·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Haziran 2025 23:10 Kafka birden ışıklandırılmış havuzlarda yüzen balıklarla konuşmaya başladı: 'Nihayet huzur içinde bakabilirim size, artık sizi yemiyorum.'
Hayvan Yemek, insanların et yiyip yememesi konusunu bağımsız ve tarafsız bir gözle anlatan bir kitap değil. Bu bir pro-vejetaryen kitap. Kitabın teması bir cümleyle “Neden hayvan yememeliyiz?” olarak özetlenebilir.
Bu argüman tek bir kanaldan değil, olabildiğince farklı noktadan, aynı anda savunuluyor.
Yediğimiz türleri yok ettiğimiz ve bunun yapay bir yeni düzen oluşturduğu ve oluşturacağı,
“Günümüzde okyanuslarda bulunan ton balığı, köpekbalığı ve diğer yırtıcı balıkların sayısı elli ila yüz yıl öncekinin sadece onda biridir. Birçok bilim insanı, tüm balık türlerinin elli yıldan evvel yok olacağını öngörüyor.”
Et yemenin aslında çok verimsiz bir beslenme yöntemi olduğu,
“Bir hayvanın 1 kalorilik hayvan eti üretebilmesi için 6 ila 26 kalorilik yemlenmesi gerekiyor.”
Hayvancılık faaliyetlerinin çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğu,
“Domuz endüstrisinin vermeyi arzuladığı izlenim, tarlaların domuz atıklarının toksinlerini emebileceğidir, ancak bunun doğru olmadığını biliyoruz. Artıklar su şebekelerine sızar ve amonyak ve hidrojen sülfit gibi zehirli gazlar buharlaşarak havaya karışır. Futbol sahası büyüklüğündeki lağım çukurları taşımaya yüz tuttuğunda, endüstrinin geri kalanı gibi Smithfield de sıvılaşmış gübreyi tarlalara püskürtür. Veya bazen, vahim nörolojik hastalıklara sebep olabilecek gazlar oluşturan saf dışkı buharını öylece havaya bırakır. Endüstriyel çiftliklerin yakınında yaşayanlar, kronik burun kanamaları, kulak ağrıları, ishal ve ciğer yanması gibi rahatsızlıklardan yakınıyor. Vatandaşlar, böylesi uygulamaları kısıtlayan yasaları yürürlüğe sokmayı başarsa da endüstrinin devlet üzerindeki muazzam etkisi, bu düzenlemelerin çoğunlukla hükümsüz kılınmasına veya uygulamaya yansıtılmamasına yol açıyor.”
“Tipik endüstriyel domuz çiftliklerinin sahalarında yetişen çocukların %50 sinden fazlasında astım rastlanır.”
“ABD’deki çiftlik hayvanlarının tümü, insan nüfusuna oranla 130 kat daha fazla atık üretiyor - bu kabaca saniyede 40.000 kg dışkı anlamına geliyor. Bu atıklar kanalizasyona oranla 160 kat daha fazla kirlilik yaratıyor.”
“Endüstriyel hayvancılık, küresel ısınmaya dünyadaki tüm taşımacılık faaliyetlerinin toplamından %40 daha fazla etki eder ve iklim değişikliğinin bir numaralı nedenidir.”
gibi birçok sav ortaya atılıyor.
Ancak kitapta en çok üstünde durulan nokta, özellikle endüstriyel hayvancılık faaliyetlerinin çok acımasız ve insanlık dışı olduğu. Kitap bu konuda bir sürü örnek veriyor:
“Büyük olasılıkla tavukların sadece tavuk olduğunu düşünüyordunuz. Aslına bakarsanız son yarım yüzyıldır farklı genetik yapılara sahip iki tür tavuk bulunuyor: Broyler ve yumurta tavukları. İkisine de tavuk diyoruz ancak bu hayvanların farklı işlevler için tasarlanmış, tamamen farklı bedenleri ve metabolizmaları vardır.
Yumurta tavukları yumurtlar. (1930 yılından bu yana, yumurtlama iki katından fazla artmıştır.) Broyler (kasaplık) tavuklar ete dönüşür. Aynı zaman diliminde, öncekine oranla yarı zamanda kısa sürede iki katından fazla büyümeleri sağlanmıştır. Tavukların ortalama yaşam süresi bir zamanlar onbeş-yirmi yıl arasıydı ancak günümüz broylerleri genellikle altı haftalıkken öldürülür.”
“Dişiler olgunlaşır olgunlaşmaz -hindi sektöründe yirmi üç ila yirmi altı, tavuklarda on altı ila yirmi hafta- kümese alınır ve ışık azaltılır; bazen yedi gün yirmi dört saat tamamen karanlıkta bırakılırlar. Daha sonra çok düşük proteinli bir diyete tabii tutulurlar, neredeyse açlık diyeti denebilir buna. Bu, iki üç hafta kadar devam eder. Ardından ışıklar günde on altı saat açık tutulur, tavuklarda yirmi saat, böylece bahar geldi zannederler. Üstüne yüksek proteinli yem verilir. Anında yumurtlamaya başlarlar.
