Biraz uzun sürdü bu inceleme
Puan vermedi·144 syf.··
2025 4. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2025 21:59
Okuma eylemi sabit değil; zamanla biçim değiştiriyor, anlamı da farklılaşabiliyor. Bazen aynı kitabı seneler sonra okurken farklı bir pencereden yeniden bakmak gibi. Bir roman, bir hikâye, bir şiir her okurda başka bir yerden açılır, başka bir yerden sızar içeri. Bazen bir ses, bazen bir imge, bazen bir boşluk etkiler insanı. "Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası" da bana yeniden farklı bir pencereden bakmamı sağladı. Biraz şiir kitabı incelemesinden çok, şairin hayatının incelemesi gibi olmuş olabilir bu yazı. Kitabı ilk okuduğum zamanlarda pek bir şey anlamadığım olmuştu. Sonradan yeniden elime alma, okuma fırsatı buldum. Bu sefer bir şarkı üzerinden giderek şiirlerini yeniden okudum. Şairin kendine has bir yalnızlığı var. Ötekileştirildiği, dışlandığı sıralarda boşuna kullanmıyor "Arkadaş" mahlasını. Yine ötekileştirmeye karşı avaz avaz şiirlerinde kendini ifade ediyor. Şiirlerine karşı gelen yol arkadaşları oluyor. Hatta 2021 yılında "Merhaba Canım" belgeseli çekimleri yapılırken, arkadaş olduğunu neredeyse inkâr edecekler olmuş. Belli şiirleri basılmıyor, yaşarken hiç şiir kitabı olmuyor zaten. "Bir gün bir şiir kitabım olursa, adı 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası' olacak," diyor. Kısa ömrü yoksulluk, hastalık (osteomyelit), acı ile geçiyor. Yaşadıklarını; isyanını, mizahı, ironiyi, acıyı, hüznü şiir yoluyla anlatıyor. “Onlara rağmen. Yaşarken zaten manipüle edilmiş, öldükten sonra eseri tırpanlanmış. Ama bugüne ulaşan şiirlerinde dahi kendini avaz avaz ifade eden bir insan var karşımızda.” “Allah ile kediyi eş görmek… Bir leylekle solucanın sevişmesinden, farklılıkların sevgisinden bahsetmek… Bunlar gerçekten döneminin acı edebiyatının içinde büyük cesaretle yaptığı şeyler. Dönemin entelektüel çevresi “şuna biraz mantık anlatın, leylekle solucan arkadaş olur mu” diyor. Ama ne güzel anlatıyor, etkilenmemek çok zor. Şiirlerinin isimleri bile çok güzel. "Daha ilk şiirinde İkinci Yeni etkisi açıkça gösterir kendini. (...) Zaman zaman ironiye ağırlık veren, güleç yüzlü şürler de yazar. 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası böyle bir şiirdir örneğin, mizah öğesini bolca kullanır. (...) Onun mizaha yaslanan, güleç şiirler yazması, bulunduğu kapalı odada bunalan birinin, zaman zaman nefes almak için kendini dışarı atmasına benzer." (İsmail Uyaroğlu, "Erken Bir Ölümden Geriye Kalanlara Toplu Bir Bakış Denemesi") Şiirlerinde Tanrı, anne,çocuksuluk,ironi. acı,karamsarlık hüzün, cinsellik kavramlarına sıkça rastlamaktayız. Kimi zaman kötümser şiirler sonraları acı ve hüzün umutsuzluk yeri geldiği zaman ironi ve güleç yüzlü şiirlerine de rastlarız hatta anne kavramını öyle içleştirmişki, SİNA AKYOL ile konuşnası sırasında “Sevgili Arkadaş, iznimle (!) "ana" sözcüğünü "anne" olarak değiştirivermiş. - Niye böyle yaptın Arkadaş? Arkadaş kendinden son derecede emin: - Bir acıyı anlatıyorsun. Acıların beşiği olan "anne" sözcüğü buraya cuk oturmuş. Ama bu sözcük "ana" diye yazılmaz ki... - Ulan, niye yazılmasın? Lafın "anne gibi incelikli söylenmişi varken, "ana" gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun!” “Anne sözcüğünün vurgunuydu Arkadaş” “Beyaz Ölüm Kuşları”nda diyor ki: “çocuk yalnız annesine yaşar çocukken / anne yalnız çocuğuna yaşamaz anneyken / bölüşür anneliği babanın kasığında / çocuğun bakışında çelişkidir büyüyen / ağlamak bir soru olur sevginin yarım payında / – ah baba… niye baba”… Neyi bölüşüyor annenin kasığında? Toplumla konuşamadığı şeyleri, tabu olan, fakat bizzat hissettiği her şeyi şiiriyle insanlara ulaştırmayı düşünen biri Arkadaş.” Yaşarken pek kıymeti bilinmeyen şiirlerine eleştiri yağmuru tutulan bir şair “Merhaba Canım” şiirinde Zeki Müren Vurgusu tartışmalara yol açmış cesur bakış açısı ile kendini yansıtmıştır Yaşarken Sahip çıkılmayan dışlayan ötekileştiren Arkadaşları’na Beyaz ölüm kuşların da dediği gibi bir çiçek gibi kopardı başkalarına uymayan yanlarını öldükten sonra da pek yoldaşları sahip çıktıkları söylenemez. Siyasetin üzerine şiir yapmıyor insanlarla paylaşamadıkları şeyin acısı şiir yan yana bile görünmek istemeyen arkadaşları. Kitabının adını Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası koymak istiyordu: ancak ölümün den sonra çeşitli dergilerde yayınladığı şiirleri "şiirler" adlı ilk kitapta ve daha sonra ikinci basım olan "sevdadır" da toplanmıştır. Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası,"Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı bu olacak!" 2014 de bu vasiyeti ailesi tarafından yerine getirilir "Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası" yeniden okuyucuları ile buluşur. - bu dünyadan arkadaş z. özger geçmedi. demişsin ama: Dünyadan bir "Arkadaş Zekai Özger" geçti. Hem de ne geçmek! Erken ölümü nedeniyle yerine getiremediği ve şairin vasiyeti olarak kabul ettiğimiz isteği bu kitapla yerine geldi. Kitap adına kavuştu, Arkadaş'ın şiirleri de özenli bir basımla okura... "NİYE ARKADAŞ Z ÖZGER FASLIDIR" Bir gün eve geliyor Arkadaş. Yokum. Gitmek üzereyken, Yavrum, adın ne? Arkadaş. - Anladım arkadaşısın oğlumun. Ama adın ne? Arkadaş. Yavrum tamam... arkadaşısın. Ama adını söyle de seni falanca aradı diyeyim oğluma. - Vallahi de billahi de adım Arkadaş! Eve geliyorum ve annemle Arkadaş diye bir adın olup olamayacağı Üzerine konuşuyoruz. Adı Zekai idi. Ama kendi kulağına "Arkadaş" diye üflemişti adını. Neden Arkadaş adı ise; Eşber Yağmurdereli'nin anlatımına göre James balwin Arkadaş Romanın dan esinlenmiştir Halit Özbayacı ise Rüyasında Tanrıyı gördüğünü ve Arkadaş olduğunu söyler. Şiirlerin de acıyı mizahı ironiye en çok hüzne çok rastlarız. Yeri geldiği zaman ötekileştirmeye karşı erkek egemen söylem yapan yol arkadaşlarına bile gönderme yapar........ Şiirin de açıktan tiye alır zamanı ve yaşadıklarını -Söyle türkünü - hayata ve yaşadıklarını anlamayanlara karşı döktüğü dizelerle aktarmış benim kederle hem de yoksullukla geçen çocukluğumu yeniyetmeliğimi kendi sınırsız güçleriyle çamura boyayan salgın ve bulaşık insanlardan haberiniz oldu mu sizin benim en içten sevgilerimi en masum sevinçlerimi ikiyüzlülükleri alayları karaçalmalarıyla boğan çevremdeki iğrenç ve bencil insanlardan haberiniz oldu mu sizin beni durmadan daraltan ve içime gömen acılarımı onulmaz bir yara gibi derinleştiren kimsesizliğimden haberiniz oldu mu sizin dün yalnızca sevdiğim bugünse taptığım güllerden tutukevlerinde hergün akşamüstleri boğulan güneşlerden bir gülüşlerine bir ankara feda ettiğim kardeşlerden haberiniz var mı Şiirlerini kendi dillerindeki gibi yorumluyorum bazen "bu şiirin içindeki yerini anlamıyan anlamaz anlayan gene anlamaz ayrıntılara girersek şiirin özünü yiterebilirsiniz bu konuda daha geniş bilgiyi ostomyolitist arkadaş z. özgerden edinebilirsiniz" Böyle de ifade eder. :)) 5 mayıs 1973 de 25 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Öldümü, öldürülümü ne olduğu yaşamının nasıl sona erdiğini bilemediğimiz şair 24 Ocak 1971'deki SBF Yurt Baskını sırasında aldığı darbelerin ve işkencelerin vahşi saldırıların etkileri altında kalmışlardır bu baskını da "adak" şiirin deki dizeler ile anlatmıştır, belkide ölümüne neden olan olayı yazan şair. biz üçyüz yurtseverdik üçyüz antı yurt bekçisi umutla beslerdik kanımızı yediğimiz al alma İçtiğimiz nar suyu her birimiz bir çiçek büyütürdük, görevimizdi bu sevgiyle sökerdik ayıkotlarını toprağın sevgiyle ayıklardik yaramaz kurtlarını açsın diye en güzel çiçek silahımız çiçeklerdi cephanemiz yüreğimiz sayımız azdı ama korkumuz yoktu, düşman ordusunun küçükbaşlarından biri elinde bir aygıtla bağırıyordu -söz veriyoruz, namus sözü namus sözü, kimseye dokunulmıyacak kimseye vurulmıyacak, hiçkimse dövülmiyecek teslim olun namus sözü biliyorduk hepimiz geçersek ellerine korkunç dövülme ve işkenceler... ama namus sözü verdi bir baş dokunulmıyacaktı kılımıza bile düşmanın namuslusu itin kudurmuşu ah şaşıyorum nasıl ölmediğimize -kimine göre bu baskında almış olduğu darbeler ile iki yıl Sonra beyni Kendini tüketmiştir yada Evden TRT Stüdyolarına giderken yeni bir Şiddet veya kendi halinde yaşama veda etmiştir. Neredeyse kimsesizler Mezarlığına defnedilecekken Hastane Morgunda Son anda bulunur. -Her şiirin ayrı bir hikayesi olması yaşadıklarını mizah ironi acı hüzün yoluyla kaleme bir alması çoçukluğunun yoksulluğu ise ayrı bir acı ile geçmesi geçirdiği OSTOMYOLİT hastalığı sağ bacağının sol bacağına göre aksamasınıda usta bir biçimde kaleme almıştır. -bursada doğmuşum, çocukluğum ve yeniyetmeliğimin ilk yılları bu kalleş kentte geçti, ben hiç çocuk olmadım diyebilirim, ya da bir çocuğun yaşıyabileceği hayatı hiç yaşamadım./ çocukluğum acılarla, yoksullukla ve hastalıklarla geçti./ benim hiç oyuncaklarım olmadı, anımsadığım tek oyuncak, babamın hastaneden çıktığı gün bana aldığı onbeş liralık bir bisikletti, sonra o da eskiciye satıldı, dingin, ağırbaşlı bir çocukmuşum o zamanlar da. hiç