Ya Tahammül Ya Sefer(1983)
“Hoca ne demişti? ‘Sizler davanın yılmaz erlerisiniz, bu dava sizlerin omuzlarında yükselecek. ”
“Ya Tahammül Ya Sefer kederle yoğrulmuş bir kitaptır. Saklı yanlarımızı deşer. Bir muhasebedir. Her hesaplaşma gibi acıtır ruhumuzu. ”
Ya Tahammül Ya Sefer hikâye kitabı ilk baskısını 1983 yılında yapmıştır.
Kitap şu hikâyelerden oluşmaktadır: “Fotoğrafta Biri Var, Hilâli Gördün Mü? , Görülen Geçmiş Zamanın Aşırı Uçları, Limandaki Yoğun Sis, Kuşlar da Kaderle Uçar, Ya Tahammül ya Sefer, Dön Geri Bak, Sarışın Sorular, Elhân-ı Siyaset, Kara Kumudur Kalan, Gün Işığı Nereye, Oyun Bozan, Irmaktan Öteye”.
Kitapta bulunduğu ortamı yadırgayıp hizmet aşkıyla yola çıkan üniversiteli genç, İlhan’ın hikâyesi anlatılmaktadır. İlhan’ın babası Akseki Âsım ve onun arkadaşı Erzurumlu Yunus gençliklerinde hizmet aşkı ve dava şuuruyla medreseye gider gelirler, dava arkadaşları, Kerim, Arapkirli Osman ve Murat da medresenin daimi üyelerindendir. Çoğu gençlerden oluşan medresenin üyeleri okulu bitirince durum değişir, medreseye gidip gelmeyi bırakırlar.
“Mektebi bitiren gidiyordu. Davayı kucaklayıp gidiyordu, öyle sanıyordum, başka türlü olamazdı. İmtihanları sıklaşanların ayakları kesiliyordu. Sonra hocalar. Her sonbahar, onlardan bir ikisini Edirnekapı’ya, Sahra –yı cedid’e, Karacaahmed’e uğurlayıp geliyorduk. Kendileri gidiyordu, kitapları raflarda, sesleri dershanelerin, konferans salonlarının köşelerinde tozlanıyordu. O sandalyelerin yetişemediği, konuşmaların ayakta alkışlandığı, geç vakitte
kızarmış gözler, terli kırışık alınlar, sıkılmış yumruklarla yeminlerin verilip alındığı salon neden gittikçe tenhalaşıyordu? Hiç soramadım. Bir türlü sormaya cesaret edemedim.
Üzgündü Murat ağabey. (…)
Eski arkadaşlarından çoğu hoca olmuşlardı. Bazen bayramlarda gelir burada buluşurlardı, şadırvanın başında. Geçmişi kurcalamak ziyan. Pahalı kumaşlardan elbiselerini kırıştırmamaya çalışarak oturur kalkar, artık yağ bağlamaya başlayan göbeklerini hoplata hoplata gülerlerdi.
Sonra büsbütün gelmez oldular.
Artık gençler de gelmiyordu. Ben yine her zamanki gibi derneğin önünü sular, süpürürüm. Sanki biraz sonra birileri gelecek diye.
Nazım usta öldü. Dükkanı devraldım. Bu dükkandan başka bir yeregidemezdim tam karşısında medrese. Hey Kerim, Keriiim.. desen duyulacak yerde. ”
Arapkirli Âsım Profesör, Erzurumlu Yunus da avukat olur. Bunların da davayla pek ilgileri kalmaz. Biri kendini siyasete adar, diğeri ise ilme. Değişen konumlarıyla birlikte bu kişilerin ve ailelerinin hayatı da değişir. Artık hayatlarına kokteyl partileri girer, kafalarında farklı planlar çizilmeye başlanır. Yapılan bu partiler, kaldırılan kadehler kahramanımız İlhan’da karşı tepkiler uyandırır. Annesi Fetanet Hanım da oğlunun bu durumuna üzülür ve onun tedavi görmesini uygun görür. Âsım Bey’in arkadaşlarından Murat ve Kerim dava hizmetlerini devam ettirirken onları tanıma fırsatı bulan İlhan, Murat Bey’in vefatından etkilenir. Üniversiteyi bitirince etkilendiği kızı, ailesini bir yana bırakarak arkadaşı Veysel’den gelen mektupla yolculuğa(sefere) çıkarak bulunduğu yerden ayrılır.