Bu yolla artık dişi hindiler yılda 120, tavuklar da 300'den fazla yumurta bırakıyor. Bu, doğadakinden iki hatta üç kat daha fazla. İlk yılın sonunda tavuklar öldürülür çünkü sonraki sene bu kadar yumurtlayamazlar - endüstri, daha az yumurtlayacak kuşları besleyip barındırmaktansa kesmenin daha ucuza geleceğini anladı.”
“Bana göre, endüstriyel besicilik et üretiminden dolayı değil, hayvanlara en ufak mutluluk kırıntısı bile bahşedilmediği için yanlıştır.”
“Endüstriyel süt, yumurta veya domuz üretiminin iç yüzünü çok az insan bilir. Oralarda neler olup bittiği hakkında çoğu tüketicinin cidden bilgisi yoktur. Olan biteni görseler çoğunun dehşete düşeceğinden eminim.”
Özellikle bu ortamlarda çalışan işçilerin insanlıklarını kaybedeceklerini, Marx’ın “kendi emeğine yabancılaşma” tabiriyle anlattığı, yaptıkları işten kendilerini soyutlayarak etik duygularını kaybettikleri ve kaybedeceklerinin de üstünde duruluyor.
“İnsanlık dışı kesim faaliyetleri sıradan insanları sadistleştirebilir. “Bazen hayvanlar hiç uyuşturumazlar. Bir tesiste, işçiler tarafından gizli bir video çekildi ve Washington Post‘a gönderildi. Filmde, şuuru açık hayvanların işlem hattına alınması ve bir öküzün ağzına elektrikli cop sokulması belgelendi. Post’a göre, “20’den fazla işçi, filmdeki ihlallerin sıradanlığına dikkat çekti ve idarecilerin olan bitenin farkında olduklarına dair yeminli yazılı ifade imzaladı.”
“Eve gittiğimde canım sıkkın olurdu… Hemen aşağı iner ve uyurdum. Çoluk çocuğa bağırdım. Bir keresinde gerçekten keyfim kaçmıştı - karım anlatacaktır. Üç yaşında bir düve kesim bölümüne doğru ilerliyordu. Oracıkta doğurmak üzereydi, buzağının yarısı içeride yarısı dışarıdaydı. Öleceğini biliyordum, ben de buzağıyı çekip aldım. Of, of, patronum deliye döndü… Onlar bu buzağılara “sıvışma” diyor. Kanlarını kanser araştırmalarında kullanıyorlar. Buzağıyı istedi. Onlar genelde, ineğin bağırsakları bağırsak tezgahına döküldüğünde, buzağıyı ineğin rahmin keserek çıkarıyorlar. Önünde asılı duran bir ineğin içindeki yavrunun attığı tekmeleri, dışarı çıkma uğraşını görmek hiçbir şey ifade etmiyor. Patronum buzağıyı istedi ama ben onu ağıla geri gönderdim… Şikayette bulundum - ustabaşına, denetçiye, kesim bölümü müfettişine. Hatta sığır eti bölümü müfettişine bile. Bir gün kafeteryada, olan biten tüm bu pislik hakkında uzun uzun konuştuk. Çıldırmış gibiydim, bazı günler gidip duvarları yumrukluyordum, bir şey yapmıyolar diye… Şoklama alanında şimdiye kadar hiçbir veteriner görmedim. Kimse oraya gitmek istemiyor. Bak, ben eski bir denizciyim. Kan veya iç organlar bozmaz beni. Ama bu, insanlık dışı muamele. Ve bundan fazlasıyla var.”
“İnsanlar endüstriyel hayvancılık veya mezbaha koşulları altında insan olarak kalamaz. Şu anda, dünyadaki en kusursuz yabancılaşma örnekleri buralarda yaşanmaktadır.”
Yazar, hala bazı geleneksel çiftliklerin var olduğunu, burada hayvanlara işkence edilmediğini de söylüyor. Bunların sayıları çok az ve ürettikleri ürünler endüstriyel çiftliklere göre pahalı.
“Her yıl dünyada sayısı kabaca 50 milyarı bulan kara hayvanı endüstriyel çiftliklerde işleniyor. (Balıkların sayımı yapılmıyor.) ABD'de eti yenen veya süt, yumurta üretiminde kullanılan kara hayvanlarının yüzde doksan dokuzu endüstriyel çiftliklerden geliyor.”
Kitapta bu çiftlikler tam olarak savunulmuyor ya da yerilmiyor. Rakipleri bu kadar acımasız yöntemlerle daha yüksek kârlar elde etmesine rağmen bu insancıl yolda kalan çiftlikler övülüyor, ancak yine de hayvanları öldürdükleri için de eleştiriliyor.
Kitap, yukarıdaki bu sebeplere dayanarak, modern insanın artık et yemeyi bırakmasını ve vejetaryen bir yaşam sürmesini öneriyor.