ağlamazmışım./ve galba bu yüzden şimdi çok ağlıyorum./ anlatıcak bir güzelliği olmadı çocukluğumun. - sevgi, işte trajedinin ta kendisi. ah. kimler bilir bir yüreğin bir yüreği sevmesini. niye yeni insanlar tanımanın bana sevinç verdiğini anlatmıya çalışıyorum. ben çabuk severim insanı belki bundandır çabuk yıkılışım -bazı şeyler farkında olmadan alınır, vericinin güçsüzlüğünden çok alıcının antenlerine bağlıdır bu. ben herkeslerden birşey alırım, onların (kendimce) iyi, güzel yanlarını seçerim, yoksa da yakıştırırım, var gibi görürüm, küçük yanlarını yüceltirim, kendimde başkalaştırırım onları, yoksa nasıl dayanılır bu insanlara. Kitap da olmayan ama İnternet üzerinden bulduğum Cavit Kürnek 'e yazdığı Mektuplar da ayrı bir hüzün taşımaktadır -off. ne zaman dinicek bu yağmur, ayakkabılarım da su alıyor. -yazlık gömleklerimden birini/iki taneydi zaten/oda arkadaşım aşağı düşürdü, gecekondu çocuklarından biri aldı, evine kaçırdı, dün üstünde gördüm, bir de yelek giymiş, yakışmış kerataya, hoşuma gitti. iki mendilimi, dört çift çorabımı yıkamaktan bıktım. Kendi geçmişi ve ailesi hakkında özellikle babası hakkında özeleştirisini “Tamirat” şiiri ile yapar ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi inandıramıyorum babama bir proleter olduğunu babam çok eski bir partizan kötü bir halk partisinin kalıntısına yamamış nefretini acıyı ve bir dönemi benden iyi biliyor ne zaman içki içsek bir cuma gecesi ertesi açlığı ve yoksulluğu benden iyi anlatıyor gördüm ki bir cuma gecesi ertesi babamın eskimiş bürokrat ayakkabılarının tamiratına nefretle vurduğu örsü ve çekici öfkesini köseleden ayırdığı bıçak açılmış bir gül gibi duruyor önümde vur gülüm vur gülüm vur gülüm vur sen de burjuva ayakkabılarının altına artık ne soğuk damarlarımdaki ne sıcak sadece bıçak gülüm sadece bıçak -Mizah,ironin ise en çok geçtiği şiidir belki; Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası "En önem verdiği şiirlerinden biri 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası'dır. Bir gün şiirleri bir kitapta toplanacaksa olmazsa olmaz dediği şiirdir 'tragedya'. Bu şiire bu kadar önem atfetmesinin elbette bir anlamı vardır. Ötekileştirilmeye başladığı sıralarda 'erkek egemen' söylem üzerinden siyaset yapan arkadaşlarına bir gönderme niteliğindedir şiir. O yüzden 'sakalsız'dır, 'oğlan'dır ve 'tragedya'dır. Bu şiir ile gizliden değil açıktan tiye alır zamanını ve yaşadıklarını." ("Bordo Bir Çiçek: Arkadaş Zekai Özger", Gülnika Güven, Bir Gün Gazetesi Pazar eki, 11 Kasım 2012, s. 3) "Arkadaş'ın Soyut dergisinin Ağustos 1967 sayısında yayımlanan 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası' âdeta 1968 neşesinin habercisidir. Onun kadar ironik, onun kadar naif, onun kadar cıvıl cıvıl, onun kadar hayatla, her şeyle ve hatta şairin kendisiyle dalga geçen ve bir o kadar da cesur ve hüzünlü. Ne zaman okursanız okuyun sizi her zaman bu şenliğin içine alıverir Tragedya." (Gün Zileli, "Arkadaş'ın İki Şiiri, 68'in İki Dönemi", Temren, Eylül-Ekim 