·198 syf.····Okunma: 20 Nisan 2025 00:00 Hayatımız, "bir yumağın sürekli sarılmasıdır". Yaşadığımız her şey, ardımıza takılıp gelmekte ve doğal olarak da birikmektedir. Yol boyunca ne yaşandıysa toplamaktadır çünkü.
"Bugün" diye adlandırdığımız şey, "geçmiş ve geleceğimizin toplamıdır".
.
.
İlksöz: Yaşadığım, hatırladıklarımdır.
Son yıllarda kendime çokça sorduğum sorudur; iyi bir hafıza lütuf mu yoksa lanet mi? Güçlü bir hafızam var, özellikle de görsel hafızam. Ayrıntıları not eden, unutmayan, herkesin unuttuklarını tek tek hatırlayan, neredeyse saniye saniye aktaran. Bazen çok değerli oluyor da o hatırlananlar bazen de ruha bir yük.
Peri Gazozu'na anılar kitabı dersek yanlış olur, hafif kalır. Daha çok çocukluk, gençlik ve ilk doktorluk yıllarında yoğunlaşan, iç içe geçmiş anılarla bezeli, kuvvetli bir baba-oğul ilişkisini haykıran anlatılar bütünü. Her bir anlatı bir konu/olay/nesne vb şey etrafında örülüyor gibi. Bu "şey" etrafında dönen farklı zamanlardaki anılar birbirini çağırıyor, o "şey"i merkeze alıp onla ilgili bir çok yeni anıyı hatırlatıyor. Bu anlatı biçimi, ilginçtir, okudukça benim de birçok anımı aklıma getirdi, o güçlü hafızam desem de sislerin arkasında kaybolmuş bir dolu anımı yeniden görmemi sağladı. Zaten önsözde Kesal'ın belirttiği gibi hem onun anlattıklarını seyrettim hem de onun anlattıklarından aklıma gelen benden hayat izlerimi seyrettim. Yazardan özür dileyerek şunu da itiraf etmeliyim ki bazen benden izleri seyretmem kitaptakileri seyretmekten daha uzun sürdü.
Ben kitabı okumaya başlayıp bitirdiğimde bilmediğim bir şeyden bahsedeyim şimdi. (Çünkü kitap öncesi araştırma yapmayı mümkün olduğu kadar sıfırda tutuyorum, sürprizlere açık bir okumayı seviyorum, gerekirse araştırmaları okuma bitimine saklıyorum). Kitabı bitirdikten sonra katıldığım söyleşide Ercan Kesal, bu kitaptaki bölümlerin zamanında Radikal gazetesinde yayımlanan yazılardan seçildiğini söyledi. (Evet bilmiyordum, ama sonra öğrenmek daha keyifli). Kesal o söyleşide, babasını kaybettikten sonraki yas sürecini bu yazıları yazarak geçirdiğini ve yazmanın kendisine iyi geldiğini belirtti. Bunu dinleyince, yazılardaki baba-oğul ilişkisinin yoğunluğu bir kez daha değerli oldu benim için. (İnsan okudukça, dinledikçe benzer anları paylaşmanın hem şaşkınlığını hem de garip bir "bu anları paylaşma kardeşliğinin" sevincini yaşıyor)
.
Bazen sarsan, bazen üzen, bazen neşelendiren, bazen hüzünlendiren ama çokça bana hafızamın derinliklerinde benim bile unuttuğum anılarımı yeniden "seyrettiren" bir okuma oldu. Birçok yerin altını çizdim, birçok acı olaya ben yaşamışcasına üzüldüm. Ama özellikle "Bir damla su" ve "Analar kokularından bulur kuzularını" başlıklı yazıları bir başka sevdim. Herkese tavsiyemdir.
.
Yorumu bir dilekle bitireyim, hayat bu ne olacağı belli olmaz. Umarım bu hayat, ilerde bir gün bir sürpriz hazırlar bana, Urla'da bir masanın etrafında Ercan Kesal ile oturup saatlerce konuşmamızı, birbirimize nice "seyirlik" anlar yaşatmamızı sağlar. Bana, Peri Gazozu sayesinde tekrar hatırlayıp seyrettigim nice anılar için ona bir teşekkür etme imkânı verir. Üstelik "litost'u da deşeriz iyice o uzun muhabbetin bir yerinde. Sanırım Ercan Bey de bundan memnun kalır ki hayatı boyunca diğerkâm olmaktan gocunmamış aksine gurur duymuş birini gözünden tanıyacaktır zaten. Sağlıcakla. Kitapla.
.
.
.
Sonsöz:
Oğlum, mektuplarını seyrekleştirme. Senden mektup gecikirse eski mektuplarını çıkartıyor dolaptan, onları okuyor baban. Sanki yeni gelmiş gibi üstelik.
.
.
.