·360 syf.····Okunma: 11 Nisan 2025 00:00 Elena Ferrante’nin yazmış olduğu Napoli Romanları serisi, dört kitaptan oluşuyor. Aynı mahallede yaşayan iki küçük kızın çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemlerini sade ama derinlikli bir şekilde anlatıyor.
Romanda Lina ve Elena’nın (Lenu) dostluğuna tanıklık ediyoruz. Lina; cesur, çok zeki, çabuk öğrenen ve zaman zaman kötücül yönleriyle dikkat çeken bir karakter. Lenu ise çalışkan, kararlı ve daha sakin bir yapıya sahip. Aralarındaki dostluk, zaman zaman zıtlıkları da içinde barındırıyor. Sevgi, kimi zaman kıskançlığa; yakınlık, hasete; iktidar ise boyun eğmeye dönüşüyor.
Romanın en etkileyici yanlarından biri, gerçekçiliği. Karakterlerin düşünce dünyaları, çatışmaları ve duygusal gelgitleri öylesine sahici ki, anlatı adeta hayatın içinden bir kesit gibi ilerliyor. Öne çıkan karakterlerden biri de Nino Sarratore. Hem Lina’nın hem de Lenu’nun hayatında önemli bir yere sahip. O “melek yüzün altındaki şeytan”ı gören okurlar, zamanla Nino Sarratore’ye duydukları öfkeyi ifade edebilmek için “Nino Sarratore’den nefret edenler” adında blog bile açmış. Bu durum bana Kurtlar Vadisi’ndeki Çakır karakteri için düzenlenen hayali cenaze törenini hatırlattı.
Ferrante’nin romanları sadece iki kadının hayatına odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda İtalya’daki toplumsal dönüşümleri de gözler önüne seriyor. O yıllarda yaşanan yoksulluk, mahalle şiddeti, kadın hareketlerinin başlangıcı, sokak olayları ve dijital çağa geçiş gibi toplumsal değişimlerin izlerini romanda net biçimde görebiliyoruz.
Beni en çok etkileyen yönlerden biri ise romanda hiçbir karakterin tek boyutlu olarak sunulmamasıydı. Lina’ya kimi zaman öfkelendim, kimi zaman empati kurmaya çalıştım. Aynı şekilde Lenu’ya da “Artık yeter” demek istediğim anlar oldu. Romanı sürükleyici kılan, yazarın bu gerçekçi ve sade anlatımıydı. Sizler de Lina ve Lenu’nunn hikayesini merak ediyorsanız Napoli romanlarını okumalısınız.