2011, Sayı 5, s. 5) charles chaplin bir savaşta yitirdim sakalımı çıkmazlığın grev sesi umutlarımı vururken yendirdim bıyıklarımı papağan kuşkulara biraz elma şekeriyle kazıdım sakalımı lohusa şerbetiyle kazıdım sakalımı yanaklarım paprika lahmacun ister misiniz al işte sana böyle yüze böyle güz demeyin deseniz de sakal yok ya ucunda bu güz vermedi tarla seneye bıyık kerim ben ettim siz etmeyin sakal veririm size iğne iplik elimde bıyık dikerim size yanaklarım taşlıtarla kurabiye yer misiniz Sayın bayan dursanıza gözünüze kuş kaçmış bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine sakalınız uzamış inmiş ta belinize at kuyruğu yapınız ya da örgüleyiniz kedinizin bıyığını usturayla kesiniz yanaklarım bileytaşı ispirto sever misiniz yoksul ve utangaç bir müşteriyim ben sizde güneş bulunur mu biraz/kaktüs alıcam saksılarım yeşersin üç beş bulut verin de çok üşüdü güneşten şizofreni olucak çabuk olun lütfen dikenleri solucak yanaklarım gobi çölü soğuk su içer misiniz yüzüm eski bir artist yaşlandıkça shirley temple elimde bir baş soğan bir baş sarımsak ah ne kadar şakacısınız hiç hamlet oynamadınızmı olmak ya da olmamak bütün sorun bu yanaklarım yul bryner şimşir tarak istermisiniz En çok sevdiğim şiirleri ise Bu şiirlerden bir kaç alıntı yaparak devam etmek istiyorum -Hüzün mevsimi bağışlatıcı olmuyor ey bağışlatıcı olmuyor bilmem nerelerdeki özgürlük şarkıları bizim özgürlüğümüzü bunca kısıtlamışken tutsaklığımızı sürdürürken ezerken ezdirirken kurdukları düzende kayırdıkları güçlere kayırdıkları güçlere sanki biz insan değiliz ben hep tanrıyı düşündüm tanrıyı sevdim ben hep tanrının dediğini yaptım günahkar değilim baktım hiç düşünmedi tanrı beni hiç sevmedi baktım tanrı hiç yapmadı dediğimi töbe töbe ben günahkarım valla kaynattım üç tencerede üç ayrı aşı ekmeği kadına kadını tanrıya tanrıyı ekmeğe üleştirdim -Beyaz ölüm kuşları hayat sığmıyorsa gövdene yüreğini sığdır çocuk nemli bir sesi sığdır o gittikçe nemlenen çocuk çocuk sana bir dost gerek işte yeniden giyiniyor kendini çocuk bir çiçek gibi kopardı başkalarına uymıyan yanlarını kendini üstlemişsin var olmak için susmalar köprü çocuk çocuk sana bir aşk gerek sen iyilikler ve güzellikler uzmanı suskunun gizemli sabrı bir teraziyi en iyi kullanan iğnenin ve ipliğin mercek gözlü büyücüsü karnaval gecesinin eğlentisiz parmak çocuğu ey hayat canbazı ey ip şaşkını ezberle o incecik tel üzerinde hayatı dengeliyen asayı: aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk ikisini de doğuran şey aynıdır bir kuşa bakarken hüzünlendiren, bir güle baktıkça yürek kanatan, bir yüreği açmadan solduran, bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan, uyuz bir kedi gördükçe kanı kudurtan, suyu yüz derece sıcaklıkta donduran, anneyi üreten babayı çoşturan çocuğu güldüren, seni izmirlere çılgın gibi koşturan, bir vagon penceresinden şaşkın baktıran, bir mektubu ısrarla bekleten, umudu dalında çürüten, acıyı dayanılır kılan bir çıbanı irinle onduran aşka merhem sürdüren güneşsiz bir