Skyward serisinin dördüncü ve son kitabı Muhalif, yüksek temposu, galaksiler arası yolculukları, farklı boyutlara geçişleri, birbirinden kültür ve görünüm olarak ayrışan canlıları, yalın anlatımı ve sosyal destek sistemlerine yaptığı göndermelerle dikkat çeken bir yapıya sahipti. Bu yönleriyle beğeniyle okuduğum bölümler olsa da; ana karakterin zaman zaman çocuksu davranışları, tekrarlayan ve uzayan çatışma sahneleri, aynı ortamda geçen aksiyon temelli benzer olay örgüleri nedeniyle bazı bölümleri yalnızca bitirmek için okudum. Bu durum, Brandon Sanderson’ın epik fantastik türdeki serilerinde kurduğu derin evrenler, zengin büyü sistemleri ve psikolojik katmanlara sahip ilişkilerle beklentimi yükseltmiş olmasından da kaynaklanıyor olabilir.
Zaman ve mekânın olmadığı Yokyer'de cytonic güçlerinin sınırlarını keşfeden Spensa, Detritus Gezegeni’ne bir bedenin içinde iki kişi olarak geri döner. Kazıcı Chet, acıdan kaçışla şekillenen varoluşunu reddederken, Spensa ile derin bir bağ kurar. Duyguları yoğunlaştığında çevresindeki havayı ve nesneleri etkileyebildiği gözlemlenen Spensa, güçlerinin arkadaşlarına zarar vereceği inancı ile yalnızlaşır.Üstyapı’yı yıkmak ve uzun yıllardır baskı altında tutulan türleri kurtarmaya odaklanır. Hiper sıçrama ve uzun mesafe iletişimini sağlayan Taynix ırkını kurtarmak, Brade ve Winzik’in zulmünü sonlandırmak için çıktığı bu yolculukta, duyguların ve destek görmenin değerini yeniden keşfeder; yaşama ve kimliğine dair yeni bir bakış açısı geliştirir.
angelsbooks ile birlikte okuduğumuz Bilimkurgu ve genç-yetişkin türündeki Skyward serisi, uzayda geçen tempolu bir maceranın yanı sıra bir olgunlaşma öyküsü sunuyor. Zihin yormayan, hareketli bir bilimkurgu hikayesi arayan okurlar için uygun bir tercih olabilir.