Psikiyatrist ve mutasavvıf yazar Mustafa Merter, Hekaton’la Son Tango adlı eserinde, çağımızda aile kurumunun ve insan kimliğinin küresel projelerle nasıl dönüştürülmeye çalışıldığını eleştirel bir bakışla masaya yatırıyor. Yunan mitolojisindeki çok başlı, yüz kollu dev Hekatonkheires’in metaforik kullanımıyla, çok yönlü ve sistematik müdahalelere uğrayan bir insanlık tasvir ediliyor.
Merter'e göre; toplumsal cinsiyetin bulanıklaştırılması, biyolojik cinsiyet farklarının kültürel olarak silikleştirilmesi, eşcinselliğin normalleştirilmesi, eğitim sistemlerinin ideolojik içeriklerle zayıflatılması ve geleneksel değerlerin itibarsızlaştırılması gibi süreçler, insanı köklerinden koparıp yeniden biçimlendirmeyi hedefleyen kapsamlı bir küresel projenin parçasıdır. Bu dönüşüm yalnızca sosyolojik değil; aynı zamanda psikolojik, felsefi ve metafizik boyutlar taşır.
Kitap yalnızca teşhis koymakla kalmaz, çözüm önerileri de sunar. Merter, aile yapısının güçlendirilmesini, eğitim sisteminde manevi değerlerin yeniden merkeze alınmasını, biyolojik gerçeklik temelli bir toplumsal cinsiyet anlayışının savunulmasını ve devletin koruyucu-önleyici sosyal politikalarla bu alanlarda aktif rol üstlenmesini önerir. Bunlar, çağın dayattığı akışa karşı bir “manevî direnç hattı” kurma çabasıdır.
Ancak bu öneriler, bireysel özgürlük temelli küresel değer sistemleriyle açıkça çelişmektedir. Burada yazarın net duruşu önemlidir: O, bu çelişkinin uzlaşma ile değil, kararlı ve değer odaklı bir duruşla aşılabileceğini savunur. Çünkü bazı değerler pazarlığa açık değildir. Kimliğin, ailenin ve insanın özü; modernlik adına belirsizleştirilecek, yeniden inşa edilecek yapılar değildir.
Türkiye özelinde düşünüldüğünde, bu uyarıların dikkate alınması gereklidir. Zira kimliğin, aidiyetin ve maneviyatın hızla çözülmeye yüz tuttuğu, genç kuşakların dijital akış içinde yönsüzleştiği bir çağda yaşıyoruz. Merter’in sunduğu çerçeve, sadece bir analiz değil, aynı zamanda bir çağrıdır: Değerleri tartışmaya açmadan, onların ardında ilkeli bir şekilde durmanın çağrısı.
Sizce, küresel kültürle iç içe büyüyen genç kuşaklar için; bireysel özgürlük ile değer temelli aidiyet duygusu arasında bir denge kurmak mı gerekir, yoksa artık bu çatışmaya açık bir duruşla cevap mı vermeli?