gök gördükçe öldüren öldüren öldüren. -Sevdadır Göğü kucaklayıp getirdim sana kokla açılırsın Giyecek çamaşır getirdim sana âdettir diye değil, sevdim diyedir bağışla, eski biraz bedenim uygundur diye bedenine elimle yıkadım, ütüledim elma ağacında kuruttum Solmuşsun benzin sararmış yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün öyle bükük bakma bana (youtube.com/watch?v=NnixlyM...) - O eski bir - O eski bir bir gün ben çocuk olucam. olucam kanıma güller takıcam eskitip yüreğimi çarşılarda pazarlarda tanrıya şeker alıcam koparıp ellerimi kitaplardan. kitaplardan nedenleri niçinleri sorucam. -Pencere pencereyi kapama gök dolabilir içeri sen neyi görebilirsin ıslak bir bulutun ağışını mı pencereyi kapama kuş dolabilir içeri sen neyi taşıyabilirsin kırık bir dalın yükünü mü Pencereyi aç Soluğun çıksın dışarı Sen büyütmedin mi ciğerinde onu Kokusu hayatı yıkasın diye Pencereyi aç Sesin sarsın dünyayı Duyulur elbet ta ötelerden Yürek kendini tanır. Ne güzel arkadaşsın be, sen hep çocuk kalabilen çocuk olmayı kalmayı hayal eden
Şiir
Sakalsız Bir Oğlanın TragedyasıArkadaş Zekai Özger · Ve Yayınevi · 20191,092 okunma
·
382 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
#okudumbitti :) O zaman ben de biraz uzun bir yorum yaparım. İlk defa bir şiir incelemesi okudum. Kitabı severek okuduğunun hissiyatını yazına güzel bir şekilde geçirmişsin. Hatta şiirleri ile birlikte yazar ile de bağ kurmuşsun gibi hissettim. Şairin incelemedeki en sevdiğim cümlesi " ben çabuk severim insanı belki bundandır yıkılışım." Oldu. Duyardım "pencereyi kapama gök dolabilir içeri" sözünü kime ait bilmiyordum. Sayende öğrendim. TDK'dan yazım kontrolüne göndermişler gibi bir kaç ufak yazım hatası gördüm. Ben yazım hatası yaptığımda uyarıldığımda seviniyorum. Sen rahatsız oluyor isen bundan sonraki kısmı okuma :)) He bir de varsa yorumda yazım hatam haber ver 😁 "Zaman zaman ironiye..." diye başlayan cümlede şiir yerine şürler gibi ufak bir yazım hatası olmuş. Bir de Ankara'nın A'sı ile Charles'ın C'si, Gobi'nin G'si, Shirley'in S'si büyük olacak :)) . "Öldümü öldürüldü mü*" , bryner ne bilmiyorum doğru yazımı hakkında fikir yürütemem. Son söz : tekrar emeğine sağlık :)
Muratt
Gönderi Sahibi
LâL çoşmuşum gene 😂😂hiç ne varki 39 satırda 😂😂
Bu incelemeyi okuyana "Fahri Dostluk" ünvanı veriliyor mu? Bu ne böyle asgajshshajal😂😂🤣🤣
Muratt
Gönderi Sahibi
LâL nasıl mutlu oldu dağlar sen öyle diyince 😅😅
Biraz mı 🙄 Ben bunu kaydedip 3 günde ancak okurum😏📚 kitap 144 sayfa 42 günde okunmuş incelemede 45 sayfa herhalde😆
Muratt
Gönderi Sahibi
dağlar senden iyi tatil yapan mı var aramız da 😂😂
Solmuşsun benzin sararmış… Öyle bükük bakma bana Epey uzun bir inceleme olmuş. Kaleminize sağlık:)
Muratt
Gönderi Sahibi
"Çam kolanyası" Onur Akın tarafından bestelenen en güzel şiirlerinden youtu.be/NnixlyMR8lY?si=... Çok güzel bestelenmiş Teşekkür ederim 😊🙏
144 sayfa kitabı 42 günde okumuşsunuz, ben de bu 144 sayfalık incelemeyi (!) kaydedip ara aea okumaya karar verdim 42 günde biter🫠