·168 syf.····Okunma: 17 Haziran 2025 21:03 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
1980 yılında Kore'de gençlerin protestosu sadece 9 gün sürer. O kadar kısa sürede yaşananların etkisi ise bir ömür silinemez.
Lineer bir zamana sahip olmayan anlatımda, kimi zaman küçük bir çocuk, kimi zaman genç bir delikanlı, kimi zaman bir anne oluyorsun. Oditoryumda ceset kokusu içine işlerken, hastane morgunda yer kalmayacak kadar çok cesetin içinden arkadaşını/aileni arıyorsun. Tanınmayacak haldekilerden kıyafetlerle kimlik tespiti yaparken, masum insanların yargının karşısına çıkarılmadan, tereddütsüzce, güpegündüz tahminin ötesideki işkencelere tanık oluyor; monami siyah tükenmez kalemden nefret ediyorsun. Yoksun vicdanla geçen o 9 günde sayısız çocuk, kadın, yaşlı kurşuna dizilip yakılırken insanoğlunun zalimliğine aklın sırrın ermiyor. Ruhu bedenden firar edemeyenler, işkencelerden kurtulup sağ kalmanın yaşamak olmadığını biliyor, gerçek ölümün gelip anılardaki ölümleri yok etmesini bekleyerek insan olmaktan utanıyor. Kimi akıl hastanesinde kendi canına kıyarken, sen kabusların yanında sıfır kaldığı anılarda psikolojik otopsi yapıyorsun.
"Ruh kendi bedeninin yanında ne kadar kalır acaba?" sorusuna daha ilk sayfalarda asla cevabını yapıştırıyorsun.
Ruh bir kanat gibi çırpınır ve esintisi mum ışığını dalgalandırır mı acaba..." S.36
"Onların yüzlerini görmek istiyorum, onlar uyurken göz kapaklarının üzerinde dolaşmak istiyorum aniden rüyalarına girmek istiyorum, bütün gece alınlarından göz kapaklarına, göz kapaklarından alınlarına gidip gelmek istiyorum. Ta ki kâbuslarında kanayan gözlerimi görünceye kadar. Benim sesimi duyana kadar. Neden bana ateş ettiniz, neden beni öldürdünüz?" S.45
"... bireylerin özellikle vahşi olmadığını, insanoğlunun özündeki vahşiliğin kitlenin gücünden faydalanarak azami dereceye çıktığını söylemektedir." S. 74
"İnsan nedir? İnsanın bir şeyi olmaması için bizim yapmamız gereken nedir?" S.74
"İçlerinden biri kendi kamyonetini alıp gelinceye kadar merdivenlerde oturup düşündüm. Silah tutup tutamayacağımı, namluyu bir insana doğrultup tetiği çekip çekemeyeceğimi düşündüm. Askerlerin elindeki binlerce silahın yüzbinlerce insanı öldürebilmesini, demir merminin vücudu delince insanın yere yığılmasını, sıcak bedenlerin soğumasını düşündüm." S.89
"Siz bilir misiniz, insanın kendisinin tamamen temiz ve iyi bir varlık olduğu hissinin ne kadar güçlü olduğunu? Vicdan denilen göz alıcı parlaklıktaki mücevherin alnıma çakılmış gibi olduğu o ânın parlaklığını?" S.90
"Yani ağabey, ruh denilen şey hiçbir şey değil mi ki?
Yok hayır, yani o cam gibi bir şey mi ki?
Cam şeffaf ve kolay kırılan bir şey. Bu camın doğasıdır. Bu yüzden cam eşyaları dikkatli kullanmamız gerekir. Çünkü çizilir ya da kırılırsa kullanılamaz hâle gelir ve atılır gider.
Eskiden kırılmaz camlarımız vardı bizim değil mi? Onlar cam mıydı başka bir şey miydi emin değilim ama şeffaftı, sağlamdı ve gerçekti. Demem o ki ağabey, bizler kırılacak bir ruha sahip olduğumuzu gösteriyoruz değil mi? Gerçek camdan yapılmış insanlar olduğumuzu ispatladık." S.100
"Bazı anıların açtığı yaralar kapanmaz. Zaman geçtikçe anılar bulanıklaşmıyor, aksine geriye bir tek o anı kalıyor ve diğer her şey yavaş yavaş yok oluyor." S.102
"İnsanoğlu özünde acımasız bir varlık mıdır? Bizler sadece evrensel tecrübeleri mi yaşıyoruz? Sadece yüce bir varlık olduğumuz yanılgısıyla yaşıyoruz hepsi bu; her an bir hiç olan böcek, hayvan, irin, iltihap kümesine dönüşebilir miyiz acaba? Hakarete uğrayıp mahvedilip öldürülmek, tarihte defalarca kez tekrarlanan bütün bunlar insanoğlunun kaçınılmaz kaderi mi acaba?" S.103
"Sonğhi Abla benden farklı
Çünkü o hem tanrıya hem insanlara inanıyor.
Ben bir kez bile ikna olmadım.
Yalnızca sevgiyle bizi koruduğu söylenen bir yaratıcıya inanmam imkânsız.
İsa'nın duasını bile sonuna kadar sesli okuyamam.
Ben onların günahlarını affedersem, Baba da benim günahlarımı affedecekmiş ha.
Ben hiçbir şeyi affetmiyor ve hiçbir şey için af dilemiyorum." S.116