“Bir çözülme var orada. Nasıl çözülüyor? Bu iş dünya hayatı ve maddi gerçeklikler insanın başına üşüştüğü zaman onun ne kadar direnebileceğini, ne kadar davaya sahip çıkabileceğini görüyoruz. Yaşayan tecrübeler, bize gösteriyor ki gevşeme oluyor. Çoğunlukla çözülme oluyor. Dünya menfaatine kavuştuğu andan itibaren, dik duran azdır yani fazla olmaz. ”
“Ya Tahammül Ya Sefer” bizim neslin, bizden önceki neslin bizden sonraki neslin muhasebesidir. Bizim nesli çok etkilemiştir”
diyen Mustafa Kutlu Hareket dergisinin Eylül 1981 sayısında “Nurettin Topçu’yu Düşünmek” başlıklı yazı neşreder. Ya Tahammül Ya Sefer’in özeti niteliğinde olan yazı şöyledir :
“Hoca vefat edeli altı yıl olmuş. Zaman ne de çabuk geçiyor. Acaba rahle-i tedrisinden geçenler arada bir olsun onu hatırlıyorlar mı? Hiç… Sanki yaşamadı. Sanki eli paltosunun cebinde, hafif öne eğik, düşünceli Divanyolu’ndan, Sultan Ahmet Camisi’nin önünden, yağmurda ıslanmış çınar dalları altından Yarınki Türkiye’yi hayal ederek yürüyüp gitmedi. Gülhane Parkı’nda hiç oturmadı.
Mütemadi şakıyan bir kuş gibi incecik ve duru suyunu dağıtan fıskiyeye dalarak İradenin Davası hakkında bir şey söylemedi. Yolu hiç Vefa Lisesi’ne, İstanbul Lisesi’ne uğramadı. Topçu’ya ne oldu acaba? Neden o kadar kısa zaman içinde yitip gitti. İzi timi kalmadı. Kalmadı mı? Kitapları yok mu? Fikirleri yaşamıyor mu?
Adına ödüller koyacak, anma günleri tertip edecek, hakkında incelemeler, araştırmalar yapacak kimseler yok mu? Tilmizleri olmayanlar çabuk unutulur. Hoca unutuldu mu? Onun konferansları, dersleri, makaleleri, konuşmaları ile yetişmiş nesilleri. Kimileri kendisinin alınmadığı üniversiteye girdi, yükseldi, hoca oldu. Kimileri meydan-ı siyasete atıldı, mebus odu, bakan oldu. Kimileri şöhrete, kimileri paraya kavuştu. Ne yapıyorlar? Varsa, kalmışsa eğer, kütüphânelerinin el değmemiş köşesinde bir tesadüf eseri birden karşılarına Hareket mecmualarına, hocanın kitaplarına, albümde solmuş sararmış bir fotoğrafa takıldıklarında ne düşünüyorlar? Yoksa mirası red mi ettiler? Bütün dergileri, kitapları, fotoğrafları hatırlanmak istenmeyen maziye dönmek üzere hayatlarından silip çıkardılar mı? Bir zamanlar kalpleri dâvanın heyecanı ile Çemberlitaş’ın ara sokaklarında hızlı hızlı yürüyenler;genç dimağlarında din ve millet için yanıp tutuşan ateşi alevlendirmek üzere bir mabede koşar gibi gidenler nerede? ”
Ya Tahammül Ya Sefer hayat-ideoloji ekseninde okunması gereken ve tüm zamanlarda geçerliliği olan unsurlar taşıyan bir eser niteliğindedir.
YTYS, temasının tüm zamanlarda geçerliliğinden ötürü dönüp tekraren okunacak, yeni çözümlemelere zemin olacak denli bir öyküdür. Hayat-ideoloji denkleminidaha sahih kurmada yadsınamayacak önemde belirlemeler sunmaktadır. Bir dâva, ideoloji, mücadelenin nasıl yürütülmesi, hangi kuvvete dayanması, hangi sütunlar üstündeyükselmesi hususunda da altı çizilesi satırlarla örülü durumda YTYS. Ele aldığı tema günümüz dünyası ve özellikle Türkiye’sinde ne kadar da taze? Bir sırat köprüsünü andıran günümüz dünyasında; sağlam, kişilikli, kimliğinden utanmadan, kimliğini reddetmeden, ondan köşe bucak kaçmadan durmanın ne denli zor olduğu ayan beyan ortada olduğu bu toplumda da her ideolojik muhit (dâva) kendi Asımları, Yunusları ile boğuşmayı sürdürmektedir.