Bu kitap beni iyileştirdi cidden
9/10
·416 syf.··
2025 17. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2025 22:01
(Çok minik bir-iki spoiler var ama pek bir etkisi olacağını düşünmüyorum) Beğenir miyim beğenmez miyim hiç emin olmadığım bir kitaptı. Tabii beğenmeyi çok istiyordum çünkü kendi cebimden 490 TL vermişim yani, parasına değsin dedim. Korktuğumu yaşamadım ve gerçekten de kitabı öyle sevdim ki. Diğer incelemelerde de bahsedildiği gibi "fantastik" türünde diye içinde çok yoğun bir fantastik olduğunu sanmayın. Tanrılar, aralarındaki savaş, birkaç yaratık, büyülü bazı şeyler var ama tamamen bunlarla sınırlı. Hafif bir fantastik yani. Kitapların fantastik olarak geçmesine rağmen içinde yoğun fantastik bulundurmamasını sevmeyenler olduğunu gördüm ama bu beni rahatsız eden bir şey değil, yoğun fantastikler gibi hafif fantastikler de olacak elbette. Asıl önemli olan kitaba başlamadan önce nasıl bir fantastik olduğunu bilmek bence. Ben hafif olduğunu bilerek başladım ve o sırada tam da hafif bir fantastiğe ihtiyacım varmış, gerçekten iyi geldi. Çok romantizm olduğu söylendiği ve ben romantizmi pek sevmediğim için ondan rahatsız olmaktan korkmuştum ama karakterlerin ilişkilerini çok sevdim, vıcık vıcık bir şey olmadığı için rahatsız etmedi beni. Hatta bırakın öyle olmamasını, öyle güzel bir romantizmdi ki... Tam sevdiğim türde, gerçekten de böyle bir ilişki okumaya ihtiyacım varmış. Ana karakterlerimiz Iris'i de Roman'ı da çok çok sevdim. Öyle çok derin karakterler değillerdi ama bir gazetede köşe yazarı olmak için çabalayan, on sekiz ve on dokuz yaşlarındaki iki insan en fazla ne kadar derin yazılabilirdi pek bilemiyorum. Iris için başına gelenler yüzünden kimi zaman çok üzüldüm, kimi zaman çok mutlu oldum, cesareti ve azmi sebebiyle kimi zaman onu tebrik ettim. Roman'ın Iris'e beslediği duyguları; onun için endişelenmesini, mutlu olmasını, onunla gurur duymasını, onu korumaya çalışmasını okumak ÇOK TATLIYDI. Okuduğum en sempatik zengin züppe olabilir (züppe değildi tamam). Başlarda kendisine Iris'e duyduğum kadar büyük duygular beslemiyordum ama kitap ilerledikçe o kadar, o kadar sevdim ki. Özellikle son 100 sayfada bitirdi beni. OF AŞIRI AŞIRI ÜZÜLDÜM ÇOCUĞA, OTURUP AĞLADIM RESMEN, ALLAH KAHRETMESİN. Okuduğum kitaplarda erkek karakterlere kolay kolay büyük bir sevgi beslemem. Ana kadın karakterin sevgilisi olmak için hikayeye girmiş ve oradan da kendine doğal olarak büyük bir yer edinmiş gibi görünür; hiç öyle güzel yazılmış, sempatik, sevilesi karakterler olarak gelmezler bana. Sadece "ana karakterin sevgilisi" gözüyle bakarım. Ama bu kitapta Roman, sadece Iris'in sevgilisi olmaktansa tamamen ayrı bir karakter gibi gözüktü bana. Bir de şu klişe "karanlık, sert, uzun, büyük" erkek karakterlerin tam zıttıydı. Tamam, sert karakterleri de severim ama onlar da bana fazla gelir. Roman'ın öyle centilmen, öyle düşünceli ve cesurdu ki özellikle de Quicksilver'daki Kingfisher'dan sonra ruhumu iyileştirdi resmen. Aralarındaki ilişki için "nefretten aşka/düşmandan aşka" diyen birini gördünüz mü bilmiyorum ama gördüyseniz de aldanmayın, çoğu kişi tarafından söylendiği gibi tam bir "rakipten aşka". Öyle bir nefret falan yok aralarında, sadece aynı pozisyonu almaya çalıştıkları için bir rekabet ve onun getirdiği gıcık olma durumu var. Hatta bu gıcık olma durumu daha çok Iris için geçerli. Roman her ne kadar gazetede ilk çalışmaya başladığında Iris'e gıcık olsa da biz o zamanları görmüyoruz. Ben rakipten aşka ilişkilerde büyük bir nefret, düşmanlık görmeyi beklemediğim için ilişkilerinin gelişimi beni rahatsız etmedi. Iris arada Roman'ın çok yakışıklı olduğunu düşünüyor mesela, gıcık olduğun birinin yakışıklı olduğunu düşünmek normal bence (ben de yaşamıştım