Kutsal kitabımız Kur'an-ı Azimüşşanda Maide Suresi'nde 82'nci ayette belirttiği üzere: Andolsun, insanlar içinde, mü’minlere en şiddetli (ve tehlikeli) düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri (ve Protestan, Evanjelik gibi Siyonistleşmiş Hristiyan kesimleri ve sözde Müslüman geçinen işbirlikçileri) bulursun. Mümin kişi Allah'a kalben imân etmiş olması, yahudi için kabul edilmez bir durumu ifade eder. Kendilerini tek ve seçilmiş olarak görmeleri, diğer ( goyim) inanlara yaşam hakkı tanımadığını gösterir Hristiyanlar için ise durum Evanjelizm uydurması ile putperest hristiyanları da kendi yanlarına çekme politikası muvacehesiyle amaçlarına hizmet eden bir topluluk olarak yerlerini almışlardır. Allahü Teâlânın Hz Musa efendimiz vasıtasıyla Allah'ın emirlerine uyulması karşılığında vaat ettiği toprakları onlara ikram etmiştir. Yahudiler bu ikram karşısında minnet etmeleri gerekirken zorluklar karşısında ve eski adetleri gereği verilen misaka( antlaşmaya) ihanet etmeleri nedeniyle Hz Allâh onların üzerine bela ve musibetleri göndermesi zorunluluğunu doğurmuştur. Hz. Allah kutsal olarak gördükleri topraklardan sürülmeleri ile başlayan olaylar zinciri ile bu topraklardan sürülmüştür. Farklı zaman dilimlerinde Babil Kralı Nebukadnezar ve Romalı komutan Titus bu lanetli kavmi vaat edilmiş topraklardan sürülmelerine ön ayak olmuşlardır. Lanetli topluluk ( Yahudiler) Hz. Allah'a inanmayan bir topluluk ile cezalandırmıştır. Dünyanin değişik yerlerine göç eden bu aşağılık kavim Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile birlikte hac bahanesi ile kutsal topraklarda yerleşim yeri kurmuşlardır. Birinci Dünya Savaşını da bahane eden Yahudiler İngiltere askeriyesinin içinde görev almışlardır. Bu görev ile savaşmayı, taktik beceriyi, gerilla Savaşını, Askeri teknolojiyi yakından görmeleri bu savaşla birlikte avantaj sağlamalarına neden olmuşlardır. İkinci Dünya Savaşı esnasında da ABD askeriyesinde görev almış ve rütbe almış militamları savaş tecrübelerini iyice arttırmıştır . Osmanlı Devleti savaşta yenilmiş, kutsal topraklardan çekilme durumunda kalmış, vatan toprakları İngiliz ve Yahudi şeytani aklının isteği doğrulta, İngiliz için Filistin, Mısır ve İrak gibi petrol ve geçiş güzergahı ele geçirilmiş ve çok önemli pozisyonuna gelmiştir. Yahudiler için ise iki bin yıldır arzuladıkları vaat edilmiş topraklara geri dönüş ve devlet kurma gerçekliğidir. Siyonist lider Theodor Herz ile başlayan süreç İngiliz yahudiler eliyle resmen ete kemiğe bürünmüştür. İngiltere Dışişleri Bakanlığınca yayınlanan ve ismini de Lord Balfour denilen yahudiden alan Balfour Deklarasyonu, 1948'de İsrail'in kuruluşuna giden sürecin en önemli ayaklarından biri oldu. Şeytani akıl ile işleyen süreç sonu gelmez acılara sebep olacaktır. İngiltere ve Fransa eliyle kurulan yapay devletler ( Skyes-Piccot antlaşması ) Yahudi yerleşimciler ile karşı karşıya gelmiş ve onlarca yıl konuşulacak savaşların başlangıcı olacaktır. ABD ve AB ülkelerinden alınan silah, top, silah, silah mermisi, el bombası, havan topu, mayın ve C4 türevi silahlarla üstünlüğünü kurmaya çalişmasi güç dengesini Araplardan, Yahudiler lehine çevirecektir. Bu süreç ile birlikte Balfour Deklarasyonu , aynı zamanda Filistinlileri ve Arapları "bazı Arap ülkelerinin son dönemde ilişkilerini normalleştirme eğilimine girmesine rağmen" İsrail ile henüz sona ermemiş uzun süreli bir çatışma sürecine soktu. 1948 ile kurulan terör örgütü 2025 yılına girdiğimiz bu süreçte Apartheid rejimini andıran bir şekilde televizyonlar sayesinde canlı canlı bizlere izlettiriliyor. İngiliz ve ABD yönetimindeki güçleri sayesinde BM denilen kurumu da işlevsiz hale getirerek kendi aleyhlerine hiç bir tasarı komisyondan geçmemektedir. Bizlerin bu durumda İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği gibi teşkilatlarda kınamadan ziyade artık harekete geçmenin gerektiğinin görünmesi lazımdır. Müslüman ülkelerde satılmış kişi ve gruplar mevcuttur. Bu oluşumları bertaraf ederek içeride güçlü olduktan sonra, teşkilatlar içersinde de güçlü durarak aksiyon alınması gerekiyor. Yahudiler ve Hristiyanlar güçten anlar çünkü tarihin bir çok diliminde güç karşisinda boyun eğmişler ve anlaşmak için çaba sarf etmişlerdir. Eğer aklımızı başımıza almakla ilğili bir çaba gösterilmez ise üçüncü dünya savaşını bilfiil yaşarız. Müslüman ülkelerin çok çalışması, birlik ve beraberlik içinde olması elzemdir. Hz Peygamber birlik ve beraberliğin önemi ile ilgili sözleri mevcuttur. Siyonizm, kapitalizm, sosyalizm, kominzm yenilecektir çünkü Hz. Allah'ın vaadi vardır ve burada bize düşen Hz. Allah'ın yardımı ile birlikte aksiyon almamızdır. Peygamber efendimiz hadis-i şerifinde belirttiği gibi: "İki günü eşit olan bizden değildir." ifadesinde olduğu gibi olmamız duası ile. Son olarak bu eserde yazarın bir çok konuda hakkaniyetli olması sevindirici lakin İslam dini terörü meşru görmez. Eserde Hamas, El Fetih, El Kaide için İslami terör örgütü hastalıklı zihniyetin ürünüdür. Başk bölgesinde ki ayrılıkçılar, İRA örgütü, Aryan Ulusları, Kılıç ve Rahip Kolu, Ku Klux Klan gibi örgütler, terör örgütü olarak değil ayrılıkçılar olarak görülür. Ayrımcılık ve iki yüzlülük yahudi ve hristiyan zihninde neşvu nema bulması normal olarak görülmesini de kutsal kitaplarına dayandırılmış olması da ayrı bir garabettir. Eseri faydalı bulduğumu dile getirmem gerektiğini düşünüyorum. Hacimli ve bilgi dolu olması her kesime hitap etmeyebilir.