanırım bunları üzerimden atmaya çalıştığım bir dönem oldu. Mesela kitapta bazı başarılı kişilerin –şimdi isimlerini unuttum. Ruhsal sıkıntılı olduğu dönemlerde ailesinin onları terapiye gönderdiğinden bahsedildi. Ben hayatımda hiç terapiye gitmedim ve muhafazakar bir ailede çekingen bir karaktere sahip yeni ergen bir kız olarak kendimi bulma yolumda destek görmediğim gibi ailem tarafından kabullenilmedim de. Çünkü ben beni dershaneye götürmek için başka yerlerden kısan bi ailede büyüdüm. Hep hesap kitap yapılan bazı lükslerin olmadığı bi ailede büyüdüm. Mezuna kaldığım dönem intihar etmeyi düşündüğüm çok kötü bi dönemimdi –mezuna kalmamadan bağımsız başka olaylar yüzünden. Ama o zaman bile bi destek alamadan kendim atlatmam gerekti. Çünkü terapiye başlarsam matematik özel derse gidemezdim. Zaten küçük şehir çok da bi terapist seçeneğim de yoktu o dönemler. Matematik özel ders benim için çok daha önemliydi bu yüzden psikolojimi kendi kendime hallederim bi şekilde dedim. Hallettim gibi geliyor seneler sonra bakınca ama hiç terapiye de gitmedim belki gitsem neler çıkacak bilemiyorum. Bunların yanında da beni o kötü ruh haline sürükleyen tüm olaylarla da tek başıma baş etmek zorunda kaldım. Çünkü ailem hiçbir zaman beni haklı görüp arkamda duran bi aile olmadı hep beni yargılayan bi aile oldu. Yani bu oversharingden sonra sonuç olarak: hep pohpohlanmış çocukla benden aynı özgüveni beklemek biraz zor. 18 yaşımdan beri ailemden ayrı yaşıyorum ve ne zaman onlarla bir arada olsam o özgüven düşüklüğünü yaşıyorum. Anlamına inandığı bir amaç uğruna mücadele vermek: Bunu üniversite dönemimde yaşamıştım. Türk Hemşireler Derneğinin öğrenci komisyonundaydım ve oradaki vizyonu misyonu çok benimsemiştim. Hayatımın çok büyük bi kısmını kaplıyordu çok aktiftim. Birlikte çalıştığım insanlar da çok kaliteliydi. Baya güzel birkaç seneydi. Derneği hala çok seviyorum full destekçileriyim ama mezuniyetten sonra öğrenci komisyonunda kalamayacağıma göre kendi yönetimleri içine de dahil olamadım/olmadım ve yollarımız dip dibe olmaktan uzaklaştı paralel oldu. O süreçte işe girdim zaten. Anlamına inandığım mücadelesini verdiğim bir yol iki yıldır yok ve bu anlam eksikliğinin bendeki motivasyon kaybını da fark ediyorum. Benim gibi işçi çocuğu memur çocuğu olup da zengin olmak ultra başarılı olmak fazla havada istekler. Ben o yüzden gelecek hedefimi hiçbir zaman çok para kazanma üstüne kurmadım. Bu kitapta da sonucundaki başarıyı değil bir şeyleri oldurmaya çalıştığınız süreci o yolu sevin diyor. Bence hayattaki en anlamlı tavsiyelerden biri. Gerçekten bizim uğrunda tutkuyla ilerleyeceğimiz o şeyi bulmamız ve ilerlememiz gerekiyor. Ben hemşirelikten 2023te mezun olmuş 2 senedir hemşirelik yapan 25 yaşında bi kızım. Hiçbir zaman çok iyi puanlar almadım, ailem zengin olmadığı için de güvenli bi tercih yapıp hemşire oldum. Size bundan memnun olmadığımı da uzun uzun anlattığımı düşünüyorum. Bu yoldan çıkıp kendime yeni bi yol çizmeye çalışıyorum. Bu beni ultra başarılı ve zengin yapacak bi yol değil ama bana daha çok anlamlı geleceğini düşündüğüm beni daha mutlu edecek bir yol. Umarım ilerleyen zamanlarda hemşirelik yolumu değiştirip başka bir yola geçebilirim.
Düşünce
Kalk Çalış Başarısız Ol!Behçet Yalın Özkara · Kronik Kitap · 20241,826 okunma
·
160 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.