Puan vermedi·112 syf.··Beğendi
· Max Porter'ın kendine özgü anlatımı ile bu kez bir gencin zihnine, duygularına eşlik ediyoruz. Toplum tarafından dışlanmış, kendine bir yer edinememiş. Her yaş için geçerli ama genç yetişkinlik dönemi özellikle o aidiyet hissine en çok ihtiyaç duyulan dönem. Kendinin bile kendini anlayamadığı bir dönemde en çok anlaşılmak istemez mi insan? İşte Shy, çocukluğundan itibaren bunu bulamamış.
Kaybolmuş ama en çok yorgun hissediyor. Çünkü kabusları var, beklenmedik anlarda ortaya çıkan neyin tetiklediğini bilmediği bir saldırganlığı. Zihni o kadar kalabalık ve çocukluğun getirdiği dışlanma, farklı olma hissi o kadar fazla ki; artık hafiflemek istiyor. Bu gece, kendisi gibi olan dışlanmış gençlerin kaldığı Son Şans okulundan, sırt çantasına doldurduğu taşlarla gölete doğru ilerliyor. Ne olacak bilmiyoruz ama son sayfalara kadar, sırt çantasının gittikçe artan ağırlığını hissediyor ve yaşadıklarını okurken onu anlıyoruz.
Kitaba başlarken, yazarın daha önceki kitaplarında olduğu gibi dağınık görünen farklı bir anlatım karşılıyor bizi. Kalemini tanıyorsanız, o dağınıklığın okuru kitapta tutan bir ritim sağladığını bilirsiniz. Uç uca eklenmiş şiirler gibidir bazen, bazen de gerçek ile hayalin iç içe geçtiği bir bulanıklık. İlginç bir şekilde kitaptaki duyguları kaçırmazsınız. Ve kim bilir belki de anlatıklatını hafifletmenin bir yoludur bu anlatım tarzı diye düşünürsünüz.
Benim için yine etkileyici bir yolculuk oldu. Kesinlikle kalemi ile tanışılması gereken bir yazar, tavsiyemdir.