çünkü daha önce). Roman'ın kitabın başından beri aslında içten içe sempati beslemesi, hatta bunu kendisi de sonra anlasa da ondan hoşlanmasını da çok anormal bulmadım. Iris uzun bir zamandır abisine yazdığı mektupları farkında olmadan Roman'a gönderiyor ve Roman bunları okuyor. Hayatını, üstesinden gelmek zorunda olduğu zorlukları, dışarıya asla yansıtmadığı duygularını, çaresizliğini ve korkusunu görmüş biri olarak Roman'ın Iris'e sempati beslemesi de normaldi bence. Ben sadece o gıcık olmak ve sempati duymak arasındaki geçişi görmek isterdim. Bunun yanında Iris de Roman'a karşı yumuşasa da o rekabet duygusunu ve gıcık olmayı kendi içinde sürdürmeye devam ediyor. Yaşadıkları birkaç şeyden sonra bunlar tamamen gidiyor tabii. Bunun arasındaki geçiş de biraz ani olmuş gibi gelmişti bana. Bu ikisinin dışında Marisol ve Attie adında yakından gördüğümüz karakterler var. Kitap Iris ve Roman'a çok odaklandığı için bu karakterleri öyle çok ayrıntılı görmüyoruz tabii ama geçmişleri hakkında bilgi sahibi oluyoruz. İkisi de ÇOK ÇOK tatlıydı. BAYILDIM. Enva ve Dacre, zaten savaşta olan iki tanrımız. Onların hakkında konuşmaya pek gerek yok. Mitlerini okuyoruz, Hades ve Persephone'den esinlendildiği çok açık ortada ama okuması çok güzeldi. Bir de dediğim gibi mitlerini, aralarındaki savaşın nasıl çıktığını falan öğrendik ama nedense bir yanım ikinci kitapta bir şeylerin büyük bir değişikliğe uğrayacağını düşünüyor. Bir yanımda saçmalama falan diyor. Artık okuyup göreceğiz. Bunların heeepsinin yanında kitap yaşanan olaylar ve sahneleri ile de beni çok etkiledi. Bildiğimiz gibi ortada bir savaş var, ben bu savaşı neredeyse hiç görmüyoruz sanıyordum ama gayet de görüyormuşuz. Karakterlerimiz savaş muhabiri olarak cepheye çok yakın bir kasabaya gidiyorlar ve arada da kısa süreliğine cepheye gidiyorlar. Savaşı biz buralarda görüyoruz. Kasabada kimi zaman sirenler çalıyor. Gece sirenlerini ilk öğrendiğimde ve çaldıkları ilk sahneyi okuduğumda aşırı gerildim (ben izcilik yapıyorum ve bir gece nöbetimi aklıma getirdi, özellikle de bu yüzden o kadar gerilmişimdir muhtemelen). Kasabaya cepheden yaralı askerler getiriliyor ama doğal olarak gerçekten çok ağır yaralılar ve hepsi hayatta kalamıyor. Onların durumlarını okumak o kadar üzdü ki beni, gözlerim doldu hep. Karakterler kısa süreliğine cepheye gittiğinde de orada yaşananları okuyoruz. Sürekli bir çatışma görmüyoruz ama oradaki gerginliği, kuralları, uyarıları okumak bile beni hem gerdi hem de üzdü. Spoiler vermeden kısaca sonuna da değinmek istiyorum. Duygusal olarak baktığımızda sonu beni bitirdi ama onun dışında harika bir sondu bence. İkinci kitabın arka kapak yazısını okuduğumda daha da heyecanlandım. Aslında serinin nasıl biteceğini az çok tahmin edebiliyorum. En azından ana karakterlerimiz için mutlu bir son olur herhalde, tabii yazar büyük bir ters köşe yaparak bizi dumura uğratmaya karar vermemişse. Bu iki minnoş mutlu bir sonu hak ediyor gerçekten VE BENİM DE ONLARI MUTLU GÖRMEYE İHTİYACIM VAR. Dediğim gibi sonunu tahmin ediyorum ama bu ana karakterlerimizi kapsıyor sadece. Diğer şeyler hakkında hiçbir fikrim yok. İçinde bulundukları sorunu nasıl çözecekleri hakkında da bir tahminim yok. İşin heyecanı da burada zaten. Her yönüne değinerek anlatmaya çalıştım ama kitabı bu kadar sevmemin en büyük sebepleri tamamen kişisel sebepler. Anlattığım şeylere olan bakış açılarınıza göre siz de sevip sevmeyeceğiniz konusunda iyi bir tahmin yürütebilirsiniz bence.
Ebedî RekabetRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 20251,244 okunma
·
339 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Irmak
Gönderi Sahibi
İkinci kitaba pdf veya fiziksel olarak hemen şimdi ihtiyacım var başka hiçbir kitaba elim gitmiyor