“Bak eller dünyayı değiştirmişler, sen de değiştir dünyanı. Yarınlar senin. ”
1979 yılında yayımlanan eser Mustafa Kutlu’nun yazarlık hayatı bakımından önemlidir. Bugün “Kutlu Hikâyeciliği” dediğimiz, üzerinde çalıştığımız, incelemeler yaptığımız kısım bu eserle başlamıştır. Mustafa Kutlu “ustalık döneminin başlangıcını teşkil eden” bu eserden daha sonra yayımlayacağı dört eserde de izinden gideceği metot yardımıyla birbirine bağlı öykülerle çerçeve hikâye adı verilen yapıyı oluşturmuştur. Kutlu hikâyelerini bir çerçeve hikâye ve onun içinde yer alan alt hikâyelere yer vererek oluşturur. Yani kesretten vahdete gidiş dediğimiz tasavvufi kullanım bu hikâyelerde açıkça görülmektedir. 1979-1990 seneleri arasında kaleme aldığı, yazarlığının ana hatlarını meydana getiren ve akademik çevrelerce“Mustafa Kutlu Beşlemesi” olarak adlandırılan Yokuşu Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1987) ve Sır (1990) isimli eserlerinde bu tarzı daha fazla geliştirmiştir. Beşleme içindeki kitapların her biri, bağımsız olarak da okunabilecek, fakat roman gibi hep beraber baştan sona okunduklarında da asıl güçlerini sergileyebilen hikâyelerden müteşekkildir. Yokuşa Akan Sular (1979) Mustafa Kutlu’nun kendi sesini bulduğu bir eserdir.
“Yokuşa Akan Sular’ı oluşturan hikâyeler kendi içinde bir bütün, hikâyeler birleşince de eser başlı başına bir bütündür. Tarantino filmlerini hatırlatan bu kurgusal yapıda okuyucu aktif olmak, deyim yerindeyse bir yap‐bozun parçalarını birleştirmek zorundadır. Zira hikâyelerdeki şahıslar ortak, anlatılanlar birbiri ile bağlantılıdır. Bu açılardan romanın kapısında duran, ama hikâye olarak kalan bir eserdir Yokuşa Akan Sular. ”
Hikâyede, Kutlu’nun hikâyelerinde sıkça rastladığımız Anadolu’nun çeşitli yerlerinden çıkıp İstanbul’a gelmiş insanların, büyük şehirde ayakta kalma, var olma mücadeleleri anlatılır.
“72 senesinde İstanbul’a geldiğimizi söylemiştim. Küçükköy Vefa Poyraz Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapıyordum. Sultanahmet’ten yürüyerek Vezneciler’e gelirdim. Küçükköy’e burnu kesik mavi minibüslerle giderdik. O zamanlar tam arabeskin zamanıydı. Yani minibüs müziğinin zirve yaptığı yıllar. Bu dönemde sanayi semtlerini, kahveleri, işçi sınıfını, gecekonduları şehrin çeperinde var olmaya çalışan insanları tanıdım. ”Yokuşa Akan Sular” o günleri anlatır. ”
Kitap on hikâyeden oluşmaktadır. Bunlar kitapta sırasıyla şöyledir:“Mukaddime, Önce,Kalıcı Mıyız?, Bekâret, Yokuşa Akan Sular, İkindiyi Kılmak, Bayramdan Kaçanlar, “Gergef, Firak Açmadadır, Dayan Seydali”.
Yazar, ilk olarak Mukaddime bölümünde hikâyenin kahramanına büyük şehirde yapması gereken şeyleri anlatır ve karşılaşabilecekleri durumlar noktasında tabir yerindeyseonları adeta uyarır.
Önce isimli ikinci kısımda hikâyenin başkahramanı diyebileceğimiz Kars’ın Göle kazasından olan Cevher Bican çıkar karşımıza. Cevher Bican’ı dayısı köyden şehre çağırmış ve geldiği ilk günde onu bir fabrikaya işçi olarak götürmüştür. Fabrikada işçi olarak çalışacaklar arasında Bican’la birlikte utangaç, Siirtli Seydali ve Adapazarlı da vardır. İşçiler Bican’dadahil ortama şaşkın şaşkın bakarken, bir tek Adapazarlı kendinden emin bir hâldedir. İşçilerin başı ise Derviş Usta’dır.
“Kalıcı mıyız? ” da ise Adapazarlı, Zülküf Ağa ve Bican’ın sohbetiyle başlamaktadır. Bu bölümde kahramanları daha iyi tanıma fırsatı buluyoruz. Yazar bize onların hayatından kesitler verir. Seydali’nin namaza düşkünlüğünü, Bican’ın aile hayatını; Zülküf Ağa’nın yaşlılığını, yorulmuşluğunu, hamayılını, zamanında geçirdiği pehlivanlığını ve Adapazarlı’nın iş yükseltme hedeflerini okuruz bu bölümde. Anlıyoruz ki kahramanlar garip insanlar. Bu bölümde Zülküf Ağa’yı iş kazasıyla kaybediyoruz. “Bekâret”te Bican’ın dayısını oğluyla denize gitmesi ve Bican’ın bu yaşadıklarını gördüklerini yadırgaması anlatılmıştır. Yokuşa Akan Sular bölümü Bican veSeydali’nin cüz oyunu oynamasıyla başlamış ve kavgalı bir grubu Bican’ın ısrarı ile seyrederlerken kendilerini kavganın ortasında bulmalarıyla devam etmiş, karakolda noktalanmıştır. “İkindiyi Kılmak “ ta sanki hikâyenin olay akışı bölünmüş gibi görünse de yine gariban bir öğretmen kahramanın bir günlük yaşantısı içinde büyük şehrin sıkıntısı ve karmaşıklığın arasında kahramanın sürekli ikindi namazını ertelemesi anlatılmıştır. Burada yazar büyük şehrin içinde insanların durumunu gözler önüne serer. “Bayramdan Kaçanlar”da Bican’ındayısıgille birlikte bir akrabasını ziyaret etmesi, ziyaret edilen ev halkının durumu ve diğer bölümlerde olduğu gibi Cevher’in yadırgamaları anlatılmıştır. Sekizinci kısımGergef’de Bican’ın dayısıgilin ev hali, aile hayatı anlatılmıştır. FirâkAçmadadır’dan sonra son bölüm “Dayan Seydali’de sağlık problemi nedeniyle Seydali’nin fabrikayı bırakıp üç tekerliyle karpuz sattığını görüyoruz.. Bir gün Seydali camide namaz kılarken üç tekerlisi ortadan kayboluyor, bir hışımla üç tekerliyi aramaya çıkan Seydali yürüyüş yapan işçi topluluğunun arasında Bican’a rastlıyor. Yokuşa Akan Sular bölümünde yaptığı gibi Bican’ı o grubun içinden çekmeyeuğraşıyor. Seydali Bican’ın inadıyla baş edemiyor ve silah sesleri arasında Bican’ı kucağında kaybediyor. Kitap Bican’ın ölümüyle son buluyor.
Hikâyede işçi, memur her kesimin yaşadığı maddi zorlukların yanında, şehirde kaybolan ilişkiler, yalnızlaşan insanlar,betonlaşan kentler anlatılır.